Belek ile Özdeşleşen Harput

Abone Ol

Binlerce yıllık bir masal Harput.

Kâinatın yaratıcısının lütfuyla,

Doğal koşullarla,

Yöre insanının zarafetiyle,

Mabetleriyle, türbeleriyle, konaklarıyla, çeşmeleriyle, hamamlarıyla, müthiş güzel Harput ortaya çıkmış.

Çocukluk, gençlik anılarımda terkedilmiş bir fotoğraftı.

Bu son ziyaretimde insanlar akın akın gelmekte.

Sağir Müftü Konağı, Dabakhane Mescidi, Çahpur Çeşmesi, Tarihi Osmanlı Evleri, Hoca Hamamı, Kale Hamamı, Esediye Hamamı, Hacı Yunus Bey Hamamı, Kaya Mezarları, Kızıl Kilise, Surp Agop Kilisesi, Buzluk Mağarası ile bir derya.

Eskiden viran, eli koynunda kalmış kimsesiz binalar tekrar restore edilip Elâzığ Belediyesi tarafından yaşama kazandırılmış.

Harput evlerinin nefes kesen güzellerinden olan, 1800’lü yıllarda inşa edilen Sağir Müftü Konağı’nda açılan Basın Müzesi, basın tarihimizi zengin materyallerle anlatmakta.

Matbaa, baskı kalıpları, haberleşme araçları, gazete ve dergilerle, iletişimin ilk çağından günümüze gelinmekte.

Ahmet Bey Camii, 500 yıllık bir yapı, virandı, o da restore edilmiş.

Harput girişindeki beş konak da harap halden kurtarılıp tarihi simaların isimleri verilerek yaşama katılmış.

Türkülere konu olmuş tarihi Harput-Hüseynik yol yapımı ilginçti.

Musiki Müzesi’nde tarihi enstrümanlar sergilenmekte, bir katta Kürsübaşı geleneği canlandırılmış.

Yine dört asırlık Hoca Hasan Hamamı restore edilip müzeye çevrilmiş.

Hamam kültürünü gelecek nesillere aktarmakta.

Sedirleri ile soğukluk, ılıklık, tıraşlık, külhan, gelin hamamı, sıcaklık bölümleri canlandırılmış.

Kahve kültürü, yağ kandilleri, sabunlar, nalınlar, tas, ibrik gibi objelerle kültür tarihimiz için çok önemli bir kazanım.

İnanç turizmi, doğal güzellikleri, arastası, sanat eserleri ile bir hazine olan Harput’u bu restoreler yeniden ayağa kaldırmış.

İnsan birkaç gün içerisinde o kadar muazzam yerler görmekte ki neresini anlatsam diye şaşmaktayım.

Harput Kalesi’ni gezerken sadece bir kale değil, bir şehir gezdiğinizi sanmaktasınız.

Kaleyi Urartular inşa etmişler.

Urartu dönemine ait kayaya oyulmuş üç sarnıç bulunmakta, daha sonra bu sarnıçlardan biri zindan olarak kullanılmış.

Harput Beyi Belek Gazi, 1122’de Franklarla yaptığı savaşta Urfa kontunu ve Birecik senyörünü şövalyeleri ile birlikte tutsak eder. Mahkûmlar zincire vurularak Harput Kalesi’nde zindana atılır. Hıristiyanlar matem tutmuş, büyük korkuya kapılmışlar. Haçlılar, kendileri için aşağılayıcı olan bu durumun intikamını almak için 1123’te Kudüs Frank Kralı II. Baudouin önderliğinde harekete geçmişler.  Ancak o da Belek’in askerleri tarafından yakalanmış ve diğer esirler gibi Harput Kalesi’ne götürülmüştür. Turuş Meydan Muharebesi olarak geçen bu olay İslam dünyasında sevinçle karşılanmış ve Belek’e “Gazi” unvanı verilmiştir.

Kale kalıntılarından da anladığımız kadarıyla, Harput’un Roma dönemi, Bizans dönemi, Sasaniler, Emevi ve Abbasiler, Çubukoğulları, Artuklular, Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı Devleti, Eretna, Dulkadiroğulları ve Memlûkler, Akkoyunlular, Safevîler, Osmanlı dönemi olmuş.

Fakat asıl şöhretini Belek Gazi ile yaşamış.

1115’ten itibaren Artuk Bey’in torunu Belek, Harput’ta hüküm sürmeye başlamış. Böylece burada ilk Artuklu Beyliği kurulmuştur. Kale içerisinde Artuklu izlerine yoğunlukla rastlanmaktadır. Bunlardan Artuklu Sarayı, Artuklu Sarnıcı, Artuklu Camii, Belek Burcu, Fahreddin Karaaslan Burcu, Nizameddin İbrahim Burcu, İmameddin Ebubekir Burcu ile Kızlar Burcu’nun alt kısmı bu döneme tarihlenmektedir.

Böylece adeta Harput ile Belek özdeşleşmiş.