Ya biz eskiler kadar dayanıklı değiliz konuklara,
Ya da yeniler, ziyaret adabını yeterince idrak edememekte.
Annem bayram misafirleri geldiğinde nasıl mutlu olurdu.
Kimseleri ayırmadan herkese adeta kraliyet ailesi muamelesi yapar, ziyaret edilmenin coşkusuyla konuklarını yere göğe sığdıramazdı.
Nereye oturtacağını bilemez, tebessümlerle evine gelenlere ne ikram edeceğini şaşırır, önlerine yiyecekler yığar, onlar “yeter doyduk” dedikçe katiyen inanmaz, öyle çok ısrar ederdi ki daha çok yemelerini, tekrar tekrar yemelerini.
Kurban eti ile hazırladığı sofralarda sarması, dolması, el açma baklavası, su böreği mutlaka olurdu.
Adeta bir Catering firması gibi günlerce bayram yemeklerini planlar, onları teker teker hazırlardı.
Çay yanına çıkarılan ikramlıkları az bulur,
Kimseleri asla yemek yedirmeden göndermezdi.
Uğurlarken de defalarca geldikleri için teşekkür ederdi.
Bugün hâlâ şaşmaktayım tek başına bir ekip gibi o kadar işi nasıl yetiştirir, o yemekleri nasıl ortaya çıkarırdı.
Sağlıksız, ağrılı vücudu, kilolarından hep sorunlu dizleri ve beli ile bu ağır meşakkate nasıl girişirdi.
Şimdi bizler ailenin büyüğü olduk.
Gelenlere o tafsilatlı bayram yemeklerini çıkarmak Everest Dağı’na çıkmak kadar zor.
Bayram misafirlerinin gelmelerine annem kadar coşkulu sevinç gösteremediğim için bir suçluluk duymuyor da değilim.
Sıradan bir ziyaret olarak algıladığımız sanılacak diye açıkçası korkmaktayım da.
İnsanlar vakit ayırıp, küçük çocuklarını hazırlayıp, kendi işlerini erteleyip, binbir emekle çıkıp gelmişler.
Bakıyorum da genç nesille sohbet ederken bile yorulmaktayız biz eski kuşak.
Onların gündemlerini takip etmekte zorlanmaktayız.
Fakat konuşmalarımızda bizden önce uğradıkları çok daha yaşlı akrabalarda birkaç saat geçirmeleri biraz garibime gitti.
Kimi ağır hasta,
Kimi bel fıtığı ameliyatı olmuş, ayağa kalkamamış, yıllardır yatalak olarak sadece yatmakta.
İşte onların hiç takati yok konuşmaya.
Fakat konuklar bir bateri çalmadıkları kalmış.
Gürültülü kahkahalarla huzur avcısı olmuşlar.
Yıllar sağlıklarını, yaşama sevinçlerini, neşelerini alıp götürmüş.
Artık kendi canları ile uğraşmaktalar.
Dışarıdan insanların gelip de, o mağdur hallerini görmeleri açıkçası bir zamanların delikanlılarını ya da bir giydiğini bir daha giymeyen varlıklı ve güzel kadınlarını üzmekte.
Nesiller arası konuşulacak konu bile bulunamadığından,
Ziyaretleri aşırı uzatmak bence onlara çok büyük eziyet.
Bir akrabamız bastonla yürüdüğünü kimselerin görmemesi için kesinlikle kendisinin ziyaret edilmesini istememekte.
Bir başka yakınım yüzünün kırışmasını kabullenememekte.
Bir zamanların o güzel yüzünü, insanların pürüzsüz hatırlamasını istediğinden evine konuk kabul etmemekte.
Şimdi bunları ısrarla ziyaret etmeyi tutturmak yanlış.
Bayram diye çat kapı gidip ona zahmet vermek, saatlerce oturmak, faydasız hatta zararlı bir davranış.
Ya da yatalak hastaya gidip, yine misafirliği çok fazla uzatmak yatan kişiye azap.
Yatalak hastanın bezi değişecek, lavabo ihtiyacını görecek, temizlenecek.
O, bütün bu işleri nasıl yapacağım diye kara kara düşünürken,
Yanından bir türlü kalkmayan konuklar,
Ona iyilik değil, kötülük yapmaktalar.
Bayram, yaşlı ve hasta ziyaretleri çok kısa tutulmalıdır.