Bu zamanın çarpıklığında, karmaşasında Müslümanların
İslâmî değerler araması kadar tuhaf bir durum olmasa gerek. Müslümanlar dört
bir yandan ve içten kuşatılmış, esir hâle getirilmişlerdir. Müslümanlar salt
dışa dönük eylemlerinde esir konumunda değildirler. Zihnen ve fikren de ele
geçirilmişler. Böyle olunca da yapılan değerlendirmeler ve varılan sonuçlar da
tam bir karmaşa örneği. Sağlıklı düşünme diye bir durum söz konusu olamıyor.
Müslümanlar kendilerine ait değerleri batılıların bakış
açısıyla değerlendirme ve bir sonuca ulaşma çabasında. Özgürlük arayışlarını
batılıların temel ruhunu oluşturan demokraside aramaktadırlar. Demokrasi denen
olgu halkın katılımı ve seçimi halkların kendi iradeleriyle olmuyor. Batı ruhu
her türlü hileyi, yalanı, sahtekârlığı mubah sayıyor. Çünkü demokrasi denen
olgu esas itibariyle aldatma, yanıltma üzerine kurulu.
Arap-Amerikan Baharı sürecinden beri de bunun en somut
bir hâlini yaşıyoruz. Batılılar taktik değiştirdi. Müslümanları birbirlerine
kırdırırken onları kendilerine daha bir köle ve mahkûm hâle getiriyor. Dünyayı
kendi aralarında parselleyen batılı güçler, Müslümanları parçaladıktan sonra
tarafları da aralarında parselliyorlar. Silâh sektörü devreye giriyor. Her iki
taraf da sonuçta kazanıyor. Ama birileri çok daha fazla. Böyle olunca savaşı
meşru hâle getirmek için de Müslümanlar arasında uçurumları büyütmenin yolları
aranıyor. En duyarlı konular gündeme taşınıyor, propagandası yapılıyor,
taraflar edinilir ardından da eyleme geçiliyor.
Arap-Amerikan Baharı ardından bazı ülkelerde istenilen
sonuçlara tez elden varıldı. Bazıları ise engellendi. İkinci grubun örneği
Yemen ile Birleşik Arap Emirlikleri. Buna Ürdün ü de dâhil edebiliriz. Demek ki
orada böyle bir değişime izin verilmiyormuş. Krallara karşı çıkan gruplara
destek verilmediği gibi, onlar en kısa zamanda bastırıldılar. Suriye ise tam
bir karmaşa olarak devam ediyor. Suriye tükenme sürecinde. Müslümanlar
birbirlerine kırdırılırken taraflar ile ilgili değerlendirmelerde, özellikle
batı güdümlü muhafazakâr kesimlerde korkunç benzetmelere götürülmekte. Bunları
irkiltici.
Suriye deki Nusayrilerin Sırplar ile benzer görülmesi, ya
da Ramazan el-Buti nin öldürülmesi sonrasında, bu İslâm âliminin dinden çıkmış
gibi gösterilmesinin vahameti karşısında ne söyleyeceğimizi bile bilmiyoruz.
Kaldı ki Suriye özgür ordusunu da Beşar Esad ı da destekleyen egemenler. Bir
zamanlar Suriye, İngilizler ile Fransızların kendi paylaşımlarında Fransa
payına düşmüştü. Sonra bir süre Amerika, daha sonra Rusya sonra tekrar Amerika
ve İsrail, şu sıralar Rusya güdümünde. Onlar böyle iken, diğer komşu ülkeler
onlardan farklı mı Türkiye çok mu özgür, çok mu kendi başına Ülkenin hemen
her adımında NATO üsleri, tesisleri konuşlanmış bulunuyor. Nefes alıp veremiyoruz.
Her şey denetim altında. Böyle olunca Suriyeli Müslüman taraflar birbirilerine
kırdırılırken batılıların penceresinden bakıp onları bir yere oturtmak ne kadar
sağlıklı. Batılı egemenler Suriye Özgür Ordusu nun elinden silâhlarını alsa,
yardımlarını kesse sonuç ne olur Benzer durum Beşar Esad yanlıları için de
geçerli. Olan mazlum insanlara oluyor.
Ramazan el-Buti altmışın üzerinde eser vermiş ve bunlar
kültür hayatımıza girmiş durumda. Bu insanı şirk içinde görmek, dinden çıkmış
gibi göstermek bu batı yanlısı vicdanlara ancak sığabilir. Camii içinde
öldürülüş ânı internet ortamına düştü. Ölüm anını batılıların heyecanıyla ve
mutlulukla paylaşan Müslümanlara ne demeli
Özgür Suriye Ordusu nun mensupları da Beşar Esad
yanlıları da esirlere vahşi uygulamalarından haz alanlar var. İslâm ruhunda
esirlere, yaşlılara, kadınlara dokunulmaz. Esirler korunurlar. Sevgili
Efendimiz Mekke yi fethettikleri zaman sadece üç ya da dört kişiye ölüm emrini
vermişti. Onlardan bağışladıkları da oldu. Müslümanlar birbirlerine
öldürülürken nefret ve düşmanlıkları da o kadar büyütülüyor ki artık bir araya
gelme şans ve fırsatı kalmıyor.
Bu bir haçlı savaşı mıdır, haçlı kuşatması mıdır, bir
tuzak mıdır nedir önce bunu belirlememiz gerekiyor.