Bazan biz kazanırız, bazan devlet

Abone Ol

“Bazan biz kazanırız, bazan devlet kazanır.”

Hatırlayın!

28 Şubat’ın gölgede kalan, karanlıkta kalan, kartel medyasının kamufle alanında kalan bu “ağır” cümlesini ünlü “maşa”lardan M.Gündüz’ün ağzından duymuştuk bir tv kanalının haber röportaj saatinde.

Devlet’in karşısında bazan kazananlar kimlerdi

Güçleri, büyüklükleri, hacimleri ne idiki, devletin karşısında bazan kazanan oluyorlardı

Ne 28 Şubat mağdurları sorguladı bunu, ne de 28 Şubat mağdurluğundan 28 Şubat kazananları sınıfına geçenler.

Tarihin tekerrür etmeyeceğini mi sanıyorlardı Yoksa M.Gündüz’ü anlayamamışlar mı idi

Halbuki o, seçimlerden güçlü çıkmış iki partinin ortalık yönetiminin (koalisyonunun) yıktırılmasında, sonlandırılmasında, sokaklarda ve kartelin tv kanallarında, sorumluluk alan baş görevlilerden idi.

Bazan biz kazanırız derken, kastettiği bu idi Refahyol gitti, bazan kazandık oldu.

Eylem yolunun daha ilk adımlarında iken, bir kartel tv’sine konuk alınmıştı. Bu ülke insanlarının ondan birşeyler öğrenmesine ihtiyaçları varmış gibi, din anlatmasını istemişlerdi.

Dahası, siyahlı modacı kadın diye ünlendirdikleri birini de programa telefonla alarak, o acayip ve dengesiz giyimini, kendi modasını yaratmışlıkla övgülendirmişlerdi.

Siyahlı kadın modacı N.Yargıcı ve M.Gündüz.. İlişkiye bir bakın!

28 Şubat netice almış, Refahyol hükumeti istifa etmişti. İşte o anda, bir kartel tv’sinin muhabiri yanaşmıştı M.Gündüz’e..

Hani çok şey istiyordun, bak hiçbirini alamadın ama.. Gibi bir sorusu vardı kartel muhabirinin.

Belki de o muhabir çocuk farkında değildi olanların. M.Gündüz’ün ya da o maşayı tutanların istediklerinin olduğunu.. M.Gündüz’ün görevinin (şimdilik) bittiğini.. Provakasyonla çok şey istemenin çakıştığını. Belki de o muhabir çocuk bilmiyordu.

Lakin muhatabı, maşacıların anasının gözüydü. Durumdan vazife çıkardı yine ve gönderdi mesajını öncelikle sahiplerine, sonra devlete ve sonra da bizlere.. Elinde cep telefonu mu vardı Ya da mesaj illa cep telefonu ile mi gönderilir. (Bugün olduğu gibi) Kartel medyası da kullanılır icabında.

Bazan biz kazanırız derken, sahiplerine, anlaştıkları ücreti hak ettiğinin garanti belgesini imzalatmış oluyordu.

Bazan devletin kazanması ise bilinendir. Devlet, rutin işlerine devam ediyor.

Geçmişte yaşadığımız karanlık sayfalardan birini, bugün bir daha hatırlamamızın sebebini herkes biliyor olmalı.

Adliye baskını ve bir savcımızın şehid edilmesinden bahsediyoruz.

Maskeli, bereli ve etiketli teröristin ve silahının ve savcının aynı resim karesinde görülmesi, bir 28 Şubat maşasının o sözlerini çağrıştırmaz mı

O gün o mesajları iyi okumayanlar/okuyamayanlar  bugün halkın gözüne sokulan mesajları okumak durumunda kaldılar veya haberli oldular, diyelim.

İstersek, istediğimiz yere gireriz.

Propaganda resimleri çekeriz ve çektiğimiz o resimleri, hükumetler yıkıp, hükumetler kurdurma gücündeki kartelin gazetelerinde övgü ve savunma yazıları desteğinde yayınlatırız. (Ötesini yazmayalım.)

Hrant Dink üstünden verilen mesajla ne kadar da paralellik arzediyor.

Evlerine girip çıkarken bir karanlık sokakta değil, gözlenen ve korunan bir yerde.. Diyorlar.

28 Şubat’ta meşru hükumetine sahip çıkmayan/çıkamayan/çıkartılmayan devlet, bugün ve hala “kötü”lere bazan biz kazanırız dedirtiyorsa..

Ve hala kartel medyası aynı görev anlayışını sürdürüyorsa..

Paralel menfaatler yarıştıysa hala..

Devlet, “kötü”lerin kendisiyle yortuşmasına, “kötü”ler üstünden güç göstermesine birilerinin, izin veriyor demektir. Ya da önleme gücü eksik demektir.

