Batı'nın ve Amerika'nın değişen diplomatik hedefleri

Abone Ol

Batı ve ABD daima uzun, orta ve kısa vadeli hedef ve planlar hazırlayarak dış politikalarını ve ekonomik çıkarlarını en yüksek seviyede tutacak şekilde uygulamaya çalışmaktadırlar. Bölgemizde ve dünyada olanları anlamak için herşeyden önce bazı değişiklikleri ve yeni trendleri anlamak gerekmektedir.

Değişiklikler: 1990 larda Soğuk Savaş Hür Dünya nın zaferi ile sona ermiştir. Soğuk Savaşın bitişi ile Sovyet Rusya bir dağılma sürecine girmiştir. Böylece, ABD dünyada hakim tek büyük güç haline gelmiştir. Yine bu yıllarda küreselleşme hızla artmış, tüm dünya bu küreselleşme etkisi ile hem bir ekonomik değişim ve hem de kültürel ve sosyal değişimlere mahkum olmaya başlamıştır. Bir bakıma buna dünyada uygulanan yeni bir sömürgeleştirme sistemi de diyebilirsiniz. 1992 de yapılan NATO zirvesinde değişen dünya dengeleri konuşulurken, İngiltere nin o zamanki başbakanı Thatcher, "artık Kızıl tehlikenin sona erdiğini, ama şimdi bunun yerine yeşil tehlikenin ikame ettirilmesi gerektiğini ilan etmişti. Bu ABD ve İngiltere nin müşterek kararı ile yapılmış bir açıklama idi. "Yeşil Tehlike" olarak tanımlanan şey İslâm dır. Batı İslâm ı hedef tahtasına oturtmuştur.

Bizler, Tarihi bir Kırılma Noktasındayız. Dünya iletişim ağları ve onların kontrol etkileri sayesinde birçok kişi yaklaşan ve etrafımızı ağ gibi ören tehlikelerin farkında değil. İşte olayın en tehlikeli yönü de bu gaflet halidir.

1990 ların olayları:

ABD nin Ortadoğu ya kapsamlı olarak yönelişi ilk defa 1990 Birinci Körfez Savaşı ile olmuştur. Bu savaşın kod adı Çöl Fırtınası dır. Herşeyi darmadağın eden bir fırtına misali Ortadoğu nun alışılmış düzenini alt üst eden bu savaş sonrasında dengeler bir daha eskisi gibi olamamıştır.

Bölgede Amerikan varlığı ve sayısı büyük miktarda artmış ve gerek Suudi Arabistan ve gerekse körfezde Amerikan üsleri artmıştır. Körfez Savaşının bedeli Irak a ödettirilmiş ve Irak petrolu Birleşmiş Milletler kontrolu altında tam 10 yıl, kendi halkına hizmet edememiştir. Bu arada halkta açlık, verem ve diğer hastalıklar hız kazanmış ve çocuk ölümleri çok artmıştır. Bu dönem içinde bir milyondan fazla çocuğun öldüğü tahmin edilmektedir.

Ortadoğu nun en güçlü Arap ülkesi olan Irak, 10 yıl zarfında sürekli bombalanmıştır. Hem kuzey ve hem de güneyde belli paraleller gerisindeki topraklar yavaş yavaş merkezin kontrolünden çıkmıştır. İslâm coğrafyası yavaş yavaş ciddi biçimde değişmeye başlamıştır.

İsrail bu 10 yıl içinde hiçbir barış ve anlaşma girişimine olumlu bakmamış ve kendi sağladığı statükoyu değiştirmeye yanaşmamıştır. Siyonist İsrail idaresinde yaşayan Filistinlilerin durumu gün geçtikçe kötüye gitmiştir. İlk defa yaşam yerleri diğerlerinden tecrit edilmiş, sonra aralarındaki kontrol noktaları arttırılmış ve sonunda da bu yıl duvarlarla çevirme harekatına başlanmıştır.

2000 li yıllardaki gelişmeler:

Bu yıllar, ABD de cereyan eden, müthiş bir olayla, yani New York taki ikiz kulelerin yıkılması olayı ile başlamıştır. Bu olayın sorumluları olarak Müslüman guruplar gösterilmiş ve bunların Afganistan üzerinden idare edildiği ilan edilmiştir. Böylece ABD nin Afganistan askeri harekatı başlamıştır. İngiltere ve diğer devletlerden gelen yardımlarla olay uluslararası bir müdahale havası kazanmış ve sonunda NATO bile burada görev almaya ikna edilmiştir. Afganistan bugün işgal altındadır. Hergün birçok kişi ve özellikle sivil halk ölmektedir. Savaşın sorumlusu sayılan Bin Ladin ise hâlâ yakalanamamıştır. Aslında ABD ükenin tümüne de hakim değildir.

