Bayramlar niçin vardır Kavga etmek için mi yoksa milletçe birlik ve beraberlik, kardeşlik duygularını paylaşabilmek için mi Ne yazık ki bizde özellikle cumhuriyet bayramında bir kavga, bir tartışma, bir hengâmedir gitmekte. Yıllardır halkın bu ayrılıp, bölünüp, tehdit olarak gösterilmesine kimselerin ses çıkardığı, itiraz ettiği yok. Son yıllarda bir irtica iftirası ortaya atılarak, ülkenin gerçek sahibi olan; üreten, yetiştiren, vergi veren, çocuğunu yurd savunması için askere gönderen hatta askerden dönemeyen evladının cansız bedenini teslim alan mazlum halk, tehdit olarak muhatap alınmakta.
Bu söylem üzerinden rant elde etmek isteyenler, çok tehlikeli bir oyun oynamaktadırlar. Bir kere halkı rejim tehdidi olarak gösterirken o kirli ağızlarını birkaç kez yıkamaları gerek. Zira tehlike olarak gördükleri mazlum milletimiz dünyanın en mütevazı kesimidir. Bu zavallı milletin, nasıl çoluk çocuğumun karnını doyurabilirim, kışın soğuğundan nasıl korunabilirim, ailemin sağlık ve eğitim masraflarını nasıl karşılayabilirim sıkıntıları içerisinde zaten derdi başından aşkın Bir esenlik sahili bilip inanca sığınmışlar, Yaratandan aldıkları güçle ayakta durmaktalar. Tuzu kuru kesimin, lüks konutlarında, halkın yoksulluğuna çare arayacaklarına, onların inançlarını dillerine dolayıp, tehdit olarak görmeleri acıyan yüreklerini iyice yakmakta. Bulundukları makamlara da zarar veren bu halk düşmanları, milleti bölüp parçalamak istedikleri için kendileri Türkiye için çok büyük bir fitne kaynağıdırlar. Onlar konuştukça, Türkiye kaybetmekte, halkımız fakirleşmekte. İçerdeki bu kavga ve kamplaşma; ekonomiyi olumsuz etkileyip, finans piyasalarını alt üst edip toplumsal huzur kaçıp, insanımızın birbirine güven duymamasına neden olmakta. Bu zararlılar yüzünden kimi insanımız kendisini can havli ile dışarıya atmaya bakmakta. Dışarıdaki düşmanın içerdekinden daha insaflı olduğunu, hiç olmazsa demokrat kalmış olabileceğini hesap edip daha farklı yanlışlara sürüklenebilmekte.
Önümüzde 10 Kasım var, bir gerilim de o zaman yaşanacak. Atatürk ün ölüm yıldönümünde irtica yaygaraları yine had safhada olacaktır. Herkesin de ölüsü, hatıraları, acıları vardır, bunları anımsar duygulanır. Ama hayır, bizim milletçe birlik ve beraberliğimiz nasıl yaralanır sadece onun hesabı yapılmakta, uğursuz baykuşlarca. Mayıs geldiğinde pırıl pırıl bir gençlik bayramımız. Fakat heyhat, o günü dışarı çıkmaya korkar başörtülü genç kızlarımız. Zira provokatörlerin, hasmane tavırlı köşe yazarlarının kışkırttığı bir takım başıboş gençlerin Bağdat caddesinde; ne bu kılık diye başörtülü kızlara yumruk attıkları kötü hadiseleri hatırlarlar. Suçlu, yumruk atan, kendisini laik ve Atatürkçü ilan eden gençler mi Binlerce kez hayır Onların tertemiz beyinlerini acımasızca dogmalarla yıkayıp, şiddete şartlandıran gerici ve çağdışı yobazlar. Bu çağın gereği olan insana saygı ve sevgilerini kaybetmiş kara kafalılar.
Üniversite çağındaki iki oğlum arada beni suçlarlar. Anne cumhuriyet bayramında, 23 Nisan çocuk bayramında şiir okudum gelmedin. Herkesin annesi çocuğunu dinlemeye geldi gözlerim seni aradı, yoktun. Onlara anlatıyorum; veli toplantılarınıza katıldım, okuma bayramlarınıza, mezuniyet törenlerinize ama milli bayramlarımızda okulunuza gelmeye korktum. Sokağımdan yürüyüş yapan mektep çocuklarına el salladım, keşke halkımız da hep beraber yürüse diye iç geçirdim. Fakat bayramlarımızı hep gönlü kırık olarak yaşattılar bana. İlkokuldan beri her milli bayramda çıkar şiir okurdum. Canım annem de gururla izlerdi beni, bir duvar dibine saatlerce dikilip de. Fakat okul müdürünün ve öğretmenlerinin ağızlarından tükürükler saçarak öfke ile yaptığı konuşmalarda devrimlere direnen gericiler diye öyle bir nefretle bakarlardı ki başörtülü annelere. Bütün örtülü anneler gibi benim annem de gücenir ve incinirdi. Kırgın ve yorgun elele evimize dönerdik. Yetişkin olduğumda gittiğim birkaç bayram konuşmasında da seksen yıldır aynı tehdit ve tehlikeden bahsediliyordu. Üstelik bu ağır konuşmaları hazırlayanlar, başörtülü annelerin evladı olan öğretmenlerdi. İşin en acısı da kendileri de inanmıyorlardı bu halk düşmanı söyleme ama çok korkuyorlardı. İrticacı öğretmen olarak fişlenmekten korkuyorlar ve ağızlarına geleni söylüyorlardı. Belki kendilerini kurtarıyorlardı ama yetiştirdikleri genç nesle çok kötü örnek oluyorlardı. Çocuklarıma işte bu linci yaşamamak, ilenci duymamak için gelmediğimi çoğu zaman anlatamadım bile. Onlar da haklı idi, inadına geleceksin diyorlardı, annelerini yanlarında görmek istiyorlardı. Fakat çok şükür ki benim gibi alınganlık göstermeyen pek çok başörtülü anne milli bayramlarımızda okullara koşup törenlere katılıyorlar, bazen anonslar yapılıp örtülüler kortejin en arkasına gönderilse de; gururları kırılıp, üzülseler de yine gidip, bayramlarına halkın nasıl sahip çıktığını göstermiş oluyorlar. Kim bilir halkımızla birlik ve beraberlik içerisinde, kardeşçe, suçlanmadan çok güzel bayramlar görebiliriz. Belki.