Batı KKTCyi Yok Mu Sayıyor?

Abone Ol

Kıbrıs’taki hareketliliği fark ediyorsunuz, sanırım. Son aylarda diplomatik trafik iyice hızlandı. AİHM’in 40 sene sonra, Kıbrıs Barış Harekâtı sebebiyle Rumlara 90 milyon Euro tazminat ödemeye mahkûm etmesi bu hareketliliğin ipuçlarını veriyor.

Tamamen hukukî kurallar ve uluslararası anlaşmalara dayanarak yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı üzerinden bunca zaman geçti. TSK, yangın yeri ve savaş alanına dönmüş olan Kıbrıs’ın yaşanmaz hale gelen acıklı durumuna son verdi. AİHM’nin kararının siyasî olduğu açık. Batı’nın Müslümanlara karşı tavrını da ortaya koyuyor.

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’a üst düzey bir ziyaret gerçekleşti. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden 21-23 Mayıs’ta Kıbrıs’taydı. Kipası ve Siyonist oluşuyla tanınan Biden’den KKTC ve Türkiye’nin yararına bir tavır beklemiyorduk. Ziyaret boyunca Rumların temsilcisi gibi hareket etti.

Sayın Biden, “Ada’da tek meşru devlet var” diyerek KKTC’yi yok saydı. Rumlara cesaret verdi. ABD’nin Kıbrıs’ı gözüne kestirdiğini ortaya koydu. Kıbrıs sorununu çözmekten maksadın İsrail’in güvenliğinin korunması ve İsrail doğalgazının en uygun güzergâhtan Avrupa’ya satışı olduğu anlaşıldı.

Joe Biden, Türkiye aleyhindeki girişimleri ile tanınmış bir politikacı. Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye’ye silâh ambargosu uygulanmasına öncülük etti. Ermeni Soykırım Tasarısı’nda Ermeni lobisinin yanında yer aldı. Türkiye’nin soykırım yaptığını savundu.

Biden, her zaman Türkiye’nin aleyhinde oldu. ABD Temsilciler Meclis’inde Türkiye için, “Siz ABD’ye muhtaçsınız. Kredi ihtiyacınızı biliyoruz. Kıbrıs konusunu çözün, size yardım edelim” demişti. Bu ziyaret Biden’in Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm istediğini göstermiştir.

Batı Çıkarını Düşünür

Batı’nın çarpık hak anlayışı kendi menfaatini önceler. Plân ve programı bu yöndedir. Menfaati varsa okyanus ötesine bile müdahale eder. Onun için milyonların açlığa ve ölüme terk edilmesi önemli değildir. Menfaatini esas alır. Bu anlayışla dünyayı sömürmeye çalışır.

Dikkat ettiniz mi Biden’in Kıbrıs ziyareti, Batılıların hâlâ Kıbrıs Barış Harekâtı ve KKTC’nin kuruluşunu içlerine sindiremediklerini göstermiştir. Batı; Kıbrıs’ın doğalgazı, yeraltı kaynakları ve stratejik öneme sahip olması sebebiyle Ada’nın peşini bırakmayacaktır. Çünkü burada menfaatleri vardır.

Allahü Tealâ şöyle haber veriyor: “Ey iman edenler! Yahûdileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. (Birbirinin tarafını tutarlar.) İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Mâide, 51)

ABD ve Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin İsrail’in güvenliğini korumak için yarışmaları sebepsiz değildir.

Bu gerçekler ortada iken Hükümet’in Biden’in ziyaretine övgüler yağdırması soru işareti

oluşturmuştur. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın şu sözleri ABD ve Hükümet’in Kıbrıs konusundaki görüş benzerliğini gösteriyor: “ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Kıbrıs ziyareti ve ABD’nin Kıbrıs konusundaki aktif tutumunu olumlu buluyoruz. Kıbrıs müzakereleri olumlu gidiyor. Orada, hem AB’nin, hem ABD’nin katkılarını faydalı görüyoruz.”

Biden’in baştan beri Türkiye hakkındaki tutumu ve AİHM’nin Kıbrıs Barış Harekâtı ile ilgili kararı bilinirken, Sayın Atalay’ın sözleri fazla iyimserlik değil midir

AKP’nin Kıbrıs’ta, “Çözümsüzlük çözüm değildir” gerekçesiyle Annan Plânı’nı destekleyip Rumları cesaretlendirmesi Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırmıştır.

Dostunu Ve Düşmanını Bil

Gelişmeleri yalnız Kıbrıs’la sınırlandırırsak fotoğrafın bütününü göremeyiz. Özelde Kıbrıs’la ilgili olan bu hareketlilik, genelde, küresel güçlerin amaçlarına ulaşmak için uygulamaya koydukları bir plândan ibarettir.

Siyonistler, 1897’de Basel’de 100 seneyi kapsayan 4 kademeli bir hedef belirlediler. İlk 3 hedeflerini zamanında ulaştılar. 4. hedefleri Arz-ı Mev’ud’a ulaşmak ve Nil’den Fırat’a büyük İsrail devletini kurmaktı. Erbakan Hoca öncülündeki Millî Görüş Hareketi Siyonistlerin bütün plânlarını deşifre etti. Dünyayı, kendilerinin kölesi yapmak istediklerini açıkladı. Şimdi Siyonistler son hedeflerinin gecikmesinin çılgınlığını yaşıyorlar. Etkili güçleri mıknatıs alanına çekme gayretleri bu yüzden.

Mısır, Suriye, Filistin, Kıbrıs gibi yerlerde yaşananları bu plândan ayrı düşünemeyiz. Stratejistler, Suriye ve Mısır’dan sonra sıranın Türkiye’de olduğunu söylüyorlar.

Türkiye her yönden kuşatılmaya çalışılıyor. Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sıtkı Bilgin şöyle demişti: “İsrail ile Rumların çıkarları uyuşuyor. Bu durum Rum-İsrail İttifakı’nı ortaya çıkardı. İsrail’in hedefi Kıbrıs’ta üs kurmak, Rumların hedefi ise Kıbrıs’ın tamamına hâkim olmaktır (ENOSİS).” (22. 6. 2012)

Türkiye, bu gelişmeler karşısında her zaman tedbirli ve güçlü olmak zorundadır. Bir taraftan ahlâk tahribatı manevî direncimizi kırarken, diğer taraftan yabancıların açtığı okulların hızla artması kültür erozyonuna sebep olmaktadır. Amerikan ve İngiliz Kültür Dernekleri tüm yurtta faaliyettedir. Bu çeşit faaliyetler tarih boyunca hep tehlike arz etmiştir. Mustafa Kemal’in 1919’da silâh deposu haline geldiği gerekçesiyle Merzifon Amerikan Koleji’ni kapatması bunun en belirgin örneğidir.

Kısaca, Türkiye millî kimliğine sahip çıkarak dışa karşı direncini korumak zorundadır.