Belucistan: İstikrar Sınavının Yeni Eşiği

Abone Ol

Son yıllarda İslam coğrafyasının birçok noktasında gözlenen parçalanma eğilimleri, yalnızca iç siyasal dengeleri değil, bölgesel barışı da tehdit eden boyutlara ulaşmaktadır. Bu minvalde dikkatle takip edilmesi gereken gelişmelerden biri de Pakistan'ın Belucistan eyaletinde yaşanmakta olan ayrılıkçı hareketlerin faaliyetleridir. Yakın zamanda Beluç milliyetçisi Mir Yar Beluç’un “Demokratik Belucistan Cumhuriyeti” ilanı ve bunu uluslararası tanınma talepleriyle desteklemesi, yalnızca Pakistan’ın iç meselesi değil, bölgesel düzlemde çok taraflı etkiler doğuracak bir süreç olarak karşımızda durmaktadır.

Stratejik Derinlikte Bir Kriz

Belucistan coğrafyası, yalnızca Pakistan için değil, İran ve Çin için de stratejik öneme sahiptir. Çin’in “Kuşak ve Yol” girişiminin deniz kapısı olan Gwadar Limanı, Belucistan’da yer almakta ve bu yönüyle Pekin’in denizaşırı ticaret stratejisinde kilit rol oynamaktadır. Ancak bölge halkının hem içerden hem de dışardan gelen telkinlerin de etkisiyle bu yatırımlardan ve ortaya çıkacak faydalardan dışlandığı yönündeki algısı, sorunları derinleştirmekte, buna bağlı olarak da etnik ve siyasi ayrışmalar körüklenmektedir.

Pakistan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) çerçevesindeki projeleri bir kalkınma hamlesi olduğu yönündeki söylemleri öne çıkarırken, Beluç halkı içinde bazı kesimler ise bu projelerin kendi ihtiyaç ve taleplerini yansıtmadığını, dahası topraklarının çok uluslu çıkar odaklarına devredildiğini iddia etmektedir.

İran-Pakistan Gerilimi ve Beluç Faktörü

Sınır ötesi boyutu da olan Beluç meselesi, özellikle İran’ın Sistan-Belucistan bölgesinde yaşayan Sünni Beluçlarla Pakistan’daki Beluçlar arasındaki etnik bağlar nedeniyle farklı bir boyut kazanmaktadır. İran'ın güneydoğusunda faaliyet gösteren Ceyş’ül-Adl gibi silahlı grupların Pakistan topraklarından destek aldığı iddiaları, iki ülke arasında son yıllarda açık gerilimlere neden olmuştur. 2024’te karşılıklı düzenlenen füze ve hava saldırıları, bu meselenin kontrolsüz bir güvenlik krizine dönüşme potansiyelini gözler önüne sermiştir.

Her iki ülkenin de bu süreci yalnızca bir güvenlik sorunu olarak ele alması, meseleyi çözmek yerine daha karmaşık hale getirmektedir. Çünkü bu yaklaşım, sınır bölgelerinde yaşayan Beluç halkının zaten zedelenmiş olan aidiyet hislerini daha da aşındırmakta; milliyetçi söylemleri güçlendirmektedir.

Hindistan'ın Oyun Planı

Pakistan’ın yaşadığı her içsel sorunda Hindistan’ın bu durumu bir dış politika kaldıracına çevirdiği bilinen bir gerçektir. Keşmir meselesindeki katı ve hukuk tanımaz tutumuyla bilinen Yeni Delhi yönetimi, şimdi de Belucistan’daki gelişmeleri kendi lehine kullanmanın yollarını aramaktadır. Mir Yar Beluç’un Hindistan’dan Yeni Delhi'de bir "Belucistan Elçiliği" açılmasını istemesi, bu sürecin arka planındaki diplomatik hesapları açığa çıkarmaktadır.

Hindistan’ın bu taleplere zımni destek vermesi, yalnızca Pakistan’ı değil, tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracak sonuçlara yol açabilir. Zira Belucistan’daki bağımsızlık çağrılarının ivme kazanması, Orta Asya’dan Basra Körfezi’ne uzanan jeopolitik dengeleri sarsabilecek sonuçları beraberinde getirebilecektir.

Kardeşlik Zeminine Dönüş Şart

Pakistan’ın Belucistan için gayretleri bilinmekle beraber küresel hesapların etkisi altındaki Hindistan'ın Keşmir'deki haksız hülyalarını derinleştirme adımları attığı ortadadır. Bu bağlamda Hindistan’ın Pakistan’ı Belucistan ile meşgul etmesinin önüne geçebilmek adına Pakistan yönetiminin Belucistan bölgesine aidiyet duygusunu artıracak daha etkin politikalar geliştirmesi önem arz etmektedir.

Pakistan, Belucistan’daki gelişmeleri sadece güvenlik merkezli bakış açısıyla ele almadan hareket ederse, dışarıdan kurgulanan oyun ve tuzakları bozabilir. Etnik, kültürel ve ekonomik taleplerin dikkate alındığına dönük adımlar, sessiz ama etki altındaki toplumsal kesimlerin desteğinin alınmasına katkı sağlayacaktır. Beluç halkının aidiyet duygusunu pekiştirecek adımlar, sadece ekonomik yatırımlarla değil; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, temsil hakkının artırılması ve toplumsal diyalog mekanizmalarının işletilmesiyle mümkün olabilir.

Ayrıca bu meseleye İslam toplumu perspektifinden de bakmak zorundayız. Belucistan’daki kriz, bölgedeki Müslüman halkların karşı karşıya kaldığı marjinalleşme tehlikesine dair önemli bir göstergedir. Dayanışma kültürünün güçlendirilmesi, kardeşlik hukuku çerçevesinde sorunların çözümüne yönelik adımlar atılması, hem Pakistan'ın bütünlüğü hem de ümmetin birliği açısından vazgeçilmezdir.

Sonda Birkaç Kelime:

Belucistan’daki gelişmeler doğru zeminde okunmalıdır. Meseleye çok katmanlı bakmak; jeopolitik, sosyolojik ve dini boyutları birlikte değerlendirmek gerekir. Pakistan’ın devlet tecrübesi bu türden sorunları çözebilecek altyapı ve birikime sahiptir. Belucistan, Pakistan için bir yük değil, aksine stratejik bir kazanımdır. Birlik ve beraberliğimizin sağlanması, içerde yaşadığımız sorunların dış müdahalelerle boyut değiştirmesine izin vermeden, aklıselim ile hareket ederek yol almaktan geçer.