Batı’nın ne olduğu ortada değil mi?

Abone Ol

Ülkemizde yönetimi ellerinde tutanlar kendi değerlerimizi kötüleyip, ideal olarak hep Batı’yı ve Batı değerlerini topluma lanse ettiler. Uzun yıllar insanımız kendine yabancılaştırılarak ulaşılması gereken hedef olarak gösterilen Batı’ya benzemeye çalıştı. Aslında toplum bu konuda yöneticiler kadar hevesli değildi. Kendince birtakım tepkiler sergiledi. O zaman bu tepkileri sergileyenler bu ülkenin elitleri tarafından gerici, yobaz gibi birtakım nitelendirmelerle küçümsendi. Sanki, bu toplumun binlerce yıllık sahip olduğu değer yargılarını bir kenara iterek Batı’nın kuyruğuna sarılmak ilerici, aydın olmakmış gibi savunuldu. Belki de bu anlayışın bir sonucu olarak 1960 ve 1970’li yıllarda ilerici ve aydın olmanın ölçüsü solcu olmaktı. Böylece kendilerini ilerici sananlar sürekli olarak kendi değer yargıları ile savaştılar.

Bu tür değerlendirmeleri uzatmak istemiyorum. Sadece yakın tarihimizi hatırlatmak istedim. Sonunda komünizm iflas etti, Sovyetler Birliği dağıldı ve kendilerini solcu olmakla ileri olarak takdim edenlerin ellerinde bir malzeme kalmadı. Halbuki, Batı’nın ister Rusya, ister AB ve ABD’sinin benimsenmesi sonucu değiştirmiyordu. Çünkü topyekûn Batı olarak nitelendirebileceğimiz Haçlı-Siyonist ittifakının tek hedefi İslam dünyası idi. İdi diyorum ama bu hedefleri bugünde değişmiş değil. Çünkü Batı’nın asli kimliğini çıkar ve İslam düşmanlığı oluşturuyor. Bunun için de her yol mübah anlayışı ile hareket ediyorlar. Dünkü bir gazetemiz manşetten Batı’yı değerlendiren haberinde, “Sömürdüler, öldürdüler... Yetmedi, tarihi eserleri çaldılar: BATI HEM KATİL HEM HIRSIZ” şeklinde nitelendiriyordu. Buna bir de yalancı olduklarını, hiçbir sözlerine güvenilemeyeceğini eklediğinizde karşınıza çıkan anlayışı sanıyorum uzun uzun yorumlamaya gerek kalmaz. Peki, Batı’nın bu anlayışında günümüzde bir değişiklik oldu mu? Bu soruya evet demek mümkün değil. Sadece yakın çevremizde cereyan eden olaylara ve olaylarda Haçlı-Siyonist ittifakının rolüne baktığımızda bile normal şartlarda bırakın örnek almayı, bu vasıflara sahip bir insanın kendi toplumunda bile dışlanması gerekir. Çünkü bu vasıflara sahip kişiler bir toplumu huzursuz etmeye, uykularını kaçırmaya yeterlidir.

Meseleye ülkemiz açısından baktığımızda sadece Irak ve Suriye’de yaşananlar bile ABD ve müttefiklerinin gelişmelerle ilgili sürekli yalan söylediklerini görmemek mümkün değil. Belki insanlar bazen kötü niyet olmadan olayları yanlış değerlendirebilir. Ancak artık Batı diye nitelendirdiğimiz Haçlı-Siyonist ittifakının söylediği yalandan utanmak gibi bir tavrı kesinlikle yok. Onları sadece içlerindeki İslam düşmanlığı ile İslam dünyasına ne kadar zarar verdikleri ilgilendiriyor ve verdikleri zarar, öldürdükleri insan sayısı ve yaptıkları hırsızlık ve söyledikleri yalanlar onlara bir şeyler kazandırıyorsa bu durum mutlu olmalarına yetiyor. Ama böyle oluca da insanlığın altı sürekli olarak oyuluyor.

Sözü uzatmadan diyebiliriz ki, Batı tıynetinin gereğini yapıyor. Yani yılan sokar, niçin soktun demek abesle iştigaldir. Batı değer yargılarına, Batılıların yüzyıllardan beri sergiledikleri tavra baktığımızda onlar tıynetlerinin gereğini yapıyorlar. O zaman İslam dünyası olarak dönüp bir de kendimize bakmamız gerekmez mi? En azından Türkiye olarak uzun yıllardan beri Batı’yı insanımıza örnek gösterenler bunca soykırım, soygun, sömürü ve yalana rağmen hâlâ ABD’yi stratejik ortak, AB’yi ulaşılması gereken hedef olarak görüyor. Üç bakandan oluşan bir Reform Grubu kurarak AB’nin verdiği ev ödevlerini yapmaya çalışıyorsak ortada bir yanlışlık yok mudur?

Yani artık Batı’nın özelliklerini bilmeyen kalmadığına göre böylesine bir yapının içine ille de gireceğiz diye çırpınırken, arada bir sesimizi yükselterek meydan okumayarak nasıl bir sonuç alacağız? Eğer hâlâ Batı’yı bu yanlışlarından çevirebileceğimiz gibi bir kanaat var ise o zaman ikide bir Batı’nın kötü sıfatlarını sıralamakla nereye varacağız?