Gündem

Batı, kendine demokrasi, bize diktatörlük istiyor

Batı, kendine demokrasi, bize diktatörlük istiyor

Abone Ol

Dünyanın gündemindeki sıcak ülke Suriye‘den, İhvan-ı Müslimin Teşkilatı Başkanı Riyad Al Shakfa Millî Gazete‘ye konuşarak olup bitenler hakkında görüşlerini bizlerle paylaştı.

Ahmet Yavuz

-Suriye‘de durum nedir öncelikle, olaylar nasıl başladı, muhalif grupların silahlandırılması ve bir İç Savaş durumu var mı?

Suriye‘de Arap Baharı ile birlikte insanlar barışçıl amaçlarla sokağa çıktılar ilk önce Dera‘da.Ve ilk protestolardan sonra Suriye ordusundaki bazı üst düzey subaylar ordudan koptular. Ve Suriye özgür ordusu böylece oluştu. Çatışma ülkenin geneline yayıldıktan sonra, Suriye rejimi bunu fırsat bilerek mezhep çatışması çıkarmaya çalıştı. Suriye ordusunu Alevi köylerine göndererek, ordaki evleri, insanları ateşe, topa tanka tuttu ve Sünnilerle çatışmalarını istedi ama Suriye halkı bu oyuna gelmedi. Hür Suriye Ordusu protestocuların arka saflarında yer alarak, sadece onları koruyor. Sadece kendilerine ateş açıldığında karşılık veriyorlar. Ve bir karar aldılar. Suriye Hükümet binalarına ve kuvvetlerine hiçbir şekilde ateş açılmayacak.

Özgür Suriye ordusu bir iç savaş çıkmasını asla istemiyor. İnşallah Müslümanlar sonunda galip geleceklerdir.  Eğer seçimler olursa parlamentoda çoğunluk bize geçecektir. Ve yönetimi ülkedeki bütün azınlıklarla paylaşarak toplumun bütün farklı kesimleri ile diyalog içine girerek, onları da yönetime dahil edeceğiz. Çünkü Suriye, Baas Rejiminden önce Ortadoğu‘nun Japonya‘sıydı. Ama şimdi en geri bir ülke konumuna düştü.

-Suriye‘de olası senaryolar ne olacaktır, Suriye rejimi devam mı eder, etmezse sonrasında Suriye‘yi nasıl bir gelecek bekliyor?

En tehlikeli, en hassas dönem, bu rejimin çöküşünden sonra kurulacak geçiş hükümeti dönemi en tehlikeli dönem olacaktır. Bundan dolayı biz, Suriye dışındaki muhalif grupları güçlendirmek istiyoruz. Ve Suriye içinde güçlü, lider vasfına sahip insanları harekete geçirmek istiyoruz. Ve geçiş dönemini garanti altına almak, bir çarpışma, çekişme olmamasını istiyoruz.

Suriye Ulusal Meclisi‘ni kurduktan sonra muhalif grupların yüzde 85‘ini bu çatı altında topladık. Kalanları da dahil etmeye çalışıyoruz. Suriye‘de etkin olan kanaat önderlerini de harekete geçireceğiz.

ARAP ÜLKELERİ VE TÜRKİYE, SURİYE‘YE GİRMELİ!

-Annan Planı‘nın başarısızlığı durumunda BM öncülüğündü bir müdahale zaman zaman konuşuluyor, bu konuya bakışınız nedir?

Şu ana kadar bizim tecrübemiz,  Batı ülkelerinin ve Birleşmiş Milletlerin Suriye‘deki durumla ilgili ciddi bir tavır almadığını gösteriyor.  Maalesef şu anda Suriye‘deki rejimin son bulmasının ancak 2 yolu var. Birincisi Uluslar arası bir müdahale.  İkincisi ise Hür Suriye Ordusunun yönetimi devralmasıdır. Bu sebeple eğer Annan Planı başarısız olursa, biz Güvenlik Konseyi‘nin Suriye‘deki sivillerin güvenliğini sağlayacak şekilde bir müdahale kararı almasını temenni ederiz. Fakat biz Güvenlik Konseyi‘nde bir karar alınsa bile Batı ülkelerinin Suriye‘ye girmeyeceğini düşünüyoruz.

