Bayramlık çorap

Abone Ol

Kerpiç sıvanmış bir evin geçimi değildir sadece, omuzlarındaki. Askerdeki torunu, evlenecek kız torunu, dershane taksiti yatırılacak torun çocuğu da omuzlarındadır. Köyü ile Salı pazarı arasındadır rızık için dönen çark. Bu yüzden her Pazartesi daha erken yatar, sabah salatı sonrası, sermayeyi eşeğe yükleyecektir. Mevsim sebzevatı, kuru gıda. Kendi elleriyle kestiği erişte, tarhana. Annesinden yadigar kalan bayramlık çoraplar. Tezgahın başında içeceği suyu, yiyeceği ekmeği de çıkınlamıştır.

Karamemi gibi bir fıçı içerisinde yaşamıyordur. Köy evi de olsa; perdeler, döşemeler eskidiğinde, kendisinin eline bakıyorlardır. Tencereyi kaynatmak, ateşi tutuşturup, ocağı yakmak alınteri ile gerçekleşmektedir. Biraz da anasının yazgısıdır bu kalan miras. O da ölene dek çalışmıştır. Hala pencere pervazında durmaktadır tahta eğirgeçler. İpliği eğirmekte, kusursuz bükmekte, yumak haline getirmekte annesi nam salmıştır. Pazara çıktıklarında, kadınlar-kızlar onların tezgahına üşüşür, yün ve pamuk ipliklerinden alırlar, ya kazak, çorap örerler. Ya da keten perdeliklerin ucuna pamuklu danteller nakışlarlardı. Eğirgeçler, hazır mamül işlere yenik düşseler de bayramlık çorapların hükmü sürmekte hala.

Yaşlı kadın anılarındaki babayı da unutmuyor. Değirmencidir babası. Sarı buğdayların lezzetli unlarını insanlar altın kıymetinde bilirler. Şimdi ne değirmen kalmış ne de un yapmak için sabahlara kadar çalışan insanlar. Çarkı çeviren sular bile çekilmiştir yeryüzünden. Deredeki kurbağaların yaz gecelerinde verdiği konserleri dinlediği mutlu çocukluk günlerine dair anlatacağı onca şeyden sonra. Selin dereyi taşırıp değirmeni su bastığı, un çuvallarının çamurlara belendiği o geceden sonra dönmüştür talih. Sel önce coşmuş, sonra yavaş yavaş bitirmiştir dereyi. Değirmen kapanmış, evde hanım işleri ile uğraşan anne, eşini teselli için, "ben de çalışırım demiş"  çorap örmeye başlamıştır.

Paralar "metelik"tir o zamanlar. Gümüş mecidiyeler mendillere düğümlenir de saklanır. Yoksuldur köyün çehresi. Hacca giden tek kişidir Zahidlerin Mehmed Emmi. O, anlatmıştır Arabistan çölünü, develeri, Kabe nin albenisini. Bir köşede un eleyen gelinlerinin; "sabaha kadar dinlesek bıkmıyoruz, her gelenle develeri, ihramlı insanları bir daha anlat diyoruz." Zemzemi, tavafı, Mina yı o anlatır biz bir film gibi hayal ederdik. Düğüne, hacıya, bayrama hediye olarak yün çorapla giderdik.

Çoraplardan ev halkı da nasiplenirdi. Kadınlar kocalarına örerken, soranlara söylemezler, çok üstelerlerse, "göz ağrısı" na derlerdi. Çocuğuna, torununa ördüğünü hemen açıklardı, kadınlar. Ama kocası olunca iş değişir, utanır, susardı. Erkekler için de nakışlı çoraplar bir yarışma konusudur. Bayramda herkesin gözü, en anlamlı desenlerin geçirildiği ayaklardadır. Köy odasında bayramlaşanlar için bir takılma konusudur. Eşlerin ilgilerinin, sevgilerinin ölçüldüğü bir terazidir neredeyse. Kiminin eve gidip, hanımı ile kavga konusu yapacak kadar içerlediği. Bir sevgi, bir alaka, saygı anıtı gibidir çoraplar; fabrikasyon tarafından yenik ilan edilmeden önce. Bildik  bayram hazırlıklarını geçiyor yaşlı kadın. Hiç de bayram olmasın. Çocuklardan gizli saklı, kıyıya köşeye bırakırdı, görgülü kadın, misafire ansızın yakalanma payını. Soğuk kış günleri gece vakti, sabaha karşı bile gelir konuklar. Buz gibi havada köpüklü ayran tutuşturulamaz ya konuğun eline. Sıcacık çorbalıklar. Mayalı hamurların ekmek olup ortaya gelmesi çeyrek saat tutmaz. Kararmış tavalarda lokmacıklar dökülür. İşten bile değildir, komşu kadınlarla sürüye yetiştirdikleri koyunları. Buzları kıra kıra su ısıtıp yıkadıkları çamaşırları, odunları kırıp alıştırdıkları sobaları.

Altı-yedi yaşlarındadır annesi ile pazara inmeye başladıklarında. Çorap örerek geçimlerini sağlayan annesinin yanında öğrenmiştir esnaflığı. Bir çuval örülmüş çoraptır sermayeleri. Her hafta birazı satılır  ama o hafta örülür, üzerine eklenir. Bayramlarda çuval dibine kadar iner. Değirmeni kapadıktan sonra, ailenin kadınları da girerler geçim çarkına. Tarlalarda çapa yapılır. Kıtlık günleridir. Bulgur pilavı yanında soğan lükstür. Bayramlarda pişer pirinçler.

Yine de çoğuna göre iyidir köyde, yaşam standartları. Bir balta bir iple, ormandan odun kesip, onu köyde satıp ev geçindiren çok daha yoksullar vardır. Bağ kim, çiftlik kimdir o zamanlar. At, küheylan sadece bey evindedir. Ocakbaşında konuşur ve hayal ederdi aileler; "Bir gün bizim de atımız olur mu O bayram gibi güzel günlerimiz gelir mi "

Şimdi köylerde atlara da yer yok, her yan araba diyor, yaşlı kadın. Hala gözü elindeki ip ve şişlerde. Bayramlık çorap örüyor.