Büyük Ortadoğu Projesi’yle masa başında kurgulanan dünya düzeni, Siyonizm’in terörist çocuğu İsrail’e güvenlik şemsiyesi oluşturmak, Filistin topraklarında yapacağı katliamlara bir şekilde göz yummak için Amerika maşası kullanılarak ortaya konulan çok büyük bir senaryoydu. Bu senaryonun farklı ayaklarında İslam ülkelerinin sindirilmesi, seslerinin kısılması, işbaşına getirilen iktidarların bir şekilde olan bitenlere ses çıkarmaması amaçları vardı. Bu amaca yönelik olarak yapılan işgaller, zulümler ortaya çok büyük bir mağduriyet atlası çıkarmış olmasına rağmen, Birleşmiş Milletler hiçbir dönemde ortaya çıkan defacto durumlara müdahale etme, karşılık verme, mazlumiyetleri düzeltme babında bir girişimde bulunmadı. Eninde nihayetinde Birleşmiş Milletler, Amerika’nın güdümünde bir kuklaydı… Amerika’da Siyonizm’in… İslam ülkeleri üzerindeki tüm karabulutların ortadan kaldırılması için Siyonizm tehlikesini bertaraf etmek, Siyonizmi tarihin kara sayfalarına gömmekten başka bir çare olmadığını, Türkiye de dâhil tüm İslam ülkelerinin bilmesi, anlaması ve buna göre çareler üretmesi gerektiği çok açıktır. Bu açık gerçeği siyasi hayatı boyunca dillendirmeye çalışan, gerek Türk insanının, gerekse İslam ülkelerinin uyanması için varını yoğunu ortaya koyan tek bir lider vardı: Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan… Dünyanın para düzenini elinde tutanların Siyonistler olduğunu bizlere ısrarla anlatan Erbakan hocamızdır. Sömürge imparatorluğunun başındaki kara ellerin Siyonizm olduğunu bizlere anlatan Erbakan hocamızdı. Bu kara ve kirli çarkın Siyonizmin dünyada “Arz-ı Mev’ud” hayallerini gerçekleştirmeye yönelik bir idea olduğunu bizlere anlatan Erbakan Hocamızdı… Fakat Türkiye’deki savruk siyasi zeminlerin getirdiği şartlarda, bir şekilde iktidara itelenenler bu hazin gerçeği ısrarla görmezden gelmeyi yeğlediler… Ve, Siyonizmin kuklası Amerika’nın ürettiği dış politikaların gölgesinde kalarak nemalanmayı içlerine sindirdiler… Dolayısıyla Amerikan maşasıyla büyüyen, semiren, palazlanan Siyonizme, aşikar olmasa da gizli biçimde hizmet etmiş oldular.
Önceki gün bir televizyon kanalında Abdülhamit Han’ın Siyonistlere verdiği tokat gibi cevap ve Osmanlı’nın Ortadoğu’daki dış politikasını dinledim. Bildiğiniz gibi, Abdülhamit Han, maddi anlamda iflas etmiş, hatta sıfırı tüketmiş bir hazineyle Osmanlıyı idare etmeye çalışmış, tam 33 yıl boyunca da ürettiği dahiyane politikalarla ülke topraklarından bir karış bile vermeyerek müthiş bir başarıya imza atmıştı. O dönemde Osmanlı’nın yıllık bütçesi 30 milyon altın düzeyindeymiş… Dış borcu ise yaklaşık 300 milyon altın… Siyonizmin ünlü isimlerinden Theodor Herzl, Abdulhamit Han’a gelmiş ve “Filistin topraklarından şu kadar metrekareyi bizim yerleşimimiz için bize satarsan, dış borcunuzun tamamını üstümüze almaya hazırız” teklifinde bulunmuş. Abdülhamit Han, bir an bile tereddüt etmemiş… “Bu teklifiniz bizim için boştur… Osmanlı Devletinin her karış toprağı şehit kanlarıyla sulanmıştır. Şehit kanıyla sulanan bir karış toprağı size satmam” demiş. İflas etmiş bir ülke… Dış borç sarmalında elini değil, kılını bile kıpırdatamayan bir ülke… Ve dünyanın baş belası Siyonizmin teklifine bir an bile tereddüt etmeden “Olmaz” diyebilen bir irade. Elinde hiçbir imkan yokken Siyonistlere tokat atan, şamar atan Osmanlı’nın torunları olarak, elinde türlü imkanlar bulunan bizler ne yapıyoruz Bağırmak, çağırmak bir politika mı Ya da bu ümmetin dirilişi için kaç akçelik bir politika Bedel ödemeden İslam coğrafyasında lider olmak ne kadar mümkün Bedel nasıl ödenir Abdülhamit Han’ın Siyonistlere cevabındaki hikmeti, basireti, feraseti, iradeyi özümseyin o zaman bu bedelin nasıl ödeneceğini anlayacaksınız! Bedel, ülkenin tüm kaynakları sıfırlanmış olsa da, neye mal olursa olsun Siyonizm’in kuklası Amerika’nın yanında olmamaktır… Politikalarının gölgesine girmemektir…