Bugünlerde İran da Cumhurbaşkanı seçilen Ruhani nin yemin
törenine ABD ve AB yi davet etmesi Türkiye de büyük bir şaşkınlığa yol açmışa
benziyor. Bizler benzer tarzda gelişmelerin habercisi olarak geçtiğimiz
günlerde İran siyasetinin yakından takip edilmesinin gerekliliğinin altını
çizmiştik. İran da kendi iç dinamikleri ile gerçekleşmesi imkânsız olan
gelişmeler yaşandığını, bunun geçtiğimiz senelerde Türkiye de yaşanan
ilerlemelere ne kadar benzediğini ve bütün bunların küresel sistemin bölgede
saf değiştirme girişimi ile alakalı olabileceğini ısrarla kaleme almıştık.
Gerçekten de Batı bugüne kadar bölgede bir Türkiye yi bir
İran ı yanına çekmiş, diğerini dışlamış ve bunu yaparken de dışladığı ülkelerin
bölge için vaat ettiği değerleri ötekileştirerek tasfiye operasyonuna güç
vermiştir. Bugün de yavaş yavaş aynı oyun oynanıyorken, hem bölgesel hem de
küresel gelişmeler konu ile alakalı şüpheleri daha fazla arttırıyor. Madem öyle
bugün Türkiye nin dış politikadaki en büyük gündemi neden Mısır dememek
gerekir. Çünkü Mısır konusu bu meselenin tam da merkezinde olduğu için bu kadar
önemlidir ve hem bölgedeki arzulanan değişimin kaderi hem de Türkiye nin
geleceği belki de Mısır belirsizliğinde yatmaktadır.
Batı-İran Yakınlaşması
Ruhani gibi ılımlı ve reformist bir siyasetçi olduğunu
iddia eden birinin Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, Batı ya karşı olan
Ahmedinejad şüpheciliğinin azalacağı herkesçe tahmin ediliyordu. Ancak
bugünlerde Ruhani daha koltuğa oturmadan Ettelaat ve Hemşehri gibi önemli İran
gazetelerinde çıkan Batı ile olan didişmenin gereksizliğine ve eskiden gayet
iyi olan ilişkilerin geri gelebileceğine olan vurgu insana bu ne hız
dedirtiyor. İran ve İngiliz ilişkilerinin bugünlerde tavan yapması da aslında
durumu özetliyor. Diğer yandan herhangi bir İran kanalını açtığınızda Müslüman
olmayanları değil de Şiileri kâfir olarak gördüğü iddia edilen kimi İslami hareketlere
olan eleştirileri rahatlıkla görebilirsiniz. Bu doğrultuda İran ın hem eski
düşmanla kurmak istediği iyi ilişkiler hem de tehdit algısını değiştirerek
bölgede yeni bir düşman (öteki) ortaya çıkarma çabası Batı nın Mısır planları
ile paralel izler taşıyor gibi görünmektedir.
Türkiye Bölgede Yalnız Bırakılmaya Çalışılıyor
Değişen ittifaklar sistemi sadece dikey olarak değil aynı
zamanda yatay bölgesel düzeyde de şekillenmeye başlamıştır. Hâlâ Cumhurbaşkanı
olan Ahmedinejad ın son gezisi olduğu iddia edilen ve Tahran-Bağdat
ilişkilerinin önemine vurguyu hedefleyen Irak ziyareti, tarihi bir doğalgaz
anlaşmasına öncülük etmiş ve her iki taraf da iki ülke arası ilişkilerin yeni
bölgesel düzenin anahtarı olacağını deklare etmiştir. Ancak bölgesel dengeleri
alt üst edecek asıl yakınlaşma İran basınında dillendirilmeye başlanan
İran-Katar yakınlaşması olacaktır. Katar ın bölgede kimin taşeronluğunu
yaptığını söylemeye gerek yok. Böyle bir yakınlaşma aslında İran ve Batı
ilişkilerinin maksimum seviyeye çıkması anlamına gelecektir. Burada yalnız
kalacak ülke ise şüphesiz Türkiye olacaktır. Hele hele Türkiye yi bugüne kadar
ayakta tutan sıcak Körfez sermayesinin Türkiye ye gelmemesi durumu ülkeyi
büsbütün çıkmaza sokacaktır.
Türkiye yi Zor Günler Bekliyor
Türkiye yi böylesine saf dışı bırakmayı hedefleyen yeni
kümelenmenin ülkeyi rahat bırakması da elbette düşünülemez. Yeni bir Gezi tipi
olaylar zinciri mi patlak verir yoksa Güneydoğu da geri dönüşü olmayan bir
süreç mi başlatılır bilinmez. Ancak burada hedeflenen ile Mısır da hedeflenenin
aynı olduğunun altı çizilmelidir. Arap Baharı süreci ile birlikte Ortadoğu ya
şekil vermesi beklenen ılımlı İslam projesi artık rafa kaldırılıyor. İhvanı tam
manasıyla ılımlılaştıramayan Batı, Türkiye den de umudunu kesmişe benziyor.
Yine bölgede demokratikleşme ile istediğini alamayan Batı, yeni silahı
Massocracy denilen kitlelerin gücü ile daha fazla kazanmış olduğunun
farkında. Yeni dönemde de bu silahını kullanmaya devam edecek gibi görünüyor.
Yani artık bölgede ilkesel ve ideolojik duruşların tüm anlamını yitirdiği,
fırsatçılığın kol gezdiği bir ilişki haritası yeni dönemde ortaya çıkacak.
Eskiden yan yana dahi gelemez denen aktörler birlikte hareket edecek. Ama
kazanan istikrarsızlığa sokulanlar değil istikrarsızlığı arzulayanlar olacak.