BDP yöneticilerinin çözüm süreci içerisinde, AKP
dediklerimizi yaparsa sorun ortadan kalkar mantığıyla bir sonuca varmayı
hedeflemek gerçekçi bir çözüm yolu olmasa gerek. Hindistan daki Baharatiya
Janata Party (Hint Halk Partisi) mantığıyla şiddet hareketlerinin doğurduğu
etki-tepki ile Türk ve Kürt ü karşı karşıya getiren politikaların süratle
terk edilmesi, ayrılığı ve düşmanlığı değil, İslam kardeşliğini güçlendirecek
önemli adımların bir an önce atılması gerekmektedir.
Bir zamanlar ABD nin eski İsrail Büyükelçisi ve
Washington D.C. de yer
alan Brookings Enstitüsü, Dış Politika Direktörü Martin
S. Indyk in Clinton a zamanında sunduğu Güneydoğu ve Kürt sorunu çözüm
önerileri, ABD nin bölge üzerindeki hegemonyacı düşüncesinin tarihi bir
fenomenin bir yansıması şeklinde idi. Şimdi de dış denge unsurlarına
baktığımızda, Güneydoğu, Kürt ve terör sorununun çözümünün ve bölgenin eski
istikrarlı dönemine kavuşmasının pek arzu edilmediği görülmektedir.
Türkiye de iktidarı elinde tutan siyasi iradenin yapması
gereken en önemli şey, Güneydoğu da huzur ve istikrarın yeniden sağlanması için
atılabilecek olan adımların çok hassas ve dengeli şekilde atılmasıdır. Yoksa
bir tek İmralı nın yönlendirmesiyle atılacak olan adımlar sürecin akıbetini
şimdiden daha zor bir mecraya sokabilir. 1518 den beri Osmanlı Devleti nde
varlıklarını huzur içerisinde sürdüren Emiratül Ekrad (Kürt Beylikleri),
1847 de sona eren Bedirhan ayaklanması ile birlikte yeni bir sürecin içerisine
dolaylı olarak sokulmasının nedenselliği (illiyeti), Güneydoğu nun Batı nın
siyasi tahkim stratejisinin yapısında mündemiç (var olan) çatışma ve geri
dönülmez kriz noktaları yaratma düşüncesiyle,
geleneksel konfrontation (kriz odaklarını karşı karşıya getirme) şeklindeki
politikası ile maalesef bir kriz bölgesinin oluşmasına neden olmuştur. Aynı
yıl, yani 1847 de Bedirhan ayaklanmasının yaşandığı bölgeler kapsamında Osmanlı
Devleti, Tanzimat-ı Hayriye ye dâhil Diyarbakır, Muş, Cizre, Bohtan ve Mardin i
birleştirip hepsinin bir eyalet sayılması yoluna gitmiştir. Buradaki
Kürdistan dan amaç, tek bir idari bölgeyi değil, Kürt beyleri tarafından
yönetilen sancakları ifade etmek için kullanılmıştır. Kürdistan eyaletinden
sonra, bölge büyük ölçüde misyoner akımına uğramıştır. Cizre de Musul a bağlı
olarak faaliyet gösteren Dominique Mission a bağlı misyonerler Diyarbakır,
Urfa ve Mardin de Capuchin Mission a bağlı Katolik
misyonerler, ABCFM (American Board of Commissionersfor Foreign Missions) a
bağlı Protestan misyonerler ve British Angelican Mission a bağlı misyonerler
istasyonlar kurarak yoğun şekilde yıkıcı faaliyetlerine başlamışlardır.
Bu bölgede dikkat çekici bir diğer gelişme de, 1856 da
Fransa ve birkaç yıl sonra da İngiltere nin, Diyarbakır da Kürdistan
Konsolosluğu adıyla diplomatik temsilcilikler açmalarıdır. Batılıların bölgede
faaliyete sokulan temsilcilikleri vasıtasıyla ortaya koydukları kışkırtıcı
faaliyetler üzerine, Kürdistan Eyaleti 1868 yılında kaldırılmıştır. Batılıların
buralarda amacı, bir kriz bölgesi oluşturmak ve ortaya çıkan krizi ortadan kaldırabilmek
amacıyla müdahaleci bir politika izlemektir.
Yaklaşık otuz yıldan beri sürmekte olan terör
faaliyetleri aslında 1847 1868 yılları arasındaki olaylarla büyük oranda
benzerlik göstermektedir. Basına sızan 23 Şubat 2013 İmralı Görüşme Notları
incelendiğinde, Öcalan ın; İngilizler İslam ı kullandılar, Osmanlı yı yıktılar
şeklindeki ifadesi tam bir paradoks oluşturmaktadır. Görüşme tutanağından da
görüleceği üzere, Öcalan fikri zikzaklarla çözüm değil, kördüğüm ortaya koymaya
çalışmaktadır. Bu tutanak kuvvetle muhtemeldir ki, BDP yöneticilerinin
iradesiyle basına el altından sızdırılmıştır. Burada iki parti meclisi üyesi
sadece birer günah keçisi olarak kurban edilmişlerdir. Bu
tutanağın sızdırılmasındaki amaç, yıllarca inanç örgüsü sorgulanan Öcalan ın,
bu görüşme sırasında kullanmaya çalıştığı İslami söylemlerle, Kürtlere bir
mesaj verilmeye çalışılmaktadır. Zaten kendisi de Kürtlerin dindarlığından dem
vururken, PKK hareketinin Kürtler üzerinde etkin olamadığının adeta itirafında
bulunuyor gibi bir psikolojinin içerisinde olduğu görülmektedir. Bu tutanağın
sızdırılmasıyla da, PKK nın aslında teslimiyetçi olmadığı ve çekilirlerse
gerillanın bitmeyeceği imajını bölge halkına yansıtarak teslimiyetçi
olmadıklarını vurgulamaya çalışmaktadırlar.
Nitekim BDP Eşbaşkanı Kışanak ın, Öcalan ın hepimiz
özgür olacağız söyleminden hareketle, Öcalan a özgürlük, Kürtlere statü
nidasıyla belirleyici bir rol oynadıklarını ve barış sürecini kendilerinin
tayin etmekte olduklarını ifade etmeye çalışmaktadır. BDP, özellikle kötü polis
rolünü üstlenen Kışanak üzerinden son günlerde sergilemeye çalıştığı tutum
karşısında AKP ye sadece Maximilien de Robespierre nin 1792 deki rolü
kalmaktadır; Sizlere hürriyet verdim, şimdi de ekmek istiyorsunuz. Öcalan,
PKK ve BDP, ellerine geçirdikleri barış sürecini dramatize ederek cerbezeli ve
demagojik ifadelerle mevhum politikalar üretmeye çalışmaktadırlar. Bunun
sonucunun nereye varacağı herkes tarafından merak konusudur.