28 Şubat’ta başarılı kılınmışlıkları o “kötü”lerin ve birilerinin, ve hala hesap sorulamamış olması, bugün yaşananların izahıdır, belgesidir, şahitliğidir.

Bir tek TRT tv’sinin olduğu yıllarda, bir yabancı dizi yayınlanıyordu. (1977-1982) Orijinal adı “Lou Grant” olan bu diziyi, bu ülkenin insanları “Gazeteciler” adı altında haftalarca izlemişti.

Bir bölümünde o dizinin, “Gazeteciler”in gazetesini basar eli silahlı bir adam. Silahı vardır, kurşunları vardır ve istedikleri vardır.

 O “Gazeteciler”in bir kısmı oturalım, konuşalım, anlaşalım modundayken, dışarıda da bir kamera ordusu beklemekte rakip gazetelerden; acaba ne olacak merakından muzdarip. Olaya el koyan “Gazeteciler”in gazetesinin bayan patronudur. Herkes işine baksın. Allanıp, pullanacak ve maksatlı twitler atılacak bir olay değildir bu. Sıradan bir terör eylemidir!

Önemsenmediğini, söylediklerinin dikkate alınmadığını gören silahlı adam teslim olurken, dizinin de bitiş dakikalarına gelinmiştir.

Yaşadığımız bu terör eylemini, canlı bağlantı röportajları ve yorumları ile 28 Şubat nemalı kartelin gazeteleri mi büyüttü, sorusu akıllara gelsin diye anlatmış olmadık “gazeteciler” dizisini.

Çünkü biliyoruzki, bizim “Gazeteciler” ülkelerini çok severler. Bilhassa 28 Şubat, 27 Mayıs, 12 Eylül gibi tarihlerini de çok severler.

O tarihlerde, onlar “Bazan kazanan” olmuştur zira..

CHP’NİN EMEKLİYE EMEKLİYE İLERLEMESİDİR BU

Emeklilere iki ikramiye vaadi Kılıçdaroğlu’nun, insanlara yıllar önce yaptıkları vaatlerini hatırlattı partisinin.

Ecevit’in CHP’ne Genel Başkan olduğu günler. Her seçim öncesinde, özellikle ev verileceği vaat edilirdi oyu olanlara.

Ecevit’li CHP inşaatcılık alanında projeleri olan bir parti değildi ama, herkesi ev sahibi yapmak konusunda iddialıydı.

Nasıl olacaktı

İki evi olandan bir evi alınacak, evi olmayana verilecekti.

Gülmeyin, yıllarca bu projeye inandırıldı insanlar. Hatta bu vaatlerin oy kazandırdığını çocukluğunda görmüş bir Çiller de aynı yoldan yürütmüştü insanları, ama arabalı olarak..(!)

İşin acı yanı şu idi. Ecevitli yıllarda, kimse şöyle bir soruyu ne akıl ediyordu, ne de mühendis sıfatlı propagandacılara soruyordu.

“Başkalarının evleri, yani alınan evler yetmediğinde ne olacak Ev dağıtımlarını kurayla mı yapacaksınız Ya sonra evsiz kalanlar..”

Alıp verme usulüyle insanları ev sahibi yapacağını düşünmesi CHP’nin, kendi başlarına olacak bir şey değildi. Kemal Derviş adı da yoktu daha akıllarında. CHP’ne kim vermişti bu fikri

1940 yılında yayımlanan kendi dergilerinin birinde aşağıdaki “Mişon” fıkrasını bulduğumda, mesele anlaşılmış oldu.

Yani Kılıçdaroğlu’nun emeklilere iki ikramiye vaadinin de böyle bir dayanağı vardır bir yerlerde. Havadan konuşmaz onlar. Bildikleri vardır. İhtilalleri bildikleri gibi..

İşte o akıl veren fıkraları..

CÜBBE

“Cübbeli’ye müdahale edilmemeli, Cübbeli aranmamalı..”

Şimdi böyle diyor avukatlarımız.

Onlara bir latife yapalım.

Bizim “Cübbeli”ye yapılanlara hiç itiraz etmemiştiniz ama…

ZAAF ZAAF ÜSTÜNE

Adliye’ye giren teröristlerin kamera görüntüleri yayınlanıyor.

Böyle geldiler,

Böyle girdiler..

Bu hatadır. Halkın görmesi neyi değiştirecek

Terör teşkilatlarına eğitim yardımı olmasın bu görüntüler. 

The Şapgalı Baba ve Birisi

Üstüme özgül ağırlık düştü

- Ben, benim. Beni de dinlemenizi isterim. İcabında ağlarım, saray’a karşı çağlarım.

