Birkaç günlük Batı seyahatimin en büyük hatırası Fehmi
oldu.
Bir gençlik kampı için bulunduğum Almanya da; 13 30 yaş
arası gençlerin bilgiyi talep edişi, saygındı. Onca hoş orman ve göl manzarasına
karşın iki yüz kişilik grup, seminer saatini dakika geçirmeden yerlerini
aldılar, öğrenmeye, bilgilenmeye olan ihtiyaçlarını; hâl ve tavırları, soruları
ile anlattılar.
Özellikle kimi şehirlerde oluşturulan Hatibelik
Kursları denen ama bana göre alternatif üniversite sayılabilecek oluşumlar,
ayrıca göz aydınlığımız oldu.
Doğrusu Dortmundlu hanımları; ev işleri, temizlik, yemek,
TV lerden sıyrılıp ilim üzere bulmak çok mutlu etti bizleri.
Dortmund, bir maden bölgesi ama kömür ocaklarının çoğu
kapanmış, fakat ilmi talep eden hanımları ile adeta Almanya nın kalbi olan bir
bölge.
Cahide Yılmaz ın 15 20 sene önce temelini attığı hatibe
kursları bölgenin bütün şehirlerine yayılmış gibi.
Betül Hocanın, Cahide Yılmaz ın yıllarca buralara emek
vermesi ile adeta yerleşik okullar olarak halkın gönlünde yer edindi.
Şura Hocanın samimiyeti, Nursel Hoca ve Seher Hocanın,
Hanife Hocanın gayretli çalışmaları ile bu ilim merkezlerinin sayıları gittikçe
artmakta.
Bölgenin bir diğer şansı da Bergkamen İslam Kız Koleji.
20 yıla yakın bir zamandır başında Safiye Hoca.
Adeta Hz. Meryem in misyonu ile Safiye Hoca da evlenip
çoluk çocuğa karışmayarak kendisini talebelerine adadı.
Gittiğimde bir Türkiye tatili macerası anlattı ki,
gerçekten düşündürücü.
Safiye Hoca, öğrencileri ile beraber İstanbul u gezmeye
giderler, tarih dersinde okudukları yerleri; Topkapı Sarayı, Ayasofya,
Dolmabahçe, Rumelihisarı, Kızkulesi, Boğaz turu derken program biter,
öğrencilerini havaalanına götürür, uçağa binmeleri için bırakır.
Kendisi de otobüse atlar, birkaç yıldır gitmediği baba
ocağı Zonguldak şehrine varır fakat öğrencilerinden haber gelir ki; bir
yanardağın külleri yüzünden uçaklar kalkmamıştır. Teri soğumadan döner,
çocuklarını toplar, Tekirdağ da bir tanıdığın evinde bir hafta kalırlar, her
gün uçağın kalkacağını ümit ederek. Sonunda öğrencilerini Almanya ya otobüsle
gönderir. Kendisi de baba ocağında geçiremediği birkaç gününün valizini
toplamaya döner, bir gece yatar ayrılır, onun da dönüş günü gelmiştir.
Ailesine hasret kalarak, talebelerine adanmış bir ömürdür
onunki.
Bu kolejden mezun olanlar da, bölgenin ilim ve irfanına
katkıda bulunmaktalar.
Artık bizler Batı ya gitmeyecek fakat onlardan hocalar
isteyeceğiz herhalde.
Zira anavatanda ilahiyat okumaya gelen pek çok öğrenci,
güneşin Batı dan doğacağına bir kanıt gibi.
Fakat bu ilim âşığı hanımların bir özellikleri daha var
ki anlatmadan geçemeyeceğim.
Bölge Başkanı Seher Hanım, toplantılara tekerlekli
sandalyesinde Yemenli bir çocuğu da getirip götürmekte idi.
Bu çocuğun ismi Fehmi idi.
Alman bir kuruluş; Filistin, Yemen gibi ülkelerden
getirdikleri hasta çocukları ameliyat edip sağlıklarına kavuşturmak için
uğraşıyordu.
Bazı Türk hanımlar da bu çocukları alıp ameliyat öncesi
ve sonrası bakımlarını üstlenmekte idiler.
Seher Hanım da, o kuruluşla yakın temasta idi, her
seferinde hasta bir çocuk alıyordu. Bazen bir çocuğun bakımı 3 5 ay
sürebiliyordu.
İyileşince ülkelerine gönderiliyorlardı.
Fehmi için ona uygun ameliyatın yapılabilmesi için bir
hastane aranıyormuş. Bu fedakâr hanımın evladı gibi kimi zaman kucağında
taşıdığı Fehmi de, ona bağlanmıştı. Önceleri ailesinden ayrıldığı için boynu
bükük duran çocuk, artık Seher annesinin yanında umutlu idi.
Ne mutlu, ümmetin evladına sahip çıkabilen gönlü geniş
insanlara.