Sosyal ve iktisadi bir mesele olarak Batı tesiriyle ortaya çıkan modernleşme meselesi Osmanlı’nın son dönemlerinde idarenin ve siyasete tesiri olan aydın çevrelerin bir meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Bir devlet meselesi haline gelen modernleşmeyle; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya gibi dönemin öncü Batı devletleri karşısında zayıf düşmemek, uluslararası siyasette varlığını devam ettirebilmek ve işgal edilmemek için gerekli görülen teknik, askeri ve idari güce sahip olabilmek hedeflenmiştir.
Modernleşme meselesi siyasi, idari ve ekonomik boyutlarıyla halkın yaşama biçimini ve temel değerlerini de zaman içinde etkilemiş; bu kapsamda Türk modernleşmesinde üç temel anlayış ortaya çıkmıştır:
Batıcılık, Türkçülük ve İslamcılık.
Batıcılıkla, Batılılaşmak ve Türkleri var eden Müslümanlığın terk edilmesi gerektiği; Türkçülükle, Alman ırkçılığı gibi bir Türk ırkçılığı yapılması ve Müslüman dünyanın kendi haline bırakılması, kaderine terk edilmesi gerektiği; İslamcılıkla, hilafet çatısı altında bütün Müslümanların birliğini sağlama ve İslam’ın hayat nizamı olması gerektiği savunulmuştur.
Bu üç tarz-ı hareket; teknik, askeri ve sosyal olarak:
-Batı devletleri gibi güçlü olmayı veya,
-Batı devletleri karşısında güçlü olmayı hedeflemiştir.
Bu akımlar kendi içlerinde ittifak edecekleri, dört başı mamur tanımlara ve iç bütünlüğe sahip değildir. Her akımın kendi içinde birbiriyle çatışan veya uyuşan çok fazla dalları vardır.
Türk milleti adına, dinini ve diyanetini ciddiye alan insanlar daima; İslam’ın Müslümanların hayat nizamı olmasını ve dini hassasiyetlerine uygun bir siyaset yürütülmesini arzu etmişlerdir. Bu insanlar Müslümanlıklarıyla siyaset sahasında var olmak istedikleri için, İslamcılar olarak tarif edilmişlerdir.
İslamcılık; ümmetçi, ahlâk ve maneviyatçı, anti-emperyalist, anti-Siyonist, anti-Batıcı, anti-liberal bir siyaset görüşüdür. İslamcılık; Müslümanlığı esas almakta ve bu özellikleriyle Batıcılık ve Türkçülükten ayrılmaktadır.
Biz birey olarak kendimizi; müslim, mümin ve muhsin şeklinde tanımlamaktayız. İslamcılık tabiriyse, sosyolojik ve siyasi bir tabirdir.
Bu topraklarda siyaset ve ticaret dâhil bütün toplumsal işlerde Müslümanlığın esas alınmasını savunan insanlar vardır. İşte bu insanların/Müslümanların siyasi duruşunu anlatabilmek için, yürüttükleri siyasete İslamcı siyaset denilmiştir. O halde; İslamcılık tabiri ile Müslümanların talepleri kastedilmektedir. Dolayısıyla, İslamcılık tabiri, maksadı anlamaya yarayan pratik bir tabirdir, tariftir.
İslamcı diye tarif edilen insanlar veya kurumsal yapılar İslamcılık tabirini benimsesinler veya benimsemesinler Müslümanlığın bütün taleplerinin siyasal alanda karşılanması için mücadele edenlere İslamcı denilmektedir. Bu müsemmaya (Müslümanların siyasi taleplerine) onu en güzel ifade etmesi hasebiyle konulmuş bir isimdir. Bu manada Milli Görüş, Müslümanlık namına ortaya koyduğu sosyal ve siyasi talepleriyle, Türkiye’de İslamcı siyasetin ilk temsilcisidir ve bu ülkenin son 50 yılında ortaya koyduğu fikir, söylem ve eylemlerle, bu toprakların asli unsurunun kim olduğunu ortaya koymuş, Müslümanlar için gündelik siyasi bir maceradan çok bir kimlik ve istiklal vasfını yüklenmiştir.