Batı dünyasının bu yeni bir sınavı ve durumu değildir. Tarihin karanlık aynası onların genel özelliği. Ne aynaya bakarlar ne de kendi gerçek yüzlerini orada görmek isterler. Baksalar bile bir başka şey görürler. Çarpıtma ve yanlış yönlendirme onlara özgü.
Batı’nın şu anki tutumu yeni değil. Geçmişi de, şimdi ki hâli de karanlıklarla doludur.
Bellekler sisli ve puslu. Geçmişi kurcalansa da pek bir şey çıkmaz. Yapılan yanlışlar, yanlış kurgular ve büyük yıkımların ardından hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor.
Gazze’de insanlık ölüyor. İnsanlığın belli kesimlerinden büyük bir feveran var. Oysa Batı’da hiçbir şey yokmuş gibi bir tutum takınılıyor. Her şey göz göre göre yaşanıyor. Amaçlanana doğru yürümeye devam ediliyor.
Hiroşima, Vietnam, Irak, Afganistan, Pakistan, Suriye, Yemen, Arakan, Bosna gibi ülke ve bölgelerde yaşananlar sanki hiç yaşanmamış, yaşanmıyor gibidir. Büyük soykırımlar sanki sadece bir halka özgüdür.
Siyonizm, kendi ırkdaşlarının soykırımını olduğundan abartarak gösteriyor. Roger Garaudy, haklı olarak soruyor, holokost diye bilinen dönemde, o bölgelerde başka haklar çok daha fazlasıyla soykırıma uğradı. Onlar hiçbir zaman gündem olmuyor.
Batı kendi günahlarını, yanlışlarını ve zulümlerini örtmek için başka kurgularla örtbas edebiliyor. Ediyor da. Almanya, Fransa bu konuda pişkindirler. Cezayir’de zulümler ile Almanya’daki zulümler arasında ne gibi bir fark var?
Acılar büyük, yıkımlar çok daha büyük. Bunları yaşayanların durumu ise farklı. Yıkımların sonuçları o ana bağlı değildir. Asıl sonrası çok daha vahimdir. Ateşlerin düştüğü o bölgeler, haneler, o bölge insanlarının genel durumu kalıcıdır. İnsanların ruhunda sarsılmaz depremler ve sarsıntılar oluşturur.
Onlar için önemli olan kendileridir. Kurgulanmış olan dünyadır. Onlar kendi dünyalarını yaşamaya bakarlar. Sömürge için her türlü yol geçerlidir.
Onların kendilerini gösterecek aynaları yoktur. Onların insanlığın acıları yoktur. Onların karanlık ruhları, kendileri için aydınlıktır.
İnsanlığın İslâm ve sahih Müslümanlara gereksinimi vardır. Müslümanlar ise kendileri açısından Batı’nın karanlık ruhunun etrafında dolanıyorlar. Onlar ise ne olduğunun farkına varamıyorlar. Ne yazık ki, farkında olanların dünyası da karmaşık. Konforlarından ve gösterişli dünyalarından vazgeçemiyorlar.
Müslümanların sorunu kendileri. Aralarında bir bütünlük ve ortak anlayış yok. Olmayınca karşı taraflar güç kazanıyor. Yapaylıklar ile kendilerini yanılttıkları gibi başkalarını da buna inandırıyorlar. Çıkar ve konfor onların vazgeçilmezleri.
Müslümanlar Batı ruhunun karanlık ve karmaşıklıklarıyla beslendiklerinden doğruları ve kendi yönelimlerini bulmaları güçleşiyor.
İnsanlığın en büyük sorunlarından biri ırkçılık. Bu, hastalık ruhlara öylesine sinmiş ki, yanlışlarını bu çarpıklık içinde sürdürüyorlar, doğru ve iyi olana asla ulaşamıyorlar.
Gazze, Filistinliler bugünün bu büyük dramını yaşayan insanlar bizim neyimiz olur? Biz insan mıyız, değil miyiz, kimiz ve neyiz?
Batı’nın yüzlere tuttuğu karanlık aynalardan bu insanlar da paylarını alıyorlar. Kimi zaman da bu durumu belli şeylerle sınırlıyorlar. Çocuklar, evet çocuklar onlar insanlığın geleceği. O çocukları hayata kazandıran anneler, kadınlar onlar kimin nesi, neyin nesi? Günümüzde yaşanan bu büyük kırımın içinde yer alan gençler, yaşlılar ve genel anlamda insanların durumu ne olacak. 1991 yılında Irak emperyalizm tarafından işgal edilirken Saddam’ın füzelerinin Ankara’yı vuracağı uydurma ve yalanıyla bölge insanları nasıl da paniklemişti. Nasıl da maskeler ve sığınaklar için hazırlıklar yapılmıştı. Can tatlıdır, korku ise onun zehridir.