İslam dünyasını baştan başa çalkalayan ve merkezini ve bünyesini tehdit eden akım ve eğilimlerden birisi de batinileşmedir. Peki günümüzde batinileşmeyi kim temsil etmektedir Geçmişte batineşmeyi temsil eden akım İsmaililik olmuştur ve Dürzilik de ondan doğmuş ve yayılmıştır. Bilindiği gibi Haçlılar döneminde Mısır ve bölgede batinilik akımının devletleşmiş ve cisimleşmiş hali Fatimi Devleti idi. Nureddin Zengi ve Selahaddin Eyyübi, Fatimi Devletini yıkarak batiniliğin şevketini kırmış ve bu da Kudüs’ün Haçlıların elinden alınmasının mukaddimesi olmuş ve bu sonucu temin etmiştir. Yavuz Sultan Selim döneminde de Şah İsmail yeni bir batini akımla İslam dünyasının karşısına çıkmış ve şevketi çok güçlenmiştir. Zamanla Şah İsmail’in kurduğu Safevilik teşeyyü etmiş ve on İki İmamcılığa veya Caferi mezhebine kaymış ve onunla bütünleşmiş ve İran’da böylece bu akım tarih sahnesinden silinmiştir. Safeviler saf batinilikten On İki İmamcılığa geçerek bu vasıflarından kurtulmuşlar mıdır Şii mezhepleri arasında guluv/aşırılık ve batinilikten hali ve uzak olan tek mezhep Zeydiliktir. Onun dışındakiler nispi ve göreceli olarak hepsi batini ve aşırıdır. Zeydilerde Ehl-i Beyt muhabbeti zait olmakla birlikte aşırılık mertebesinde değildir ve Sünnilikle geçişlidir. İnançlarında guluv ve aşırılık yoktur. Onun ötesinde zahiri boyutları ve kuralları aşındıran ve onun dışına çıkan bir batinilik anlayışına sahip değildir. Zira nübüvvetin bir devamı olarak velayete inanmamaktadırlar. Kendilerinde tayin edilmiş ve vasiyet edilmiş on iki imam düşüncesi yoktur. Mehdilik konusunda da isimler değil sıfatlar üzerinden gitmektedir. Bundan dolayı mutedildir. Hilafet konusunda veya imamet konusunda On İki İmamcılar gibi Muhammed Bin Hasan’ı (iddia ettikleri Mehdileri) değil Sünniler gibi Hasan bin Ali’yi ( Hazreti Ali’nin oğlu İmam Hasan) referans ve esas almaktadırlar. Nübüvvet metotlu Mehdi’nin hilafeti, diğer raşit halifelerle birlikte onun devamı niteliğinde olacaktır.
*
İmamiyeci İrfan dergisi ve sahibi ile 26 yıllık dostluktan sonra yollarını ayıran Reşit Rıza On İki İmamcılığı çok yakından tanımaktadır. Bu muarefenin meyvesi olarak Sünnet ve Şia (Es Sünne ve’ş Şia) kitabını yazmış ve tecrübeleri ışığında On İki İmam anlayışıyla ilgili çok önemli kriterler tespit etmiştir. Bu mezhebi yarı batini olarak nitelendirmektedir. Dolayısıyla Şah İsmail’den sonra İran tam batinilikten yarım batiniliğe geçmiş veya bir başka ifadeyle batinilikten tam sıyrılamamıştır.
Zira On İki İmamcı anlayışta velayet inancı üzerinden batiniliğe sürekli bir açık kapı bulunmaktadır. Mehdi’den menkul veya onunla temasla elde edilmiş metinler Şia’da amele muciptir. Mahmut Şeltüt’ün hilafına bunun zaptı mümkün değildir ve dolayısıyla zahirden taşan ve zaptı mümkün olmayan bir alanı temsil etmektedir. Bu batiniyet alanıdır. Bununla birlikte Reşit Rıza haklı olarak İmamiye Şiasını, İsmailiye gibi tamamen batini bir anlayış olarak saymanın da mümkün olmadığını ifade etmektedir. İsmaililer birinci sınıf batinidirler İmamiye ise ikinci sınıf bir batiniyedir. Reşid Rıza İmamiye Şiasının bir kısmının Zeydiliğe yakın olduğunu ve bunların batinilikten uzak olduğunu kaydetmektedir. Diğer kısmının ise batiniliğe daha yakın durduğunu ifade etmektedir (Es Sünne ve’ş Şia, Seyyid Reşid Rıza, Edvau’s Selef Yayınları, s. 10-11). Bu açık kapı bir cereyan veya hareket olarak sürekli kalıp değiştirmelerine sebebiyet vermektedir. Karmaşık bir yapıları olduğu söylenebilir.
*
Hazreti Ali’nin ilim kapısı olması batiniliğe kapı aralamaz. Zira ona verilen ilim farklı bir ilim değildir. Zira Ehl-i Sünnet kaynakları Hazreti Ali’den, bunun bir fehm ve kavrama yeteneği ve parlak bir zeka olduğunu aktarmaktadır (Es Sünne ve’ş şia, ikinci cilt, s: 180). Velayet meselesi keyfiliğin egemen olduğu ve batiniliğe açık bir kapıdır. Bu alan sislerle örülüdür. Bu alan zahirle mukayyet olamaz. Bu alan noktasında Ahbarilik ile Usulilik arasında pek bir fark yoktur. Ahbarilik elbette batinilğe daha meyyaldir. Ötekisi ile akıl ile batinilik arasında parçalanmış bir alanı temsil eder.
Bugün Batinilik yeniden güçlenmiş ve güçlü bir yapı kazanmıştır. İran ve ekseninde hareket eden Hizbullah, Husiler ve Ebu’l Fadl Abbas gibi milis güçleri veya yapıları İslam dünyasının merkezinde hareket ve operasyon halindedir. Ve bunların Nuseyrilik gibi tam batini ortakları vardır. Batılılar IŞİD gibi Sünni aşırıları gerekçe göstererek İslam dünyasına operasyon düzenlerken (11 Eylül sonrasında ve el’an) batini milis yapılarıyla alakalı olarak hiç seslerini çıkarmamaktadırlar (http://www.assabeel. net/essays/item/20484). Akıl sahipleri için bundan alınacak ibretler yok mudur
Mustafa Özcan