Bayrak tutsun eller, kan tutmasın kalemler

Abone Ol

Başbakan R. Tayyip Erdoğan, KazlıçeşmeMitingi’nde, Bayrak Yasası’na uygun bayrakları pencerelere, balkonlara asmalarını istemişti taraftarlarından.

Yasalara uygun olmayan bayrak tanımını Engin Ardıç’tan okuyalım (Sabah Gazetesi, Osmanlı Bayrağı, 06.06.2013): “Bayrak Kanunu, bayrağın üzerine herhangi bir resim yapıştırılmasını da engelliyor. Yani Atatürk resmi bile olsa kanuna aykırı! Ama kimse iplemiyor, çünkü Atatürk deyince her şey mübah sayılıyor. Başbakan da kanunu uygulayın dediği için suçlanıyor, iyi mi

Sen bugün bayrağa Atatürk resmi yapıştırmakta kendini özgür hissediyorsan, yarın da birisi çıkar Vahdettin resmi yapıştırır. İsteyen Abdülhamit resmi ekler. Çünkü o bayrak aynı zamanda Abdülhamit’in de bayarğı değil miydi Hayır diyebilen varsa beri gelsin.”

Bayrağa Atatürk resmi yapıştırmak, kişinin kendini özgür hissetmesinden mi kaynaklanır, yoksa kendi gibi olmayanlara bir baskı oluşturacağını sanmasından mı kaynaklanır

Yapıştırılan resim niçin kalpaklı resimdir

Fahri Korutürk, Cumhurbaşkanı olarak Kuzey Avrupa ülkelerini ziyarete gittiğinde, kalpaklı bir resmi basılınca gazetelere, az mı yaygara koparmışlardı: Orası yurtdışı da olsa, kıyafet kanunu diye bir şey var. Kalpak giymenin yasak olduğunu bilmiyor, olamaz!

Bayrağa Atatürk resmi yapıştırmakta kendilerini özgür hissetme noktasına gelenler, bunu AKP iktidarına borçlu olduklarını bilmeliler.

1950 yılında milletin sandığa gömdüğü CHP’yi, nasıl DP Atatürkçü yapıp  karşısına çıkardı ise, bugünkülerde de AKP iktidarının emekleri vardır.

1952 yılında CHP’lilere bir başka CHP’li bakın neler söylüyor: (Y. Z. Ortaç, 1946-1954 arası CHP Milletvekili).

“1938’den 1946’ya kadar sizler için Atatürk yoktur.

Yalan mı İnanmazsanız posta pullarının üstüne bakınız! Banknotların üstüne bakınız! Altınların üstüne bakınız! Onun hayali bile sizi korkuttu!.. Onu gözlere ve gönüllere unutturmak için, kağıtlardan siz sildiniz, madenlerden siz kaldırdınız...”

O CHP’liler, DP’nin tekrar Atatürkçü yaptığı o CHP’liler, 1960 yılının 27 Mayıs’ında ihtilal yaptılar, Atatürkçülük elden gidiyor, diyorlardı...

Bakalım yasal olmayan bayraklarla baskı oluşturduklarını sananlar, hangi ada’da duracaklar

“Gezi Parkı’ndan sonra Anıtkabir’i de yıkarız elhamdülillah” diyen de var! (Yılmaz Özdil, Hürriyet Gazetesi, 18 Haziran 2013, Hayat Dediğin Budur.)

Yıkılmaya (!) giden Gezi Parkı’nın her aşamasında CHP’lilerin  de olurunun, onayının olduğunu bilmezler mi Bilirler...

İşte bu noktada, yoksa diyeceği geliyor insanın; yoksa AKP’lileri böyle kararlar aldırarak, “Gezi” oyununa CHP’liler mi getirdi

Belediye Meclis’lerinde biz imzaladık, haydi siz de imzalayın teşvikiyle AKP’lilere gaz veren CHP’liler, “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı ” mesajlarıyla, bugün ancak ortaya çıkan (iktidarın habersizlik zaafı) eylemleri mi planlamışlardı

Anıtkabir diyordu, kartelin kan tutmuş yazarı. CHP’yi CHP’nin içinden anlatan o yazarın kaleminden okuduğunda, bakalım hangi yalanını taşıyacak gündemine.

