Batı ile kanka Abdülmecid

Abone Ol

Kimileri için tüm batılılaşma çabaları Cumhuriyetin marifetidir.

L IIIustration un 25 Haziran 1859 tarihi yorumu: "Osmanlı İmparatorluğu köklü bir biçimde değişmektedir. Diplomasinin çağdaş uygarlık yoluna sokmak için gösterdiği çabalardan sonra işte Fransız sanatı; güzel şeyleri, eğlenceleri ve hareketi seven bugünkü Sultan Abdülmecid in hareminin kapısını çalmakta."

Sadece dış görünüşündeki modernleşme ile sınırlı kalmamış Tanzimat Sultanı Abdülmecid.

Yaşamı boyunca batılı kültürel değerlere sadık kalmış.

Batı müziğine önem veren Sultan, Lizst gibi ünlü müzik otoritelerini ülkesine davet etmiş, batı müziğinin sarayda da öğrenilmesi için gayret sarf etmiştir.

Nerval ve Lamartine gibi Fransız edebiyatçılarına sarayın kapılarını sonuna kadar açmıştır.

Batı tiyatrosu, ressamları, mimarları Osmanlı toprağında hüsn-i kabul görmüştür.

Dolmabahçe Sarayında Fransız saray mimarisi aynen kopya edilmiştir.

İsmini yaşlı ıhlamur ağaçlarından alan ıhlamur kasırlarını da tamamen batı normunda inşa ettirerek, eski Türk zevkinden gittikçe uzaklaşmıştır.

Artık şarkı anımsatan Topkapı terkedilmiş, merkez Dolmabahçedir ama daha özel bir ev hükmünde olan Ihlamur Kasrı ile Abdülmecid bütünleşmiştir.

Ki adeta kanka olduğu Lamartine ile bu özel konutu Ihlamur Kasrı nda buluşmuştur.

Sarayların sultanı da denilebilecek Abdülmecid boğaziçine olan ilgisini, daha Ihlamur Kasrı bitmeden ahşap olan Çırağan Sarayı nı yıkıp kâgir olarak yeniden inşa etti. Aynı yıllarda Küçüksu Kasrı da yapıldı. Topkapı Mecidiye köşkünde de meraklı gözün hemen anlayacağı gibi âdete bir "Mecid ekolü" olan Fransız mimari adaptasyonu hâkim idi.

Bütün bu sarayların bence en güzel yanı yapıların ardında uzanan, geleneksel Türk bahçelerinin özelliği olan neredeyse bir koru oluşturan ulu ağaçlarla gölgelenmiş; setli, taraçalı, kendimizi zarif bir doğu masalı dekoru içinde hissettiğimiz bahçeleridir.

Bir de eski Türk alışkanlıklarından olan kuşluklar.

Bahçıvan gibi her sarayda mutlaka kuşçularda bulunurdu.

Yıldız sarayında 34 kuşçu vardı, küçük ıhlamur sarayında ise dört.

Osmanlı saray kuşluklarında binlerce kuş yetiştirilirdi ki meraklıları hala soylarını günümüzde de sürdüren Dolmabahçe kuşluğunu ilgi ile takib etmektedirler.

İnsan batının barok ve ampir süslemelerinden, yüksek kabartma ile şatafatlı bir abartılı tezyinli mimari aksandan, İngiliz şöminelerden, altın varaklı alçı bezemelerden, rokoko mobilyalardan, Copiland marka vazolardan sonra sadece bahçede ve kuşlukta bir nebze nefes alabilmekte.

Herhalde tek başına piyano bile Abdülmecid in batılılaşma şerefini (!) Cumhuriyete bırakma heveslisi olmadığını kanıtlamaktadır.

Saraylarda konser veren Linszt ve diğer batılı müzisyenlerin, sultanın, veliahtların hatta harem kadınlarının bu piyano ile Cumhuriyetten çok önce batı müziği çalarak, dönemin değişen müzik zevkini çok önceden tattıklarını anlamaktayız.

Bugün okul kitaplarında çocuklarımıza öğrettiğimiz batıya kavuşma, karışma serüvenimiz Cumhuriyetle başladı diyenleri ne kadar da yalanlamakta Abdülmecid in saray ve kasırları.

Üstelik bu saraylar bir doğu masalı olan ağzı var dili yok şehrazat da değiller. Şakır şakır bülbüller gibi anlatmaktalar mimari elemanları ile batının birebir taklidi olduklarını. Batılılaşma serüvenimizi.