Baykal ve Derviş'in sözleri

Abone Ol

Demirel in meşhur, "Dün dündür bugün bugündür" sözü vardır. Bir tavrı anlatması bakımından siyaset tarihimize geçmiştir. Ancak, söz Demirel e ve O nun yaklaşımını göstermesine karşılık o sözün anlamına uygun davranmış daha çok kişi de ortaya çıkmaktadır. Önemli olan bazı kişilerin dün söyledikleri ile bugün söylediklerini yan yana getirip birlikte değerlendirilmesidir. Ne var ki siyasilerin bazıları genellikle insanımızın unutkanlığından yararlanıyorlar. Milletimiz de geçmişi fazla düşünmemeyi tercih edince dün söylediklerinin bugün tam tersini söylemek ve davranmakta bazı siyasiler bir sakınca görmüyorlar.

 Eleştirmek için değil sadece dün ile bugün arasındaki farkı göstermek bakımından Baykal ın çarşaflıların CHP ye katılmasının ardından yaptığı son açıklamasından kısa bir alıntı yapmak istiyorum. Baykal CNN e yaptığı açıklamada şöyle söylüyor:

"Bir kişi gelip partinizi benimsiyorum diyorsa, kendisine kıyık kıyafetinin bir engel olduğunu söyleyemem. Bu ne sosyal demokrasiye, ne demokratlığa sığar."

Doğrudur demokrasi insanların kılık kıyafetine göre tasnif edilmesini kabul etmez, bir siyasi partinin de gelenleri kılık kıyafetine göre üye kabul edip etmemesi normal işleyen sistemlerde akla bile gelmez. Ancak, Sayın Baykal ın demokrasiyi ve sosyal demokrasiyi çarşaflılar partisine üye olduklarında hatırlaması ilginç değil midir

 Çarşaflılar CHP ye gittiğinde demokrasi gereği olurken nasıl oluyor da bir başka partiye gittiklerinde rejim için tehlike oluşturduğu ileri sürülerek bu insanların toplumdan dışlanmasına yol açan tavırlar sergileniyor

Baykal ın geçmişte söyledikleri ile bugünkü demokrasi ve sosyal demokrasi tarifi Demirel in "Dün dündür, bugün bugündür" sözleri ile tam bir örtüşme sergilemiyor mu

Bir başka alıntıyı da Kemal Derviş ten yapmak istiyorum.

Öncelikli olarak bugün uygulanmakta olan ekonomik politikalar ana hatları ile Derviş in Amerika dan getirilip ekonominin başına oturtulduğu Ecevit hükümeti döneminde hayata geçirilen politikalar olduğunu hatırlatmak istiyorum. Yani bugün ülkemizin ekonomik çıkmazın içine düşüşünün, borç gırtlağı aşmış olmasının, hükümetin yeni borç bulabilmek için IMF ile  anlaşmaya çalışmasının  birinci dereceden sorumlusu Derviş ve onu Türkiye ye gönderenler değil mi

İşte bugün yaşanan krizin sorumlusu kendi politikalarının uygulanması olduğu halde , "Kriz, gelecek aylarda kötüleşecek" diyerek güya uyarı görevini yapıyor. Aslında Derviş Türkiye ye küresel sermayenin temsilcisi olarak gelmişti. Türkiye nin tüm ekonomik politikalarını küresel sermayenin çıkarlarına göre dizayn ettikten sonra çekip yeniden Amerika ya döndü ve yaptıklarının karşılığı olarak küresel sermaye Derviş i  BM Kalkınma Proğramı Başkanlığı na getirdi.

Şimdi ise Derviş güya bizleri uyarıyor. Uyarsa ne olacak. Bu krizden çıkış için yine küresel sermayenin istekleri doğrultusunda bazı tedbirler alınacak, yine küresel sermaye merkezlerine başvurularak yeni borç alınmaya çalışılacak. Kısacası değişen bir şey olmayacak. Türk halkı Ecevit hükümetinden bu yana uygulanan ekonomik politikalar sebebiyle yaşadığı sıkıntıyı daha uzun yıllar yaşayacak. Ondan sonra da bu politikaların mimarı ve ilk uygulayıcısı milletin gözünün içine bakarak gelecek aylarda krizin  daha da kötüleşeceğini söyleyecek. Bu sözlerle Derviş in uyarı görevi mi yaptığı yoksa iktidarı küresel sermayenin isteklerine teslim olmaya mı zorladığını  düşünmek durumundayız.

Şahsen Derviş in bu kriz karşısında en azından Türkiye ye dayattığı yanlış uygulamalar sebebiyle özür dilemesi gerekirken hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranarak dün söylediklerinin bugün tam karşısında yer alması da Demirel in "Dün dündür bugün bugündür" mantığının bir yansıması değilse hedef saptırmaktan öte bir anlam ifade etmez.