Batı taklitçiliği ülkemiz ve insanımıza sadece zarar veriyor

Abone Ol

Yıllardan beri Batıyı ulaşılması gereken hedef olarak insanımıza sunanlar gelinen noktada olsun biraz durup yaptıklarının sonuçlarını değerlendirmek durumundadırlar. Batılı ülkelerle ilişkiler ve onların örnek alınması ister istemez insanımızda bir kompleksin gelişmesine vesile oldu. Böyle olunca da Batı’dan gelen her teklif üzerinde düşünülmeye, fayda ve zararları tartışılmaya gerek duyulmadı. Batılılar nüfusumuzun çok hızlı arttığını, bunun azaltılması gerektiğini mi söylediler üzerinde hiç düşünmeden kabul edip uygulamaya koyduk. Doğum kontrolü denen uyulama bu kabulün neticesidir. Neyi ekip neyi ekmeyeceğimize, neyi yiyip neyi yemeyeceğimize hep Batılıların telkinleri ile karar verdik. Okullarımızın müfredat programlarının belirlenmesinde bile Batı ölçüleri esas alında. Bununla da kalınmadı, Batılıların oluşturduğu uluslararası örgütlere bu örgütlerin Batının çıkarlarına ayarlı olup olmadığını hiç düşünmeden bir üye olarak bulunmayı marifet saydık. Sanki Batılılarla birlikte görünmek ülkemizi onların sömürüsünden koruyormuş gibi hareket ettik. Kısacası, taklitle medeniyet olmayacağını bile bile Batının taklitçisi olduk.

Batılıların ülkemiz ve İslam dünyasına yönelik planlarını uygulamalarını gönüllü olarak kolaylaştırdık. Kısacası, Batının çıkarlarını ülkemizin ve insanımızın çıkarlarının önüne geçirdik. Arsız ve sersem aşık konumuna düştük. Aşığın gözü kördür misali aleyhimize işleyen mekanizmaları ve oluşumları bir türlü göremedik.

Geçmişimizi hatırlamaya çalıştığımızda görürüz ki, toplum olarak sosyal ve psikolojik bir çözülme yaşıyoruz. Geçmişimizde hiç görmediğimiz olaylara sahne oluyoruz. Çünkü toplumu bir bütün olarak ele almak yerine parçalara ayırdık. İstenmeyen bir olay karşısında meseleye ya çocuk, ya kadın, ya da erkek açısından bakıyoruz. Toplumun bir bütün olduğunu unutuyoruz. Böyle bir ayrımla da yetinmiyor, yaş durumuna göre de toplumu parçalara ayırıyoruz. Çocuklar, gençler, yaşlılar diye. Kısacası ölçümüz insan olmaktan çıkmış durumda. İnsan haklarının yerini çocuk hakları, kadın hakları, erkek hakları aldı. Ya da engelliler olarak meseleye yaklaşıyoruz. Bizim inancımızda böyle bir parçalama yok. Yaratan bizlere “Ey insanlar” diye hitap ediyor. Yine inancamız “Kısasta rahmet var” diyor ama biz Yaratıcımızın sözüne değil Batılıların telkinlerine uymayı tercih ediyoruz. Bu arada Batılıların bizlere telkin ve tavsiye ettiklerinden kendilerinin zarar gördüklerini göremeyecek kadar gözümüz kör olmuş. Batı’da doğumları artırabilmek için devletler özel teşvik destekleri veriyorlar. Yani insanlarını doğumları artırmaları için teşvik ediyorlar ama sıra bize gelince “Sakın haa… Çok fazla doğum yapmayın… Doğan çocuklara bakamazsınız” diyorlar. Biz doğum kontrolü yaparken özellikle ABD’de şehirlerde gezerken 5-6 çocuklu ailelerin dolaştığına şahit oluyorsunuz. Avrupa’da ise kadınların birden fazla doğum yapmalarını sağlayabilmek için devletler doğan çocukların tüm masrafını karşıladıkları gibi anne-babalara da özel destekler veriyorlar. Sözün özü, kendi değer yargılarımıza yeniden dönmeyip Batı örneğimiz olmaya devam ettiği sürece toplumsal çözülme sonucu yaşadığımız acılar azalmayacak, son bulmayacaktır.