Belediyeler, “Sadakâ-i Câriye”yi Ön Plâna Almalı

Abone Ol

Şimdi belediyelerin elinde çok imkân var. Bu imkânları, çalgı-çengi, saz-söz, oyun-eğlence yerine, “sadaka-i cariye” için kullanmış olsalar, hem kalıcı ve faydalı bir iş yapmış, hem de kıyamete kadar duâ ettirecek eserler bırakmış olurlar. Bu konuda üç şehrin belediyelerine âcizâne tavsiyelerimiz olacak. İlk olarak Gaziantep’ten başlayalım:

Geçen yazımızda bahsettiğimiz gibi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, yalnızca ülkemizin değil, dünyanın en güzel meydanını tanzim edebilir. Şöyle ki: Şehre yeni bir stadyum yapıldı. Şehrin merkezindeki eski stadyum kaldırılacak. Eski Etnografya Müzesi de zaten taşındı. Bu iki yer, mevcut meydanla birleştirilince ortaya muazzam bir alan çıkar. Buraya, şehrin sembolü olacak bir cami ile birlikte, güzel bir meydan yapılabilir ve adına da “15 Temmuz Şehitleri ve Gâzileri Meydanı” denilebilir. Cami de meydan düzenlemesi de çok orijinal olmalıdır. Yine Gaziantep’te kalenin üzerindeki kazılarda eski bir hamam ile cami ortaya çıkarıldı. Kalenin üzerinde, İstanbul’daki Şemsipaşa Camii’ne benzer şirin bir cami yapılırsa, şehrin sembolü olabilir. Şahinbey Belediyesi, Tek Parti devrinde satılıp da şu an ev olarak kullanılan eski mescitleri yeniden satın alıp aslî haline çevirebilir. Bu evlerde mihrap yerlerine odun yığılmış vaziyette durmakta. Namaz kılınan mekânlar ocaklık [mutfak] olarak kullanılmakta. Talep olursa, ev olarak kullanılan bu mescitlerin adreslerini verebilirim.

Gelelim Ankara’ya: Bu şehre çevre yolundan girişte, yol kenarında bir tek cami yok. Bunu görenler bu şehre “mâbetsiz şehir” diyecek. Tuhaftır, bu şehrin sembolü, eskiden hilal, minareler ve cami idi. Sonradan “Avrupa’ya Uyum” yolunda değiştirildi. “Ankara kedisi” yapıldı. Şehrin giriş ve çıkışlarında, tıpkı İstanbul’daki Topkapı Surlarını geçince yol kenarındaki ikiz camiler gibi, zarif camiler yapılabilir. Arabalarıyla seyahat eden yolcular, bu camilerde namazlarını kılıp yollarına devam ederler. Bir de yerleri bildiren levhalar meselesi var. Sanki şehre giren herkes nereye gideceğini biliyormuş gibi davranılıyor. Oysa bir yabancı bu yön levhalarını takip ederek gideceği yere varabilmeli. Ben yıllarca Keçiören’e girişi karıştırmaktayım. Levhalar var, tam Keçiören’e giriş’te yok. Köprü’nün üstünden mi gideceksiniz, altından mı? Alttan gittiniz diyelim, hangi tarafa döneceksiniz, şaşırıyorsunuz. Şehre çok sayıda güzel parklar yapılmış. Gel görelim ki bu parklarda İstanbul’daki gibi mescitler yok.

Şimdi de İstanbul’a gelelim: Bu şehrin en büyük problemi, otopark… (Bilhassa eski yerleşim yerlerinde. Fatih’te, Üsküdar’da, Bahçelievler’de, vs.)  . Problem her geçen yıl büyüyor. Şimdi misafireten gidiyorum. Arabayı park etmek için bazen 7-8 sokak dolaşıyorum. Çözüm olarak: Eski mahallelerde parkların altı katlı otopark yapılmalı. Ya da istimlak yapılarak her mahalleye katlı otopark yapılmalı. Sembolik aylık abonman ücreti alınmalı. İstanbul’da ve diğer illerimizde (ilçelerimizde) yapılacak en güzel hizmetlerden biri de “Taziye Evleri”dir. Bunun ülkemizde öncülüğünü Refah Partili Şehitkamil Belediyesi yapmış (1994-2004), sonradan diğer belediye başkanları devam ettirmiş ve civar il ve ilçelere yayılmıştı. Kadın-erkek ayrı taziye evleri büyük hizmettir. Ayrıca, her mahalleye insanların mutlu günleri için (düğün, nişan, kına, sünnet, askere, hacca uğurlama gibi) her mahalleye tesisler yapılmalıdır. Yine kadın, erkek ayrı mekanlar şeklinde dizayn edilmeli, bir de yemekhanesi bulunmalıdır. Bu yerleri kullananlardan sembolik ücret ve yemekler için masraflar alınabilir. Böylece halk olarak sokak düğünlerinden de kurtulmuş oluruz.

Belediyeler fakir-fukaraya yardım elini uzatmalı, bu hizmeti şova dönüştürmeden yapmalıdır. Mesela geceleyin temel ihtiyaç malzemeleri koliler halinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabilir. Belediyeler, cenazenin defninden sonra taziye evine yemek gönderebilir. Zaten yakını vefat edenlerin bir de cenazeye katılanlara yemek vermekle uğraşması bid’atti. Cenazesi olana yemek göndermek sünnettir. Belediyeler bu sünneti de ihya etmelidir.