Yani bu durumda da özellikle Arap ülkeleri ve Türkiye‘den oluşacak bir birliğin Suriye‘ye girerek barışı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Biz şu anda Suriye halkı olarak, Türk halkından çok şey bekliyoruz. Bu sebeple Güvenlik Konseyi‘nin Türkiye‘ye böyle bir izin vermesi durumu çok daha yerinde olacaktır. Şu anda birkaç İslam ülkesi ile görüşme içerisindeyiz. İslami ülkelerden oluşan bir müdahale olursa, buna da açığız.

SURİYE MİLLİ MECLİSİ

-Biraz da Suriye Muhalefeti hakkında bilgi verir misiniz? Suriye İhvanı‘nın diğer gruplara bakışı nasıldır?

Yani şu anda Suriye‘deki muhalefet hareketinin hepsini Suriye Milli Meclisi altında toplamış durumundayız. Ve ilişkilerimiz çok iyi. Dışarıda sadece bir Kürt grubu kaldı. Onları da bu çatı altında birleştirmek üzere çalışmalarımız devam ediyor. Tüm muhalif gruplarla çok iyi ilişkiler içindeyiz.

Sadece bir kısım Kürtler Milli Kürt Meclisi‘ni kurdular.  Ancak Milli Meclis‘in içinde yer almayan Kürtler bile Beşşar Esed‘e karşıdır. Esed ile işbirliği yapan tek Kürt grubu PKK‘dır.  Esed, onlara çeşitli eğitim imkânı ve kamplar sağlıyor. Bunu da Türkiye‘ye baskı amacıyla yapıyor.

-Batı ülkeleri, Beşşar Esed rejimine neden şu anda karşı çıkıyor?

Batının bu tip rejimlere karşı olduğunu söylemek yanlış. Hatta uzun bir müddet Beşşar Esed‘e yardımcı oldular. Bu konuda Batının ahlaki bir siyasi duruşu yok. Demokrasiyi ve özgürlükleri kendi ülkelerinde isterlerken, bizim ülkelerimizde diktatörlük istiyorlar. Fakat şu anda Batı ülkelerinde oluşan fikir şudur ki, Beşşar Esad Suriye‘nin istikrarını sağlayabilecek kudrette değil. Yani burada Suriye halkının bu devrim hareketi ve buna mukabil Beşşar Esad‘ın buna karşı giriştiği katliamlar var. Buna rağmen hala müteredditler, hala bir arayış içerisindeler, Beşşar Esed‘in yerine koyabilecekleri ve kendilerini de razı edecek bir isim arayışı içindeler. İhvan-ı Müslimin ise Esed‘in yerine koyabilecekleri bir unsur olmadığını biliyorlar.  Şu oyunu oynuyorlar Batılı ülkeler. Hiçbir şekilde müdahale etmeyecekler. Bu çekişme,çatışma, protestolar devam etsin. Ta ki Suriye, şehirler harab olsun, insanlar ölsün. Ülkenin ekonomisi çöksün ve 30-40 sene kendisini toparlayamasın. Bunu istiyorlar. İsrail de rahat bir şekilde orda varlığını sürdürsün. Ve Suriye‘deki olaylardan gocunmuyorlar.

SURİYE REJİMİNİN DEVAMI İSRAİL‘İN VARLIK GÜVENCESİ

-İsrail neden başından beri sessiz kalıyor olup bitenlere?

