Batı, Haçlı ve Siyonist İttifakının İçinde

Abone Ol

Yeryüzünde karmaşanın, zulmün ön plana çıktığı dönemlerde genellikle Batı’nın insan hakları, özgürlükler, konusunda nerede olduğu sorgulanır. Aynı durum HAMAS-İsrail çatışmasında da ön plana çıktı. Çünkü İsrail çocuk, kadın suçlu suçsuz demeden insanları katlediyor. Bu katliamlarının ön plana çıkmasını engellemek için de yalan haberler yayıyor, sahte görüntüleri montajlayıp bebekleri katledenlerin kendileri olmadığı, suçlunun Filistinliler olduğu havasını yaymaya çalışıyorlar. Ne yazık ki, bu yalanlarla yeni bir algı oluşturulması çabalarına Batı’dan da destek buluyorlar. Kısacası, Batı’nın katliamlar karşısında sessiz kalışını anlamakta güçlük çekenler, “Batı nerede” diye soruyorlar. Aslında Batı her zamanki yerinde duruyor, cephe değiştirmiş, çıkarlarını bir kenara iterek insan haklarını yer yüzünde hakim kılmaya çalıştığı yok. Bu bakımdan Akan kanı durdurmak, hiç olmazsa azaltmak için çaba göstermek yerine alenen İsrail’e destek veriyorlar. Bu işi gizliden yapmaya da ihtiyaç duymuyorlar. Çünkü uzun yıllardan beri bir Haçlı-Siyonist ittifakının varlığı biliniyor. Sadece bu ittifak ilan edilmiş değil. Böyle bir ittifakın ilan edilmesine de gerek duymuyor olabilirler.

Bu noktada İsrail’in çok yönlü Filistinliyi yok etme kampanyasının sadece katliamdan da ibaret olmadığı. Hayatta kalmayı başaran Filistinliler de ekmek, su bulamıyorlar. Böylece özellikle Gazze’de yaşayan 2 milyonu aşkın Filistinli ölüme terk edilmiş durumda. Sanıyorum böylesine yaygın bir katliam ender görülen bir durumdur. Bu da yetmiyor Batılılardan sözlü bir tepki de,  eleştiri de gelmiyor. İşte bu noktada artık “Batı nerede?”  diye sormanın da bir anlamı kalmıyor. Çıkarlarının peşinde yürüyüşlerini sürdürüyorlar. Böyle olunca da böylesine duygusuz, vicdanı körelmiş bir Batı’dan insanlığın hayrına bir hareket beklemek anlamsız hale geliyor. Çünkü dünkü yazımda da belirttiğim gibi Haçlı-Siyonist ittifakı sadece bir çıkar ortaklığı olma özelliğini koruyor. Böylesine sadece kişisel ya da ülkesel çıkarlarını ön plana getirmiş ve onun peşinden giden ülkeler ve topluluklar için insan haklarından, insanın değerinden bahsetmek de laftan ibaret kalıyor. Bu yüzden bu son olay da gösteriyor ki; dünya Müslümanları kendilerine ve haklarına kendileri sahip çıkmak, bunun için gerekli olan birliği biran evvel kurmaları gerekiyor.

Haçlıların İslam ve İslam dünyasına bakışları ve değerlendirişlerine yüzyıllar önce İslam dünyasına yönelik başlattıkları seferler hatırlandığında ve o seferler sırasında Avrupa’dan Kudüs’e giden yol boyunda karşılarına çıkan Müslümanları katlettikleri hatırlandığında Haçlıların yüzyıllar öncesi ile bugünkü tavırları arasında bir değişiklik olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu gerçek hatırlandığında bugünkü İsrail’in yaptıkları ile yüz yıllar önce Haçlıların Müslümanlara yönelik uygulamaları arasında bir fark olmadığı görülecektir. Bu bakımdan gerçeğin hatırlanması aslında acilen İslam dünyasının ne yapması gerektiğini gözler önüne serecektir.

Her zaman olduğu gibi ABD’nin Müslümanlara yönelik katliamları sadece izlemekle kalmayıp aynı zamanda açıktan destek verdiği de küfrün tek millet olduğu gerçeği suratımızda bir şamar gibi patlarken hâlâ bu gerçeği görmeyip  bir takım çağrılarda bulunmanın da zaman kaybından ibaret olduğunu sanıyorum söylemeye gerek bile yok. Bu sebeple yeryüzünde hep Hak ile Batıl’ın mücadelesinin devam edip gideceğini unutmadan kanlı katilleri dost belleyip, öyle hitap etmek sadece kendi kuyumuzu kazmaktan öte gitmeyeceğini unutmamak gerekiyor.