Bayramdır gelen

Abone Ol

Zordur bayram yazısı.

Elinize kalemi alıp bayramlık elbise biçer gibi güllük gülistanlık bir yazı yazmak zorluyor elbet.

Hele memleketin istikrarını kaçırmak isteyenlerin her yanı kan gölüne döndürdüğü bir süreçte.

En masum insanların ocaklarına şivan düştüğü bir günde.

Anne babaların, acılı eşlerin, çocukların ateşlere yandığı bir vakitte.

Bayram yazısı yazmak biraz yürek istiyor.

Hayattaki en değerli varlık olan evlatlarla, bayramlar anlamını bulur.

Dünyanın bu en parlak rengi söndürüldüğünde; anne baba için yaşamak haramdır artık.

Ne gelen neşeli bir günün, ne düğünün, ne de bayramın hükmü kalmıştır.

Oysa şölen gibi şaşaalı bir Ramazan dı.

İftarlar, sahurlar, teravihler, fırınların önündeki pide kuyrukları ile bir festivaldi oruç mevsimi.

Böyle tam iftar vakti evden çıkıp insanların koşuşturmasını izledim.

Karınca gibi ellerindeki ekmekleri ile evlerine koşuyorlardı.

Hepsinin alnında orucun bengi güzelliği.

O tatlı telaş.

Yuva saraylarına bir an önce kavuşmanın özlemi ile devinimlerine şaşarak baka kaldım.

Bir medeniyet birikimi, kültürel bir zenginlik, ailenin sıcak çorba başında toplandığı kaynaştırıcı bir motiftir Ramazan.

Ailenin bütün bireylerinin on bir ayda bir araya bir türlü tamı tamına toplanamayışına bir son veriştir adeta iftar sofraları.

Üniversiteli gencin omuzundaki gitarı ile yetişmeye çalıştığı otobüsler, onu;  aile sofrasına daha çabuk kavuşturacaktır.

İşçi kızların güçlerinin son sınırında koştukları semt minibüsleri, bir şey lazım mı diye anneye sorup evlerinin yokuşlarını tırmandıkları sevinç.

İlle de babaların ellerinde az para da olsa, evlatlarına götürebildikleri tatlılarla duydukları huzur.

Bir sihirbaz olan annelerin en küçük imkânlarla destanlar gibi sofra süsledikleri.

Mutluluğun da adı idi oruç.

Camilerde her gün bayram yapmak üzere toplanmış, çocukları ile namaz kılan aileleri gıpta ile izledim.

Yiyecek paketleri yanı başlarında ve evlerinde gibi rahat, halılar üzerinde Ramazanı dakika dakika yaşıyorlardı.

Bir taş mescitte bebeğini Esma ül Hüsna ile uyutan anneyi izledim hayranlıkla. Kulağına ayetleri fısıldarken ne şanslı çocuk dedim. Er Rahman la uyutuluyor, el Melik le karnı doyuruluyordu.

Ayrı bir şölen olan teravihlere takılıyordum.

Ferah ve geniş camilerin şık kadınlar mahfilinin merdivenlerinden çıkan büyük hanımlar gördüm.

Bir salon hanımefendisi gibi billur avizelerin altından o peri masalını tamamlamak adına bir yıldız gibi kayıp gidiyorlardı.

Bir hayal ortamda kıraati düzgün bir imamın önderliğinde cennetin manzaralarını seyrediyorlardı.

O ne büyük mutluluktu öyle.

Bel ameliyatını yeni olmuş Kezban Hanım bulutların üzerinde uçuyordu.

Felci yeni atlatmış, yaşlı eşi; yetmiş beşlik delikanlı ile sanki namaza değil balayına gidiyorlardı. Ağlıyordu yaşlı delikanlı, "bitti, gitti şehr-i Ramazan, seneye ömür var mı, bilmem. Ama bütün o hastalıklarımıza şifa oldu. Sanki camide değil, cennette kıldık namazlarımızı".

Bana mutluluğun resmini çizebilir misin diye soran sanatçıya işte mutluluğun en son resmi budur diyorum, hepinizin bayramını tebrik ediyorum.