Batı’nın gerçek yüzü

Abone Ol

Yakın zamanda süren savaşların gösterdiği durum şudur ki, savaş üretmekten, insanları öldürmekten, katliam yapmaktan vazgeçmiyor Batı. Geçmişte kimi zaman yaptıklarının özrünü diler, pişmanlıklarını dile getirirlerken, ruhları gereği günah çıkarırlarken asıl özlerinden bir türlü kopamıyorlar.

Batı denilince modern, gelişkin, insancıl gibi görünür ve bilinir. Bu, görünen yüz. Bir diğer taraftan da asıl özelliği, sömürü, insana karşı acımasız, kendilerinden olmayanları aşağılayan, vahşi ve saldırgan. Bütün dünyaları çıkar ve sömürü üzerine kurgulu. Savaş üretmek, insanlığı öldürmek biricik tarzı. Dünyadaki nimetleri asla başkalarıyla paylaşmayan egemen güç dünyanın merkezini sadece kendine ait görüyor. Güçler çatışmasına dönüşüyor bu çekişmeler. Güçler çatışması mazlumların ezilmelerinden asla kaçınmıyorlar.

Asıl amaçları sömürü, sonra da insanları denetim altında tutma ve istediği gibi yönetme. Kendi sistemlerine uymayanları kimi zaman modern yöntemlerle, kimi zaman mafya tarzlı yaklaşımlarıyla dize getiriyorlar. Kendilerine sadık olanları ise ihanet etmedikleri sürece ayakta tutarlar.

Savaş çıkarmadan da kimi zaman sömürü çarklarını farklı geliştirirler. Bu dünya yakın zamanda bir pandemi süreci yaşadı. Bu, onların çıkarlarını arttırma ve daha güçlendirmeye dönüktü. Silah sanayi olduğu gibi ilaç sektörü ve sanayi de bir çark alanıdır.

Teknoloji üretilirken kalıcı olanlardan çok, sürekli değiştirilmesi gereken, farklılarını üretme tek amaçları. Yeryüzü teknoloji mezarlığıdır.

Kimi zaman üzerinde durduğumuz Batı’nın kendine dönük yüzünde kendilerine karşı oldukça merhametlidir. Gerçi onlar da bir yere kadar söz sahibidirler. Kapitalist ve liberal sistemde insanlar arsında uçurumlar var. Bunlar asla ne giderilir ne de böylesi bir duruma fırsat verilir ya da arzulanır.

Hümanizm kendileri için olumlu bir yaklaşım. Kendi insanını üstün görme ve değerli kılma adına. Bu, sadece kendileri için geçerlidir.

Dünyada savaşları çıkarırken, ülkeleri işgal eder, onların bütün varlıklarına el koyarken adeta yersiz ve yurtsuz bırakıyor. Ne ki onlara dünyayı dar kılıyor. Şu son yüzyılın en temel sorunu göçmenlik. İnsanlar kendi topraklarında yaşama güçlüğü çekerlerken, onların oralarda sürünmelerini istiyor. O hümanist ve insancıl gibi görünen batı kapılarını tamamen kapatıyor.

Siyonizm aracılığıyla Filistinlileri topraklarından eder, işgal ederken onların yaşama haklarını da elinden alıyor. Şimdi Sıra Ürdün’de. Ürdün’ü tahliye ediyor, insanları topraklarından ediyor. Bu insanların sığınacakları yer neresi olabilir ki. Suriye’yi daha önce işgal ve insanların boşaltarak tehcir edenler bu yeni insanlık dalgasıyla bu insanlar nereye ve kime sığınacaklar?

Kendi medeniyetlerinden ve dinlerinden olanlara daha merhametli. Ukrayna’dan kaçanların sığınacakları Batı ülkeleri var. Peki, Müslümanlar ne yapacak, nereye sığınacaklar?

Filistin olayı Batı’nın turnusol kâğıdının gerçek yüzünü gösterdi. Merhametsizliğini, acımasızlığını, vahşiliğini olanca gerçeğiyle ortaya koydu.

Batı ruhunu ve düşüncesini bildiğimiz için,  nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiğini biliyoruz. Tam anlamıyla dikkatli ve özenliyiz. Körü körüne bir bağlanış içinde olamayız, olmamalıyız.

Ne yazık ki Batı ruhunu özümsemiş, hayran kalmış, kendinden geçen bir ruh hâli de oluşturuyor. Oluşan mitlerden ve bakıştan hiçbir şeyin farkına varamıyor. Eğer başına bir felâket gelirse belki o zaman uyanacak ama iş işten geçmiş olacak. Asıl sorun da budur. İnsanların birlik olması, güç birliği oluşturması bu yüzden beklenemez.

Bilinç dediğimiz durum, farkında olmayı gerektirir. Nesnel ve dikkatli, gören ve bilen olmayı gerektirir. Boşluğa bakar gibi değil gerçekleri olduğu gibi görmedir.