- Kimdir bu bağıran Binaenaleyh işportacı mıdır Bizim sokak yol geçen hanı mıdır

- Ben benim the şapgalı baba. Dinlemezsen, ağlarım ha!

- Sen kimsin Binaenaleyh sana hangi sayın diyeceğim.

- Beni de dostunuz sayın the şapgalı baba. Ben de alkışladım seni 28 Şubat’ta.

- Karşılığını vermedim mi Binaenaleyh sizi hükumet ettirmedim mi Hala benden istemeniz fevkalade yanlıştır, ayıptır, günahtır.

- Beni zabıtası kadar saymıyor the şapgalı baba. Bari siz sayın.

- Sen kimsin Binaenaleyh senin neyin var Geceleri terliyor musun 28 Şubat’ı fevkalade özlüyor musun

- Bir 28 Şubat’a takılıp kalmak kimseye koltuk kazandırmaz. Bütün Şubatları içimizde sayın the şapgalı baba.

- İçini buraya boşaltma. Binaenaleyh dışınızın kaplaması fevkalade dökülüyor. Sen hangi sayınsın

- Ben onlardan farklıyım the şapgalı baba. Benim özgül ağırlığım var.

- Neyin var, neyin var Binaenaleyh gülün kendisi bir şey olmadı, bilmem nesinin olması fevkalade yanlıştır, hatadır, ayıptır.

- Ben yardımcısı oldum hep the şapgalı baba. Benim özgül ağırlığım var.

- Ha, anladım. Güllü ağırlığından dolayı yerinden kaldıramıyorlar seni. Binaenaleyh sen de onlara yardımcı oluyorsun.

- Başka birşey olmak elimden gelmez the şapgalı baba. Beni sen de say.

- Seni zabıtalarına muhatap saymışlar sayın yardımcısı. Binaenaleyh benim bir daha saymam yanlıştır, hatadır, günahtır.

- Benim özgül ağırlığım var the şapgalı baba.

- Onun için mi aklın bir karış havada sayın yardımcısı. Binaenaleyh ayakların yere bassın. Benim ayaklarım fevkalade çukurdadır.

Haydi zabıtalara görünme sayın yardımcısı. Herkesin işi var, gücü var.

HİÇ DEĞİLSE PİJAMALIYDI

Ben de çok yazdım.

Aydın Doğan’ın o ünlü pijama görüntüsüyle Mesut Yılmaz karşılamasını.

Başbakanlık makamına titizlendiğimizden ve bir patronun resmen ve alenen bir başbakanı, şirketlerinin birisindeki bir çalışanı gibi görmesine sinirlenmemizden dolayı yazdık, durduk ve her Aydın Doğan adını duyduğumuzda o tablo canlandı gözlerimizde.

Şimdi aklıma geliyor, Aydın Doğan’ın haklı olabileceği..

Ziyaretine gelenin adı Mesut Yılmaz. O hak etmiyorsa, başka bir karşılanış türünü.

Meşru bir hükumeti yıktırarak, şaibeli ve derme çatma partilerle kurulmuş bir hükumetin başı olmamış mı idi

Aydın Doğan belki de onu pijamayla karşılayarak protesto etmiştir.

Mesut Yılmaz’ın Viyana’da nasıl karşılandığı da herkesin malumu.

Aydın Doğan’ın pijamayla karşıladığı Mesut Yılmaz’ı, seçmenler hiç karşılamadığından bugün siyaset sahnesinde yok. Olmadığına şükrettiğimiz bir Mesut Yılmaz için artık Aydın Doğan’ı gündeme taşımasak olur. 

GEL GEL BİTKİSELE GEL

Ülkemizin sağlık sorunlarının eczacıların reçetesiz ilaç satmamalarıyla çözüleceğini sanan bakanlık yetkilileri katıldıkları tv programlarında, her derde deva bitkicilerle yarışıyor gibi konuşuyorlar.

- Reçetesiz ilaç sattırmayız.

Programı dinleyenlerden biri ne anladığını yanındakine tasdik ettirmek isterken, dediklerini ben de duydum.

- Hasta ya kurtulursa, diye mi korkuyorlar.

ÖFKEDEN ALLAH’A SIĞIN

Dinleyin evladım, sizler kardeşim bacım!

Zararla oturur mutlak öfkeyle kalkan;

Euzübillahi mineşşeytanirracim,

Bu sözü söylemek, mutlak öfkeye kalkan!..

SEVGİ DENİZİ

Aşkı deniz gibi yaratmış,

Sular ona akar karadan;

Yükseklik gururu karada,

Suyu engin kılmış Yaradan.

Kendine bile hayır gelmez,

Sevgisiz bir bahtı karadan;

Yaradan bizleri korusun,

Sevgisizlik gibi yaradan... 

EKREM ŞAMA