Erzurum-Kars yolculuklarıma bir gün ara verdikten sonra
yolumuz Bayburt a düştü. 27 Şubat ta merhum Erbakan Hoca nın vefatının yıl
dönümü nedeniyle düzenlenen bir panele katılmıştım. Uçağa yetişmem gerektiği
için konuşmam tadımlık olmuştu. Dostların ve dinleyicilerin izlenimi böyle.
Anadolu Gençlik Derneği nin davetine hayır diyemedim. Anadolu insanının
samimiliğini, sıcak yüzlerini ve doğayı özlemişiz. Erzurum ile Kars ta
üniversitelerdeki programlardan sonra, dostlarımın ifadesiyle: Hemen her gün,
şehit haberleri, siyasal gerilim ve çekişmelerin olduğu bir zamanda bu
programlar bir soluk aldırdı bize dendi. Doğrusu aynısı bizim için de geçerli.
Çünkü bu gerilimli ortamını anlatmak, bilgilendirmek için yorumlamaktan biz de
bunaldık. Çünkü insan kanını oluk oluk aktığı, insan değerinin kalmadığı, toplu
ölümlerin, cinayetlerin, suikastların, bombalamaların olduğu ve kanıksandığı şu
zamanda yazmanın da neredeyse bir anlamı yok dense yeridir. Yazılanların ve
söylenenlerinin karşılık bulmadığı gerçeği ile yüz yüzeyiz ne yazık ki.
Bahar mevsiminin doğallığında ve güzelliklerinde yol almak,
gözlemlemek insana ferahlık veriyor. Gençliğinde doğayı doyasıya yaşamış biri
için her kare önemli.
Bu hızlı akışta bir yandan insan sorunu, bir yandan
bunalımlar ve gerilimlerle yoğun olan durumlar insanı fazlasıyla yoruyor,
yıpratıyor. Kendimizden ve bunalımlardan kaçmak gibi bir duygu oluşuyor.
Konferansımız konu başlığı da zaten başlı başına bir sorun.
Filistin ve bölge sorunu. Bu konu yeterince insanı yoruyor zaten.
Müslümanların devletsiz, başsız ve dağınık. Uzak Doğu dan Atlas okyanusuna
kadar Müslüman topluluklar birbirine komşu ve sınır. Bu, Müslümanlar için bir
lütuf ama ne yazık ki o kadar çok parçalı ki bunları bir arada tutmak mümkün
değil. Düşündürmek bile zor. Zaten asıl sorun burada.
Millet olma bilincini yitirmiş olan Müslümanlar; kavim,
kabile tutkularını önceliyorlar. Yeni giysiler peşindedirler. Kimlik arayışı
denilen çabalar, aslında kimliklerinin yitimine neden. Çünkü bir milleti kimlik
sahibi yapan ve değerli kılan dindir. Din, insanların hayat disiplinlerini
sağlar ve belli ilkelere yönlendirir.
Müslüman kavimler, dinlerini devreden çıkarınca İslâm öncesi
putperest pagan kültürlere sığınıyorlar. Gide gide varacakları yer orası.
Müslümanlar devletsiz. Şu kadar Müslüman topluluğun sahip
olduğu devletçiklerinin ne gibi bir etkisi olabilir, nasıl bir bilinç
taşıyabilir Sorunlarının üzerinden nasıl gelebilir Ne yazık ki Filistinli
Müslümanlar dünya Müslümanlarının onurunu koruyor. Bu bir avuç insan
emperyalizme, Siyonizm e, Katolik haçlı ruhuna yalnız başına direniyor.
Mescid-i Aksa yı ve Kudüs ü koruyor. Bütün bu devletçikleri oluşturan bir buçuk
milyar insan ise sadece izliyor.
Müslümanlar ümmet bilincini yitirdi. Birbirine bağlanma
yerine birbirine hasım ve düşman. Durduk yerde yeni yeni düşmanlıklar
oluşturuyor. Birbirilerine sığınacakları, ortak noktalarını bulmak yerine
uzlaşmazlık noktalarını öne çıkarıyorlar. Egemenlerin oluşturduğu yanılsatıcı
dalgalara kapılıp gidiyorlar.
Müslümanlar ne yazık ki çok yüzlüleştiler. Bir yanıyla
değerleri var, ona sahip çıkıyor gibi yapıyorlar ama bir yandan çıkara
odaklanmışlar, onların peşinden koşturup duruyorlar. Sizi dinlediklerinde hak
veriyorlar ama yedeklerinde mutlaka bir çok amaları bulunuyor.
Dava, medeniyet, millet ve ümmet bilinci yitince söylenecek
bir söz kalmıyor. Makam, mansıp ve çıkar insanı peşinden koşturtuyor. Böylece
şeytanın tutsağı oluyor. Siz ne söylerseniz söyleyin ne yaparsanız yapın bir
yararı olmuyor.
Salonu dolduran bayan, bay, genç ve yaşlılara selam olsun.
Programımızda arkadaşların ifadesiyle bir tek kişi salonu terk etti. Belli bir
kişiyi veya kişileri putlaştırdıklarından, kritik edilmeyi hazmedemiyorlar.
Doğrulardan kaçıyorlar. Ne diyelim sözün sahibi biz isek konuşacağız.