Belçika’daki barış köprüsü

Abone Ol

Uzun bir aradan sonra Belçika’yı bir hayli değişken buldum.

Gerçi her ziyaretimde oradaki göçmen kardeşlerimizle kavi dostluklar kurmuştuk.

Ne ki bu kez kardeşlerimin okullaşmasını görmek beni ziyadesi ile mutlu etti.

İki okulu hayata geçirmişler, anaokulundan ilkokul, liseye değin çocuklara bu okullarda eğitim vermekteler, üçüncü okul için girişimde bulunmaktalar. Okullaşma ile gelecek nesillerin kültürlerine daha yakın duracaklarını, asimile olmadan içinde yaşadıkları toplumda başları dik, öz medeniyetlerine yabancı olmayacaklarının şuurundalar. Son gittiğimde şube sayısı yirmi idi, şimdi otuza çıkarmışlar her şehre cemiyetini, camisini, teşkilatını götürmeye kararlı bir idare bulunmakta.

Cami ve okul dışında çok önemli bir detayı, arkadaşım Leyla Aladağ aktardı, huzurevi dedi, yaşlı bakım evi çalışmalarımızı sürdürüyoruz; “Buna o kadar gereksinim olduğunu yaşlı saliha bir teyzemizi huzurevinde ziyaret edince anladım. Çocukları bakmadılar, oysa o sadece çocuklarını değil, bütün çevresini, misafirlerini, geleni geçeni doyuran, baklavalar mantılar açan geniş yürekli, çok temiz bir Osmanlı hanımdı. Onu huzurevinde ziyaretimde; ağlayarak, iç çamaşırlarını erkek hemşirenin değiştirdiğini anlattı. Onun, ellerime yapışıp kadın hemşire diye, hıçkırması ile bu huzurevi projesi kafamda oluştu. Arkadaşlarla nasıl olur, neler gereklidir onun müzakeresini yapmaktayız.

Belçika Milli Görüş Teşkilatı Başkanı Ekrem Şeker ve Kadın Kolları Başkanı Ayşe Daldal, devraldıkları büyük davanın sıkıntılarının, sorumluluklarının farkında olan fedakâr kardeşlerimiz. Ekrem Bey Genk şehrinde oturmasına karşın her gün bir buçuk saat mesafedeki başkent Brüksel’deki genel merkeze gidip gelmekte. Ayşe Daldal da aynı fedakârlıkta, o da Gent şehrinde oturmakta, trenlerle aktarmalarla bir buçuk saatte Brüksel’e gelip tekrar aynı vakitte evine dönmekte. Ekibinden Verviers şehrinden gelen Nedime, Sind Amands’tan gelen Aysel, Anvers’ten Ayşe; uzun mesafelerdeki şehirlerinden gelip, çalışmalara katkıda bulunmaktalar. Elbet bu fedakârlıklarla çalışmalardan da verim alınmakta.

Ekrem Şeker ile konuştuğumuzda Belçika’nın aslında basına yansıdığı gibi hasmane bir tavrı olmadığını, kültürel çalışmaları rahat yaptıklarını, Avusturya’dan kaynaklanan ırkçı bakış açısından, Belçika’da bir kesimin etkilendiğini fakat devletin her zaman göçmenlere daha dost davrandığını anlattı.

Sizinde onlara bir ‘barış köprüsü, dostluk türküsü’ sunup; başbakan, bakan, vali, belediye başkanı ziyaretleri yapıp, çiçeklerle hediyelerle dostluğunuzu gösterip bilhassa yaklaşan Ramazanın evrensel barış ezgisinden faydalanıp onlara yönelik iftar davetleri tertipleseniz dedim. Ekrem Şeker; ‘Geçmişte bu tip dostluk girişimlerinde bulunduk şimdi dışarıdan kaynaklanan ırkçılığa karşı, yeniden o projelerimizi uygulamak niyetindeyiz. Hatta Flamanlara yönelik böyle bir iftar davetimiz, hâlâ dillere destan gibi anlatılır. Yaşlı bir Flaman kadın gelip sordu, ‘Ne giyeyim’, zannetti ki; katılanlar örtülü olacak, istediğiniz gibi giyinin, dedik. Görevli arkadaşlar hepsi takım elbiseli geldiler, katılımcıları karşılayıp, masalarına oturmaları için yardımcı oldular. O alâka, saygı, terbiye, edep karşısında konuklarımız çok şaşırdılar, yıllar sonra karşılaştığımızda bile hâlâ anlatırlar, ‘Ben ömrümde öyle bir iftar, bu kadar güzel bir yemekli toplantı, bu kadar huzurlu bir davet görmedim’ demekteler. Onlar da insan; ilgi, sevgi, saygı, edep, terbiye herkesin hoşuna gider, bu Ramazan da böylesi programları yapacağız inşallah.” Dünyanın her tarafına yayılmış ülkemiz insanı, onca meşakkatle ipek böceği gibi kültürünü kozalamakla meşgul; kendi neslini ayakları üzerinde dik tutmak gibi bir gayenin yanı sıra, başka nesillere de diriliş bestesini sunmayı utku edinmişler.