Bekir Sıtkı Erdoğan'ın şiiri

Abone Ol

Gönlüm gibi bir tahta hükümdar oldu o peri,

Kuldur kalemim hükmüne çoktan beri...

Katiplikten başka hüner yok bende,

Yazdıklarımın hepsi o şahın eseri.

Şah-eser adını taşıyan bu rubai, belki de Bekir Sıtkı nın şiir dünyasını en iyi anlatan kendi ifadesidir. Yalnız burada sözü edilen "şah"ın kim veya ne olduğunu açıklamak şartıyla...

Bu "şah" sevgili de olabilir, ilham da. Belki bunları da ifade ederken yararlandığı geleceğimizden süzülüp gelen şiir duygusu veya dünyasıdır. Bekir Sıtkı nın şiiri bu sembolizmden beslenir.

Yılın şairi ve edebiyatçısı

Mavigün Eğitim Kurumları tarafından "yılın şairi" seçildiği gün ben de "yılın edebiyatçısı" seçilmiş ve aynı salonda buluşmuştuk. Sahneye davet edildiğinde -mealenşunları söyledi:

"Ben şiirde yeni bir çığır açmadım, bin yıllık şiir geleneğimizin yolunda gitmeye çalıştım. Karacaoğlan, Elif için şiir söylerken nasıl Yunus Emre nin yolundaysa ben de öyle eski şiirimizin yolunda şiir söylüyorum."

Bir şair iddiasız gibi görünürken en iddialı tavrı ancak böyle ortaya koyabilir. Şiir geleneğinden yola çıkacak, ama eski şiiri taklit etmeyeceksiniz... Bunun en güzel örneği, onun çok sevilen ve Hancı adıyla tanınan Binbirinci Gece adlı şiiridir:

"Gurbetten gelmişim yorgunum hancı

Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş...

Bu şiirin redifi olan "yavaş yavaş" ayağı, Karacaoğlan ın şu şiirinden alınmıştır:

"Dilber kalk gidelim fakirhaneye

İtiraz etme gel yavaş yavaş"

Görüldüğü gibi iki şiir de kendine göre güzel,..

Bu hususa ilk kez dikkati çeken, kendisi de bir Karacaoğlan uzmanı olan şair Mustafa Necati Karaer olmuştur. Biz de sanırım Bekir Sıtkı Bey le ilk kez görüştüğümüz on yıl önce, Karaer i anma toplantısı yapılmış, o da şair arkadaşının "soyut şiir yazacağım" dediğini nakletmişti.

Bekir Sıtkı Erdoğan bugüne kadar üç şiir kitabı yayınlamıştır: Bir Yağmur Başladı (1949), Yalan Dünya (1958) ve Dostlar Başina (1965). Bunlardan sonuncusunu, yayınlandığı yıl bir istanbul gezisinde uğradığım kitapçıda görüp almıştım. Sonraki yıllarda Hisar, Türk Edebiyatı ve Berceste dergilerinde okuduğum aruz vezniyle yazılmış şiirlerinin aksine bu üç kitaptaki şiirlerin çoğu hece vezniyle yazılmıştır. Şiirlerde kendine özgü bir eda vardır.

Hancı ve Kışlada Bahar gibi bestelenen şiirlerinin kitaplaşmasından bu yana 40 yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen, Bekir Sıtkı adlarını ilan ettiği üç yeni kitabını henüz yayınlayamadı. Bunları da şöyle sıralayalım: Sabır Sarmaşıkları (Rubailer), Gönüller Kavşağı, Kaybolmayan İzler (Elif Divanı).

Asker kökenli şairler

Asker kökenli Fazıl Hüsnü, Turgut Uyar ve Mustafa Necati Karaer gibi çok şiir yayınladığı halde şiir kitabı çıkarmakta Yahya Kemal gibi müşkülpesend olan şairimizin iddialı olduğu divan tarzı şiirlerini toplu olarak görmeden tutarlı bir şey söylemenin imkanı yoktur. 1940 tan sonraki şiirimizde yenilik adına "karikatür havası estirildi" diyen Bekir Sıtkı Erdoğan ın gelenekle ilişkisi de tam olarak değerlendirilebilmiş değil...

Bekir Sıtkı nın 50. ve 70. yıl marşlarıyla Deniz Harp Okulu ve Atatürk ün 100. Doğum Yılı marşları yazıp yarışmalarda birinci olduğunu biliyoruz. Bunların güfte olarak şiir değerlendirmeleri de yapılmamıştır.

Emekli Albay olarak ordudan ayrılıp 30 yıldan fazla edebiyat öğretmenliği yapmış bir şairin elbette vazgeçemediği değerler vardır. Bunları gözetmesi ve şiirini bu değerler etrafında geliştirmesi tabiidir.

Fakat bestelenen şiirleriyle marşlarının oluşturduğu popülerlik, hiç de Bekir Sıtkı şiirinin gelişmesine katkıda bulunmuş görünmüyor.

Rıza Tevfik, Faruk Nafiz ve ikinci hece nesli yolunda heceyi kendince kullanan Bekir Sıtkı, divan şiirini Yahya Kemal yolunda ne kadar başarıyla sürdürüyor, bunu zaman gösterecek... Şairimize sağlıklı ömür dilerken son şiirlerini kitaplaştırmasını beklediğimizi ifade etmek isterim. Şairin şiirleri toplanmazsa ismi efsane olur...