Dünyayı menfaatleri ekseninde bölüşmek için sütre gerilerinde ittifak içinde olan kapitalist ve materyalist ülkeler, öncelikle işgal edecekleri bölgelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını nasıl aralarında pay edeceklerinin hesabını kitabını yaparlar. Yapacakları işgalin, silahlı mı yoksa başka araçlarla mı gerçekleşeceği konusunda birbirleriyle senkronize stratejiler geliştirirler. Zira bugün dünya üzerinde Ortadoğu coğrafyası ve bazı sıkıntılı bölgeler hariç, silahlı işgal metodu kullanılabilir, geçerli bir metot olarak onlar tarafından tercih edilmez. Birçok ülke, zihinsel ve düşünsel olarak işgale hazırlanır, detaylı tüm araçlar devreye sokularak kültürel işgaller yaşanır. Bir bölgede, bir ülkede sıkıntı çıkmışsa, emperyalist hedeflerin ortadan kalkmasına yönelik bir arıza baş göstermişse, kullanılan metot ise anında “Düşman Üretme” felsefesine dönüştürülür. Irak topraklarında “Diktatör Saddam” medya masallarıyla karşımıza çıkarılan tablo budur. Bu topraklarda yıllarca işgalci pozisyonuyla kalan, milyonlarca Iraklının kanına, canına giren Amerika, ektiği bataklık tohumlarıyla IŞİD belasını da ortaya çıkarmayı başarmıştır. Şimdi, IŞİD üzerinden yürütülen savaş stratejisiyle, Ortadoğu’ya yeni bir biçim vermenin formülleri ve araçları teker teker uygulanmaktadır. Irak’ta IŞİD, Suriye’de IŞİD… Hava bombardımanıyla bataklıktaki sinekleri öldürme taktiği güden Amerika’nın, IŞİD belasını tümden ortadan kaldırabilecek nitelikte bir savaş stratejisi üretme kabiliyeti yok mu Elbette var… Amerika’nın derdi, bu belayı Irak ve Suriye’nin kapı komşusu olan Türkiye’nin üzerine yöneltmek ve “Stratejik Müttefik” mavralarıyla bizlere yeni yükümlülükler getirmek. Kobani, Kobani diye günlerce bağırdık… Kobani’yi kurtarmak, IŞİD’i püskürtmek, bizim topraklarımızda “Savaş Kahramanı” gibi karşılanan, zılgıtlarla uğurlanan 100 tane( ) Peşmergeye mi kaldı Amerika, bu kadar az askeri, uçaklarıyla bile Kobani’nin güvenli bölgelerine transfer edemez miydi
Manzara şudur: Bir şekilde bu belanın kıyısına köşesine bulaşacağız. Bu çamur bizim üzerimize sıçrayacak… Amerika, kendi eliyle ürettiği belayı, kendisi temizleyeceğine bizim yan unsurlar olarak kullanılacağımız, bir şekilde bize yüklenecek bir formülü uygulamak için çok sinsi şekilde strateji geliştirecek.
Amerika’ya yaslandığımız, dayandığımız ve onun Büyük Ortadoğu Projesi’nde figüran olma teklifini ta başından kabul ettiğimiz için, kendi ürettiğimiz politikalar da bir şekilde berhava olup uçuyor. Söylediklerimizin kıymeti harbiyesi kalmıyor…
IŞİD ile öylesine hemhal olduk ki, Kudüs’te İslam’ın ilk kıblegahı Mescid-i Aksa Siyonist teröristler tarafından işgal edilirken, dünyanın sesi soluğu bile çıkmıyor. Strateji dediğimiz unsur işte tam anlamıyla burası… Amerika’nın Ortadoğu üzerinde yapmayı planladığı ve planlayacağı tüm ameliyatların genel merkezinde “İsrail’e güvenlik şemsiyesi” oluşturacak bir hedef vardır. Bugün tüm dünyada gözünü IŞİD’e çevirenler, aslında Mescid-i Aksa’nın işgal edilmesi ve terörist saldırılarının da hazırlayıcısı ve tetikleyicisi konumundadırlar.
Bu bağlamda Türkiye’nin sadece “Nutuk” atarak, bağırıp çağırarak Mescid-i Aksa’ya destek olmayı amaçlayan tavrı ise tamamen havada ve içi boş bir politika olarak kalmaktadır.
Çünkü Türkiye’nin olması gereken yer, Ortadoğu’nun şekillenmesinde, biçimlenmesinde belirleyici bir aktör rolü olmalıdır. Irak’ta, Suriye’de Amerika’yla kol kola ve pozisyon alan Türkiye’nin, Kudüs’te ise Amerika’yı kukla gibi oynatan Siyonist İsrail’e bağırıp çağırması, sadece zevahiri kurtarmaktan başka bir işe yaramıyor.
Sözün özü: Türkiye’nin bölgedeki gücü bu değil!