Türkiye 28 Şubat gibi talihsiz bir dönem yaşadı. Malum çevrenin bir kısım mel’unları Müslümanların mukaddesleriyle hakaretler ederek tavır ve davranışlarda bulundular. Dinimizin ışığını söndüreceklerini zannettiler. Başarabildiler mi Asla başaramadılar, bundan sonrakiler de başaramayacaklar. Zulüm yapabilirler. Ancak zalimliklerinin bedelini de ağır öderler. Tarihe bakın bunların sonları ne kadar feci olduğunu göreceksiniz.
Bu ayın ortalarında Müslümanların sakallarıyla ilgili bir hamle yapan zatın hareketinde başarılı olduğunu zannedersiniz. Elindeki imkânı kullanarak dinimizin sembolü olan sakalı hakir görerek tahkir etmişti. Spor kulübünün başındaki bu adam yarın yok olacak nüfuzunu ve parasını kullanarak güçlü olduğunu zannetmişti. Sporcularına gücü yetti göründü. Tehditle sakallıların sakallarını kestirdi.
Bu adam iğrenç hakaretlerine İmam-Hatip okullarını da kattı. Sonra da utanmadan çark etti. Bu sözlerinden sonra şahsiyetli hiçbir İmam-Hatiplinin bu adamın konulduğu musalla taşına yaklaşmaması gerekir. Kanun buna zorlarsa o İmam-Hatipli yapacağını bilmelidir. Böyleleri ibret olmalıdır.
İbret verici bir olayı bu vesile ile nakledeyim: Benim de tanıdığım birisi vardı. Bir gün sakal bıraktı. Çevresindeki arkadaşları ona telkinde bulunmuşlar. Sakalını kesmesi gerektiğini, yaşının genç olduğunu, aynı zamanda kendisine hiç de yakışmadığına onu ikna etmişler. Bu kişiyi ikinci görüşümde sakalını tıraş ettiğini gördüm. Niye böyle olduğunu sordum. Olayı anlattı. Kendisine yanlış yaptığını söyledim. Çünkü dedim: Sakal İslam inancına göre uzuvdur. Kulağını kesmenle sakalını kesmen arasında fark yoktur, dedim. Kulağını da bu benim uzvumdur deyip kesme hakkına sahip değilsin; çünkü o uzuv Allah’ın sana bir emanetidir. Emanete ihanet etme hakkın yoktur. Daha başka gerekçeleri de kendisine aktardım. Doğru dedi, fakat sakalını kesmeye devam etti. Bu kardeşimiz bir buçuk ay içinde felç oldu ve belinden aşağısı tutmadı. Çok acı ve ızdırap çekti. Resûlullahın sünnetiyle oynamanın bedelini ağır ödedi.
Şunu demek istiyorum.
Gençlerbirliği Kulübü’nün mağfur başkanı “başardım” havalarını yaşarken bu ibretli vakayı da göz ardı etmesin. Hak Teâlâ’nın sillesini yemeden yanlıştan dönme faziletini göstersin, olur ki bağışlanabilir.
Nevşehir’ e konferansa gittiğimde cebbar bir karakol komutanının bir köylünün sakalıyla oynamanın bedelini nasıl ödediğini anlatmışlardı. Böyle bir hâl başkan Cavcav’ ın kapısını yoklayabilir.
Bay Cavcav mağrurlanma! Senin gibi kimler geldi-geçti bu dünyadan. Değil mi ki, sen de geldin; sen de geçeceksin bu yoldan. Sana tavsiyem, kul olduğunu anla. İslâm’ın mukaddesleriyle oynama. Maharet bir spor kulübüne başkan olmak değil, inanarak İslâm’ ı yaşamaktır. Gerisi laf ile güzaftır. Unutma kabirde sana kaç top eskittiğinden değil hayatını nasıl yaşadığından hesap sorulacaktır. Bu hesabın hesabını yap.