Batı?nın karanlığından ışık aramak

Abone Ol

Müslümanların Tanzimat sonrası modernleşme ile birlikte kapıldıkları,

özgürlük, adalet, eşitlik, vatan ve demokrasi duygusunun etkileri bütün

ağırlığıyla sürüyor. Küçümserlik duygusu ruhlara sinmiş durumda. Hemen her

olumlululuk orada aranıyor. Bütün olumsuzluklar ise Müslümanların kendi

dünyalarında var gibi bir algı oluşuyor. Karşıtların psikolojisi de diyebiliriz

Bu duygu başta entelektüel geçinen, kendilerini Batı ya

kaptırmışlarda başladı. Bu yönetenlere de sindi. Kendilerini Müslüman olarak

tanımlayanların da bu duyguya kapılmaları asıl açmazı oluşturuyor. Yaşama

tarzlarını Batılılarla uyumlu hâle getirenlerin vazgeçilmez ideolojileri

Batıcılıktır. Bu giderek jakoben dayatmacı bir tutuma bürünmüştür.

Müslümanların bugünkü tutumları ya da kapana kıstırılmış

Müslümanların psikolojileri ile İslâm ve Müslümanların durumu tanımlanıyor. Son

dönem terör örgüt mensuplarının acımasızlıkları, vahşetleri Müslümanları

dolayısıyla İslâm a mal ediliyor. Bu tutum veya algı batıcıların da işine

geliyor. Onlar, Müslümanlıklarını unutuyor ya da bir kenara bırakıyor, bununla varlıklarını

koruma ya da devam ettirmeyi düşünüyorlar. Oysaki şunu hesaba katmıyorlar, tam

anlamıyla onlara benzemedikçe asla kabul görmeyeceklerdir.

Batı, insanlığın üzerine karanlığını püskürtüyor.

Katliamlar, toplu ölümler, kıyımlar, işgaller, bombalar, kimyasallar onların

ürünleri. Onlar kendileri dışında kalan toplumlara demokrasi önerirken -söz

konusu demokrasi kendilerinin kalıplarını belirlediğidir- demokrasi bahanesiyle

ya bir bölgeyi işgaldir ya da imhadır.

Müslümanlar bunu göremiyorlar ne yazık ki. Kurtuluşlarını

gene orada aramaktadırlar. Batılılar Müslümanların başına çorap örüyorlar,

karanlıklara itiyorlar, âdeta boğuyorlar ondan sonra da kendilerine muhtaç hâle

getiriyorlar. 28 Şubat sürecinde zulme maruz kalmış olan muhafazakâr kesim

kurtuluşunu AB de ya da Amerikan özgürlüğünde, hoşgörüsünde aradı. Bahanesi 28

Şubat askerinin postallarından kurtuluştu. Sorunlarını gidermek adına Batı nın

İnsan Hakları Mahkemesi nde aradılar. Bugün durum Batıcılar için geçerlidir.

Batıcı laik kesimin geçmişte yaptıkları bugün kendi başlarına gelmiş bulunuyor.

Karşıtların çatışmaları ve birbirilerine olan baskıları aynı sonuçları

doğuruyor. Batıcı sekülerler, laikler kurtuluşu Batı da arıyor. Onlara

sarılıyor ve yalvarıyorlar. Bu, bizim, Müslümanların asıl açmazı. Sorunlarını

kendi içinde çözmek yerine birbirlerine Batılılara şikâyet etmede

gidereceklerini sanıyorlar. Bu bir paradoks. Batının kendilerini her geçen gün

bitirdiğinin, birbirine düşman ettiğinin, birbirine öldürttüğünün farkına

varamıyor.

Tanzimat tan beri kulaklara üflenen ve ruhlara sinen kimi

kavramlar yüzünden giderek yoksunlaşıldı. Hürriyet diye diye birbirimizi

hürriyetsiz bıraktık. Kendi topraklarımızda özgür değiliz. Bugün kendi

topraklarını terk edip mülteci konumuna düşen Müslümanların özgürlüklerinden

söz edilebilinir mi Suriye de olanlar bugün kendi sınırlarımız içinde

yaşanıyor. Güneydoğudaki insanlarımız, evlerini topraklarını terk ediyorlar.

Göç edecekleri yerler Batı kentleri. Peki, Batı kentlerinde ya da doğuda

ırkçılığın, ayrışmanın bu denli derinleştiği bir zamanda doğuluların batı

kentlerine yerleşmeleri öyle kolay olmasa gerek. Gelecekte onların da

Avrupalıların kapılarında sürüneceklerinden kuşku olmasın. Müslümanların asıl

açmazları topraklarını boşaltmalarıdır. Bir zamanlar yanlış uygulamalarla Doğu

ve Güneydoğu bölgesinde boşaltılan köylerden sonra şimdi de kentler

boşaltılıyor. Bölgeyi boşaltmak kimin işine yarar Suriye darmadağın olarak

boşaltıldı. Sıra bizim coğrafyamıza geldi. Sanki Siyonist ırkçı oluşa zemin

hazırlanıyor.

Büyüklenmek, tafra atmak ve hamaset asla bir işe yaramaz.

Sağlıklı bir düşünüş olmadıkça, sezgiyle geleceği görmedikten/göremedikten

sonra büyüklenmenin hiçbir karşılığı olmaz.

Asıl sorunumuz tutunduğumuz Batılıların bizi karanlığa

sürüklemeleri. Kendi aydınlıklarını kendileri adına büyütmeleridir. Bunun ne

zaman farkına varılır, bilemiyoruz.