"Ben bana düşeni yaptım! Sen de sana düşeni yap!"

Abone Ol

Esasen o gün halıcı için sıradan bir gündü...

Kalabalık bir köye tezgâhını kurmuş, köyün en yoğun olacağını düşündüğü caminin önünde halılarını köylülerin beğenisine sunmuştu.

- "Beyler, hanımlar, halılar var, kilimler var, sergiler var..."

Pazarlıklar başlamıştı. Birkaç halı da satmıştı o arada!

- "Allah bereket versin!"

- "Bereketini gör kardeşim!"

Tam da bu yollu cümlelerin yoğunlaştığı bir zaman aralığında bir genç yaklaştı halıcıya!

- "Halıcı amca bir dakikanı rica ediyorum..."

- "Buyur evladım, halı mı alacaktın? Daha çok gençsin ama geleceğe hazırlık olsun diye alıyorsan güzel kilimlerim de var!"

- "Hayır halıcı amca! Halı ya da kilim almak için gelmedim yanınıza!"

- "Öyleyse niye geldin evladım?"

- "Babam rahmetli oldu. Babamın cenazesini defnetmek için sizden yardım rica edecektim!.."

Halıcı, etrafının sakinleştiğini görünce şaşıran gözlerle gence bakarak,

- "Evladım, bende hocalık yok. Defin, cenaze işlerinden de fazla anlamam..."

- "Yok o bakımdan değil halıcı amca! Babam bazı kötü alışkanlıkları olan biriydi. O sebeple akrabalarımız da dahil köylüler defin işlerine yardımcı olmak istemediler. Bu sebeple sizden yardım talebim var. Yardımcı olursanız çok memnun olurum. Zor durumda kaldık... Bir yetişkin olarak önümüze düşer de bugün ailemize yardım ederseniz müteşekkir oluruz..."

Halıcı, anlatılanlardan hayli etkilenmişti...

Fazla istekli olmadığı halde 'peki' dedi!

Halıcı ve genç, cenazenin olduğu mahalle gittiler...

Halıcı, gencin babasının defin işlerine elinden geldiği kadar yardımcı oldu.

Mezar yerinin kazılmasından naaşın mezara konulmasına ve toprağa verilmesine kadar tüm aşamalarda mezarlıkta bulundu.

Son olarak ellerini Yaradan'a açarak içinden kısa bir dua etti.

Genç ve ailesi, halıcıya müteşekkir oldular.

***

O günün gecesi genç, rüyasında o halıcıyı gördü.

Rüyasında, cennet gibi bir ortamda oldukça mutlu ve mesuttu, halıcı!

Daha da çarpıcı olanı, kötü alışkanlıkları olduğunu bildiği merhum babası da halıcı ile birlikte cennet gibi bir ortamda oldukça mutlu ve mesuttu!

Haydi halıcı neyse ama babası rüyasında nasıl böyle müjdelenmişti!

Genç, halıcıyı bulmaya karar verdi.

Yine bir köyde, bir caminin önünde halı satarken buldu, halıcıyı!

- "Size bir şey sormak istiyorum!" diyerek gördüğü rüyayı anlattı, halıcıya!

- "Siz defin işlemlerinde ne yaptınız ki babam da sizinle beraber çok mutluydu rüyamda?"

- "Sen de biliyorsun neler yaptığımı! Rican üzerine usullere uygun olarak defnettik. Allah rahmet eylesin..."

- "Hayır, hayır, bu kadar olmamalı! Definden sonra kısa da olsa bir dua ettiniz mezarın başında. Nasıl dua ettiniz?"

- "Ellerimi açıp şöyle dua ettim; 'Ya Rabbi, ben bana düşeni yaptım! Sen de Sana düşeni yap!"

***

Bu anekdotu aktaran Dr. Davut Aktepe.

Abdulhalim Meşe'nin başarılı sunumuyla TV5 Buluşma Noktası programında mealen böyle anlattı.

Kadir Gecesi'nde.

Duaların içten ve samimi bir dilek ve temenni ile yapılmasının önemini vurgularken...

Anekdottaki kurgu bana aittir.

Davut Aktepe hakkında kısa da olsa bilgi vermek isterim; ilahiyat ve konservatuvar alanlarında akademik çalışmalar yapmış, "Beni Bana Bırakma" (2015) adlı tasavvuf albümü ve "Samir Tarzım" adıyla çıkardığı Türk sanat müziği albümüyle tanınan bir müzisyen, akademisyen ve eğitmen. Kurucusu olduğu Üsküdar Makam Atölyesi'nde nazariyat, ud ve musiki dersleri vermekte.

Aynı programda Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Sülün de değerli görüşlerini ifade etti.

Faydalı bir programdı, teşekkürler...

NATO DEMEK ABD DEMEK, ABD DEMEK İSRAİL DEMEK!

Bugüne kadar ülkemiz dahil en karanlık senaryolara, planlara imza atan...

Bugüne kadar 27 Mayıs Darbesi, 12 Eylül Darbesi, 15 Temmuz hain darbesinde imzası bulunan...

Bugüne kadar sadece ülkemizde değil, dünyanın farklı köşelerinde darbeler düzenleyen, hükümetler yıkıp hükümetler kuran, rejimler değiştiren, işgaller yapan...

Kimdir ya da nedir bu; Kuzey Atlantik İttifakı (NATO)...

***

NATO'nun kuruluşuna ilişkin antlaşma, 4 Nisan 1949’da Washington’da imzalandı.

Soykırımcı İsrail’in resmen devlet olarak kabul edilmesinden (1948) bir yıl sonra...

Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılımına ilişkin Kuzey Atlantik Antlaşması Protokolü, 22 Ekim 1951’de Londra’da imzalandı.

Soykırımcı İsrail’in, uluslararası karasularında Türk yardım gemilerine (Mavi Marmara) düzenlediği insanlık dışı haydutça saldırısında 9 aktivisti hunharca şehid etmesi, onlarca kişiyi de yaralaması işte o malum tartışmayı bir kez daha gündeme getirmişti;

Madem Türkiye bir NATO ülkesi...

Madem NATO anlaşması kapsamında bir NATO ülkesine yapılacak bir saldırı tüm NATO ülkelerine yapılmış sayılacaktı...

Peki nerede NATO?

Türkiye’ye aleni bir kanlı saldırı yapılmışken NATO ülkelerinden mukabele neredeydi?

* NATO ister Türk askeri Kore’ye savaşmaya gider, kahramanlıklar meydana getirir...

* NATO ister, Türk askeri Somali’ye gider...

* NATO ister, Türk askeri Afganistan’a gider...

* NATO ister, Türk askeri Kosova’ya gider...

Tamam da bu tek yanlı bir anlaşma mı?

Türkiye’nin başına bir şey geldiği zaman, Türkiye’ye yönelik bir saldırı olduğu zaman diğer NATO ülkeleri nerede acaba?

Kıbrıs Barış Harekâtı'nda NATO neredeydi, sahi!

***

Ortadoğu’nun katil devletinin (İsrail) ve partneri ABD'nin Ramazan, bayram, sahur demeden masum Filistin'in, Lübnan'ın, İran'ın üzerine ateş yağdırması karşısında bu karanlık yapı konuşuluyor, bugünlerde...

Bugünlerde NATO dillendiriliyor her nedense...

Halbuki, NATO demek ABD demek, ABD demek İsrail demek!..

Gerisi laf-ı güzaf ve palavra!

=================

Not: Okurlarımın Ramazan Bayramı'nı içtenlikle tebrik ediyorum. (A.Ö.)

---