Başlığa bakıp hemen birileri demokrasi düşmanlığı
yaptığımı, baskıcı rejim özlemi içinde olduğumu düşünürse acele etmiş olur.
Demokrasi düşmanı değilim ama demokrasinin putlaştırılmasına da karşıyım. Biz
eğer Müslüman sak kendi kavramlarımızla düşünmek, kendi değer yargılarımızı
hayata geçirmenin mücadelesini vermek durumlundayız. Yoksa Batı nın kuyruğuna
yapışıp, onların himmetini beklersek öncelikli olarak kendi değer
yargılarımızdan kopar, sonra da kuyruğuna yapıştıklarımızın kutsallaştırılmış
kavramlarının esiri haline geliriz. Uzunca zamandan beri İslam dünyasının
yaşadığı da budur. Çünkü hâkim kültür yeryüzünde belirleyici oluyor,
kavramların içini şartlara göre farklı biçimde dolduruyorlar. Söz gelimi İslam
dünyası ve gelişmekte olan tüm ülkeler için demokrasi işgal, darbe ve katliam
anlamına gelirken kendileri söz konusu olduğunda demokrasi özgürlük,
farklıklara rağmen bir arada yaşama kültürü demek oluyor. Buna karşılık İslam
ülkeleri ile gelişmekte olan diğer ülkeler için farklıklar ayrışma, düşmanlık
ve katliam kısacası ülkelerin ufalanması anlamına geliyor. İşte bu çifte
standart sebebiyle başlığı Batsın sizin demokrasiniz şeklinde belirledim.
Kısacası Batılılar kendi kültürel değerleri çerçevesinde
bir anlam yükledikleri kavramları işlerine geldiği gibi eğip büküyor, kendileri
için özgürlüğün teminatı olan bir sistem bir başka ülke için işgalin gerekçesi,
darbelerin zemini haline gelebiliyor. Bu bakımdan artık özellikle İslam dünyası
kendi değer yargıları ile düşünme, ona göre sistemini oluşturmanın adımlarını
atmak durumundadır.
Bugün yaşadığımız sıkıntıların başında kendimiz olmak
yerine kendimizi Batı nın değer yargılarına göre tarif etme alışkanlığı
yatmaktadır. Müslümanlar kendilerini tarif ederken bugün Müslüman demekle
yetinmiyor, başına illa bir kelime ekliyor. Sosyalizm moda olduğunda onunla
bağlantılı bir kelime, liberalizm moda olduğunda başka bir kelime, şimdilerde
de demokrasi moda olduğu için Müslümanların kendini demokrat Müslüman olarak
tarif etmeleri moda oldu. Buna karşılık antikapitalist Müslüman gibi
kendilerini ya bir şeye benzetmeye ya da bir şeye karşı olmak anlamına gelen
kelimelerle tarif ediyorlar. Şahsen tüm bu tariflerin Müslümanlığa bir şeyler
eklenmesi ya da çıkartılması anlamına geldiğini düşünüyorum. Bizim için
Müslüman kelimesinin yeterli olması gerekiyor. Niçin böyle oluyor sorusunun
cevabı ise Batı nın İslam dünyasını etkisi altına alan kültürel değerlerinin
esiri oluşumuzdur.
Elbette bunları söylerken tüm dünyaya pencerelerimizi kapatalım,
Batı dan gelen her şeye karşı çıkalım diyor değilim. Demek istediğim öncelikli
olarak bizim kavramlarımızı oluşturan/oluşturması gereken değerlerin İslam
olduğunu unutmamamız gerekiyor. Batı dan esen rüzgârın önünde sürüklenen
sararmış bir yaprak görüntüsünden kurtulmak, alacaklarımızı kendi kültürel
değerlerimizle yeniden tarif etmek durumundayız. Çünkü Müslümanların
kendilerini tarif edişlerinde ısrarla isimlerinin önüne ya da arkasına destek
anlamında bir kavram arama ihtiyacı duymaları peşin olarak Batı kültürü
karşısında mahkûmiyeti kabul etmek anlamına geliyor. Böyle olunca da Batılılar
bir takım kavramları kendileri söz konusu olduğu da özgürlük, barış, bir arada
yaşama olarak tarif ederlerken aynı kavram İslam ülkeleri için ayrışma, işgal,
katliam ve çatışma sebebi olabiliyor. Söz gelimi ABD de pek çok din ve ırktan
insan bir arada yaşayabilirken sıra İslam ülkelerine gelince bırakan farklı
dinleri aynı dinden farklı mezhep mensupları çatışabiliyor/çatıştırılabiliyor.
Yine İslam ülkelerinde İslam bayrağı altında her ırktan insanlar bir arada
yaşayabilirken demokrasi putunun bu ülkeleri işgal etmesi ile birlikte her
türlü farklılık ayrılık sebebi oluyor. Hem de bu ayrışma ve çatışma demokrasi
adına piyasaya sürülüyor.
Kısacası, Batı nın İslam dünyasına dayattığı bu demokrasi
putunun geç kalmadan sorgulanması gerekiyor.