Batı özgürlükçü müdür, yani AB ve Abede?

Abone Ol

Kendimizin bir Müslüman millet olduğumuzu unutarak yaşıyoruz. Bu, tuhaf ve yadırganası bir durum. Her millet kişiliğini, karakterini kendi din medeniyetinden alır. Dinler medeniyetleri oluşturuyor.

İnsan olarak, her bireyin bir değeri vardır. İnsanın kendisi başlı başına bir değerdir. Her düzlem ve ortamda insan önemlidir. İnsan bir nesne, sıradan bir varlık da değildir. İnsan dünyanın merkezinde olan bir değer, her varlık ve nesne onun etrafında oluşur. İnsana ve nesnelere değer katan şey de insandır. Nesnenin, eşyanın, mahlukatın değeri ancak insan iledir. Bunun içindir ki değerinin anlamı eşitlikler üzerine kuruludur. Bu, büyük düşünceler için geçerli olan bir durum.

Bir de insanı salt kendi ırkından, kavminden, dininden ve bulunduğu coğrafyadan dolayı oluşan durumlar var.

Frankfurt Kitap Fuarı için gittiğimiz Almanya da, gördüklerimiz, duyduklarımız daha bir dikkatli olmamız gerektiğini ihsas ettirdi. Rasim Özdenören in haklı olarak, ifade ettiği bir kitap fuarını, lüks yerleri, müzeleri dolaşmak insana çok şey vermiyor. Çarşıyı ve pazarı dolaşmadan o yörenin tanımlanması veya tanınması zordur. Bir çarşı o beldenin ruhunu ele verir.

Müslüman ülkelerden ve Müslüman ülkelerin batıcı yöneticilerinin altında dünya penceresinden bakınca karşı tarafın çok iyi, hoş olduğu sanılır. Bir hayranlık ve bunun sonucu da bir teslimiyet süreci yaşanır. Tanzimat tan beri Batı bir ütopyadır. Bir hayal ülkesidir. Batıcı aydınlar bunun şarkılarıyla avunaduruyorlar.

Frankfurt Kitap Fuarı nda bir Orhan Pamuk portresinin sakilliği her haliyle belli oluyor. Bir batılı değil. Batılılar kendi ruhlarının mantığı içinde bir yere oturuyorlar. Batıcı ve Batı ya hayranı aydınlar iki ara bir derededirler. Ne batılıdırlar ne de doğulu. Orhan Pamuk örneğinde olduğu gibi. Türkçesi bir entelektüel Türkçesi değil, aksanı bir İstanbul aksanı değil, çıkardığı sesler batı ile doğru arasında kalmış bir dil. Duruşunda ve mimiklerinde de  bir tuhaflık olduğu seziliyor.

Buradan bir başka düzleme geçiyorum. Millî Gazete nin Frankfurt bürosunu ziyaret ettik. Orada duyduklarımız bizi daha bir irkiltti. Doğrusu kendi evimizde, yuvamızda o sıcaklığı yaşarken bir başka dünyanın varlığını duyumsadık ve hatta yaşadık.

Orhan Pamuk gibi, oryantalist bir tutumla suya sabun dokunmadan yaşabilirsiniz. Üstelik zaman zaman ülkenizi de suçlama şansına sahipsiniz. Örneğin Almanya da Yahudi soykırımı yapılmamıştır demeniz suçtur. Bir bilim adamının televizyonda "Almanya da sanıldığı kadar Yahudi ölmemiştir" dediği için cezalandırılmış. Görevinden uzaklaştırılmış, başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Ama bir Orhan Pamuk olarak Türkiye Ermeni soykırım yapılmıştır deme özgürlüğüne sahipsiniz. Bunu Kürtler için de söyleyebilirsiniz. Orada başörtüsü dini, İslâmi bir simgedir giderek yasaklanıyor.

AB sevdası ve Abede hayranlığının nedenini anlamak da güç. Avrupa da azınlık köle ruhlu yaşamaya ve suya sabuna dokunmamaya, ot gibi yaşamaya, fikirsiz olmaya, kendi uygarlığınıza küfretmeye, hakaret etme özgürlüğünüz vardır. Ama bir Müslüman özgürlüğüne asla sahip olamazsınız.