Batının şu andaki tavrını belirleyen esas unsur İsrail‘dir. 40 senedir bu yönetim İsrail‘le istikrarlı bir şekilde yaşamayı kendisine şiar edinmiştir. Yaklaşık 40 yıldır Golan Tepeleri İsrail tarafından işgal ve ilhak edilmiş durumda. Ve şu andaki Suriye yönetimi buna karşı tek bir kurşun bile atmadı. Fakat şu ana kadar rejimin genel olarak yaptığı propaganda kendisinin İsrail ve Amerikan karşıtı olduğu şeklindedir. Bunu devamlı bir propaganda olarak yapıyorlar. Ama Suriye‘de devrim hareketi başlayınca Suriye Yönetimi içerisinden bir kişi itiraf etti. Suriye‘deki mevcut rejimin devamı İsrail‘in güvenliği için gereklidir dedi. Bu yüzden de Batılı ülkeler, onca yıllık zulüm ve istibdat yönetimine rağmen Beşşar Esed yönetiminin yanında durdu ve yardım etti.

İRAN; IRAK-SURİYE-HİZBULLAH MEZHEP TAASSUBUNU BIRAKMALI

-İran- Suriye ilişkisini nasıl okuyor peki İhvan-ı Müslimin?

Maalesef İran, Beşşar Esed‘in Suriye‘de yaptığı katliamın ortağıdır.  Şu anda bir çok şahit ve delilimiz var. İran hem siyasi olarak destek, hem finans desteği hem askeri güç ve askeri mühimmat konusunda Suriye rejimine destek oluyor. Askeri mühimmatın İran‘dan, Irak üzerinden Suriye yönetimine gönderildiğine dair onlarca şahit var. Şu anda Suriye‘de bu katliamları yöneten, ameliyat odasında maalesef çok sayıda İranlı uzman var. İran maalesef kendisiyle çelişiyor. 14 asırdır Hz. Hüseyin‘e olan sevgilerinde ve hüzünlerinde samimi iseler, Suriye‘de mazlumların yanında olmaları gerekir. Sabah akşam Amerika‘ya söven ve Büyük Şeytan olarak gören İran bile Afganistan işgalinde Amerika ile işbirliğine gitmiştir. Söze değil, eyleme bakmak lazım. İran-Suriye-Irak ve Hizbullah arasındaki ittifak tamamen mezhebe dayalı bir ittifaktır. Hiçbir şekilde İslam‘la, Müslümanlıkla alakası yoktur. İran, mezhebe dayalı bu işbirliğini bırakması lazım.

ERBAKAN, ÖNÜMÜZÜ AYDINLATAN BİR YILDIZ

-Müslüman ülkeler arasındaki işbirliği ve ihtilafları çözmek için Türkiye Eski Başbakanı Erbakan‘ın İslam Birleşmiş Milletleri önerisi şu an kurulmuş olsaydı, nasıl bir faydası olurdu?

-Prof. Dr. Necmettin Erbakan, biz Müslümanların önünü aydınlatan İslam Ümmetinin yıldız örneğidir. O her zaman bize örnek ve rehber oldu. Necmettin Erbakan, asrımızın yıldız mücahidiydi. O‘nu hep hayırla anıyoruz.

ARAP BAHARI BATIDAN DAYATILAN BİR DEVRİM DEĞİL, HAKKIMIZ

-Arap Baharı kavramı Batıya ait, ayaklanmanların da Batı kaynaklı olduğu şüphesi çok yaygın, nasıl yanıtlayacaksınız?

Arap Baharı adı altında Tunus‘ta bir anda başlayan ve tüm ülkelere yayılan talepler, Arap halklarının çok tabii haklarıdır. Bu taleplerin istenmesine kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Bu bir anda gelişen bir ayaklanmadır. Bu bir devrimdir ve dışarıdan, Batıdan bize dayatılan bir devrim değildir.

Biz buna böyle inanıyoruz. Suriyeliler işgali sevmezler. Fransız işgalinden sonra bizim halkımız Fransa‘ya çok antipati duymuştur.

Bizim halkımız Fransızca‘yı öğrenmemek için halen İngilizce‘yi tercih etmektedir. Bu da gösteriyor ki, bizim bu taleplerimiz çok doğaldır.  Bize dışarıdan dayatılan bir konu değildir.