Anıt - Kabir

Dün, bir gazetede okudum: Atatürk’ün, henüz bitmeyen Anıt - kabri için yirmi milyon lira sarfedilmiş.

Atatürkümüz için ne kadar az... Fakir yurdumuz için ne kadar çok!..

O, yumruğu dipçik, tırnağı süngü, taşı gülle yapan adamdır. Mustafa Kemal, bize toprak değil, vatan verdi!

Ne altın, ne mermer, ne tunç... Atatürk’e borcumuzu hiç bir şey ödeyemez.

Fakat, onun maddi varlığı üstüne yığılacak yirmi milyonun altında manevi varlığının bunalmayacağını kim iddia edebilir

İnanınız bana: Yirmi milyon liranın ışığa kavuşturacağı yirmi Türk köyü, anıt kabrin kubbesinde yanacak avizelerden çok onun aziz ruhunu aydınlatacaktı. Suya kavuşturacağı yirmi Türk köyü, anıt kabrin bahçesindeki fıskiyelerden çok onun aziz ruhunu serinletecekti...

Bizim Atatürk’e yapabileceğimiz bir tek anıt vardı; Türk ordularını zafere yürüttüğü Kocatepe’den koparıp getireceğimiz bir kaya!..

Ufka dikilen bu çıplak heykelde, biz, bir mimarın eserini değil, onun yalın ruhunu seyredecektik.

Yazık!..

(Yusuf Ziya Ortaç 22 Mayıs 1952)

Maskeli Gençlik

Gezi olaylarını yakıp yıkarak gerçekleştirenlerin yüzlerine maske takmaları tartışılıyor kamuoyunda.

- Utandıkları için takıyorlardır.

- Yok kardeş yok. Ben gözlerimle gördüm. Kılıçdaroğlu ve ekibi tanımasın diye takıyorlarmış... Ama yine de tanınıyorlarmış, onlar tarafından. Tanıyınca hemen hal hatır soruyorlarmış. Seni gözlerinden tanıdım, sen bizin filanın oğlusun falan diyorlarmış. Böylece eylemcilere sahip çıktıklarını medyaya ispat ediyorlarmış. Yani o çocuklar, işlerine geldiğinde tanıyorlar, diye kızıyorlarmış ve kendilerini maskeliyorlarmış.

O da ameliyatlı mı

 

Sisi

“Mısır’da darbe!

Genelkurmay Başkanı Sisi yönetime el koydu”

Bu haberi “Mısır’ın 28 Şubat”ı diye duyuruyor Sabahgazetesi.

Sisi benzerliğinden mi

 

Y Kuşağı

68 olaylarını yaşayan matbuat insanları, “13 olayları” diye anılsın istiyorlar, “Gezi”ciliğe küçük burjuva ayaklanması adını vererek.

Bizce bir mahsuru yok ama, öyle diyeceklerini sanmıyoruz. Çünkü 13 rakamını uğursuz sayanların miktarı oralarda az değil.

Y kuşağı demişler.

Neden demişler Ne zaman gelmişler Y harfine

Bir sonrası Z kuşağı ise, dahada sonrasında kuşaksız mı kalacak koskoca ülkemiz

CHP’nin yahut Kemal Kılıçdaroğlu’nun adında Y mi var Kim, nereye koymuş

Yersenin Y’si olmasın sakın bu O ünlü faiz lobisi, dış güçler filan, Türkiye’ye yersen, işte böyle mi diyorlar Y bu işin şifresi midir

Bu ülkede Y modası tutmamıştı. Bakalım, Y kuşağı modası tutacak mı

Y modasının çizgilendirilip, bizzat gazetelerde ve dergilerde moda diye tanıtıma çıkarıldığının resmini bulduk, koyduk. Kuşak meraklıları sevinsinler diye. Yıl 1952.