Afganistan ı takiben, İkinci Körfez Savaşı yani Irak ın ikinci işgali ile ABD Ortadoğu ya bizzat hakim olmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler den evet kararı çıkmadığı halde, ABD müdahaleyi tek taraflı başlatmış ve sonra katılan Avrupa birlikleri ile bir koalisyon gücü oluşturulmuştur. Bu arada, açıkça "hedefimiz İslâmî Terörle Mücadeledir" şeklinde hedef belirtmiştir.

Irak ın Kuzey kısmı adeta yarı bağımsız, "Kuzey Irak Kürt otonom bölgesi" haline dönüştürülmüştür. Irak ın güneyinde ise adeta kendi başına olabilecek bir Şii bölgesi oluşturulmuştur. Buna karşın, Irak ın her tarafında işgale karşı mücadele devam etmektedir. Ama basında olaylar anlatılırken, işgale karşı cıkan ve vatanlarını düşmandan arındırmak isteyen direnişciler, teröristler olarak anlatılmaktadır. Diğer taraftan, Irak ı işgal eden güçler ise "bölgeye istikrar, demokrasi ve insan hakları getirmeye çalışan ve insanları dikta rejimlerinden kurtarıcı koalisyon güçleri olarak takdim edilmektedir.

Bunlar bilinçli ve kasıtlı olarak yapılan propaganda sisteminin bir parçasıdır. Alandaki uygulama da buna paraleldir. Batı güçleri ile işbirliği yapanlar makbul, ama karşı çıkanlar, kötü güçler dir. İşbirlikçilere barışcıl ve ilerici denmekte, ama işgale direnenler ise, terörist ve direnişçi olarak tanımlanmaktadırlar.

Irak ta bazı kasıtlı uygulamalar mevcuttur: İşgalden beri 3000 den fazla ilim adamı, yazar, gazeteci ve aydın öldürülmüştür. Toplum kanaat liderlerinden ve organize beyinlerden yoksun bırakılmıştır.

Irak ordusu dağıtılmış, silahları toplanmış ve Baatist oldukları (Saddam idaresi yanlısı) iddiası ile bürokrasi ve güvenlik güçlerinden eğitilmiş insan gücü çıkartılmıştır. Toplumda yetişmiş, iş yapabilecek, tecrübeli ve direnç sağlayabilecek güçler dağıtılmıştır. Bürokrasi ve devlet idaresi çökmüştür.

Kuzey Irak taki Kürtler arasında Zerdüştlük (Ateşe Tapanların dini) körüklenmekte, Kürt aşiretlerinin tarihi köklerinin ya Zerdüştlük veya Yahudilik olduğu propagandası ile pek çoğu bu yönlere kaydırılmaya çalışılmaktadır. Bu bölgede İslâm tabandan zayıflatılmak istenmektedir.

Gerek Irak ta ve gerekse birçok Arap ülkesinde ve özellikle de Türkiye de pekçok misyoner gurupları yoğun bir program çerçevesinde çalışmaktadır.

İsrail de yaşayan Filistinlilerin ve Müslümanların durumu çok vahim olup açlık, parasızlık, ilaçsızlık ve fakirlik her gün can almakta ve insanların morallerini sıfıra indirmeye ve onları ümitsiz bir toplum haline çevirmeye devam etmektedir. Batı dünyası kasıtlı olarak bu olanlara bigane kalmaktadır.

Türkiye de daha değişik bir metodla, özellikle AB ye girme hevesi körüklenerek, birçok uyum yasaları meclisten geçirilmekte ve bu sayede Türkiye de misyonerlerin çalışmaları kolaylaştırılmakta, eski kiliseler tamir edilmekte, vakıflar yasası vasıtası ile geniş araziler kiliselere verilmekte, yeni kanunlar sayesinde Türkiye de çalışan birçok NGO (STK) dışarıdan mali yardımlar alabilmektedir. Yine bu kanunlar sayesinde hükümet onların harcamalarını kontrol edememektedir.

Genel olarak bakılınca ve parçalar yan yana konunca, çok sistemli olarak geliştirilmekte olan büyük bir planın mevcudiyeti görülebilmektedir. İşte dikkat edilmesi gereken bu büyük tablodur. Bu olayların tümü de Batı nın ve ABD nin değişen stratejik planlarının ve yeni uygulamalarının bir parçasıdır.