 

Bizi Böyle Çiziyorlardı - 52

 

Yapılan eğitimi “İlköğretim seferberliği” diyerek alaya alanların işaretledikleri bölgelerde o günden bu günlere neler oldu

“Oxfort vardı da gitmedik mi ” magazinsel itirazının haklılığı bir yana, oralarda o eğitimleri kaldırdınız, yasakladınız da ne oldu

Asker ve sivil, görevli ve yerli kaç bin insanımızı verdik toprağa, yüreklerimizi hala yâkân

DP iktidarının ortası yıllarda atılıyordu zihinlere bu düğümler. Ki bugün açılımlarla açmaya çalışılıyor.

 

Gezi Merakı Yeni Değilmiş

 

Asgari işçi aylığı 240 lira idi.

55 Chavrolet arabasıyla Taksim’de taksicilik yapan delikanlı istediği fiyatın makul olduğunu bu gazete ilanına dayandırıyordu.

- Arabamda radyo ve kalorifer de vardır hanımefendi!

- Olmayacak mı idi Her arabada var ayol, o dediklerin...

- Koç’un Anadol’larında yok ama hanım abla...

12 lira 70 kuruş verip bir kilo et alanlar, Milli Piyango’dan 50.000 liralık ikramiyenin İsmet İnönü’ye çıktığını okuyorlardı gazetelerde.

56 Buich’yle Karaköy’de, vapur iskelesinin önünde müşteri kollayan delikanlının ne dediğini herkes gibi, Beşiktaş’a gitmek isteyen ana-kız da duyuyordu.

- Arabamız radyolu ve kaloriferlidir.

- Aman, diyor anne kadın. Gideceğimiz yer şurası. Donacak mıyız Hem radyo dinlemesek te olur.

Taksici delikanlı kendi etrafında bir tur atıyor. Çaresizliğinden, rakibi otonun imalatçısı ve satıcısının haklılığını ancak anladığını görüyor, olayı seyredenler.

- Koç akıllı adam. Kimin neyine kalorifer, kimin neyine radyo teşkilatı...

Boğaziçi köprüsü ve çevre yollarının takribi maliyetinin 1 milyar, 200 milyon lira bedelle ihaleye çıkartıldığını gazetelerde okurken insanlar, bir çocuk babasından bir şey istiyor.

- Mademki taksi ile gideceğiz, impala’ya binelim baba! Yayla gibi...

Baba yerli mallar taraftarı. Ordino ile alınmış Sümerbank kumaşındandır takım elbisesi. Çocuğuna sürekli verdiği eğitimi, taksi durağına giderkende sürdürür.

- Koç’un Anadol’unun da radyoluları varmış. Bakarsın şansına arajman çalabilir.

26 bin 800 lirayı ceplerine koyup, Koç’tan Anadol almak için İstanbul’a gelenler, Eminönü iskelesinde balık ekmek (soğanlı) yerlerse, kayıkçıya 1 lira verirlerdi.Yok eğer daha lüks olsun deyip Laleli’ye çıkmışlarsa 3 lira verirlerdi; çorba+yemek+salata tabaklarına...Çemberlitaş’ta gittikleri sinemanın biletinin üstünde ise 1 lira 75 kuruş ibaresi vardı.

 

Sultanım Ramazan

Kokusu geliyor, demektirki yakın,

Allah’a yönelecegiz akın akın,

kıymetinibilecekmiyiz bihakkın

Sultanım Ramazan, bize idrak getir.

Geçen sene anlayamadık sen gittin,

içinde kaldık, şu uykunun, gafletin

çemberine düştük zulmün, ihanetin,

Sutanım Ramazan, bize barış getir.

 

Ele boyun büktük, el açtık namerde,

şimdi dualar, çığlıklar var her yerde,

uyumayacağız, imsakta, seherde,

Sultanım Ramazan, bize nimet getir.

 

Ümmetler dünya hayatında hep darda,

kitaplarımız asılıdır duvarda,

nimet kıymeti anlaşılır iftarda,

Sultanım Ramazan, bize izan getir.

Ekrem Şama

 

Cevap

Güzel yorumların sahibi,

Sevim Deringil hanımefendi ve Osman Görgün beyefendiye bu fakir teşekkür eder, dualarınızı bekler.