Başlıktaki cümle bizim yıllardan beri yeri geldikçe dile
getirdiğimiz bir yaklaşımın ifadesi olmakla birlikte bu defa Başbakan
Erdoğan’ın söylediği bir konuşmadan başlığa aldım. Cumartesi akşamı TV
haberlerinde Başbakan Erdoğan’ın katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşma
veriliyordu. Uzun konuşması arasında, birden bire “Batı güçlü bir Türkiye
istemez” cümlesi dikkatimi çekti. Ve cümleye takılıp kaldım. Söze bir
itirazımın olması mümkün değil. Çünkü yıllardan beri biz de aynı düşünceyi
savunuyor, Batı’nın eteğine yapışmaktan vazgeçmemiz gerektiğini ifade ediyoruz.
Bu bakımdan söylenen sözün doğru olması elbette önemli ama o söze uygun
davranılmıyorsa söylenen sözün doğru ya da yanlış olması ne ifade eder Söz gelimi
hâlâ Batı’dan bir şeyler bekleniyor, hatta Türkiye’nin savunulması Batı askeri
ittifakı NATO’ya kalmış ise söylenen ile uygulama arasında ciddi bir çelişki
olduğunu söylemek yanlış olur mu
Kaldı ki, Batı dendiğinde aklımıza hep AB ülkeleri ile
birlikte ABD gelmiştir. Yani Batı Hristiyan kültürünü esas alan bir oluşumun
adıdır ve bu oluşumda AB ile ABD’yi ayrı düşünmek doğru olmaz. Böyle oluca da
nasıl oluyor da bizim güçlü olmamızı istemeyen, hep kendilerine muhtaç bir
halde kalmamızı çıkarlarına uygun bulan Batı kampı içinde kalmayı tercih
ederiz Tarih boyunca önemli ve hatta ülkemiz açısından ciddi bir tehlike
oluşturmuş, bundan sonrada oluşturacak olan ülkelerin birliği AB’ye girmek için
çırpınıp duruyor, hatta bunun için bir bakanlık oluşturuyoruz
AB bizi arasına aldığında bu yapıyı Hristiyan Birliği
olmaktan çıkartarak kendi potamızda eriteceğimizi mi sanıyoruz
Beşli Çetenin çıkarlarını korumak ve kollamak esası üzerine
oluşturulmuş BM’nin bir üyesi olduğumuz halde ülkemizin, bununda ötesinde İslam
dünyasının çıkarlarını korumak mümkün olabiliyor mu Söz konusu örgüt bugün 2
milyar nüfusa yaklaşmış olan İslam Dünyası’nı bir kenara iterek tüm gücüyle
İsrail’in yanında yer almıyor mu
Kısacası demek istediğim o ki, Batı’nın Türkiye’nin
güçlenmesini istemediği görüşüne tüm kalbimizle katılıyoruz ama, bu tespiti
yaptıktan sonra Hristiyan Kulübü olarak hayata geçirilmiş olan AB’ne girmek
için uğraşıp durmayı anlayamıyoruz. Eğer, “Biz aslında AB’ne girmek istemiyoruz
ama girmek istiyor görünerek ülkemiz içindeki bazı düzenlemeli yapmak
istiyoruz” denmek isteniyorsa bu karşımızdakileri aptal yerine koymak anlamına
gelir ki bu kendimizi kandırmaktan başka bir anlam ifade etmez. Bununda
ötesinde dost ve müttefik ilan ettiğimiz ABD ve AB ülkelerinden bugüne kadar yediğimiz bunca kazığa rağmen hâlâ
onlarla aynı çuvala girmeyi marifet saymamız muhatapları tam olarak
tanımadığımız anlamına gelmez mi
Tüm bu yazdıklarım elbette kendi sınırlarımız içinde kabuğumuza çekilelim, bu düşman
topluluklarla hiçbir temasımız olmasın anlamına gelmiyor. Ancak, bizim
yükselmemizi ve güçlenmemizi istemeyenler olarak nitelendirdikten sonra en
azında AB’ne girme sevdamızı bir kenara itmek durumundayız. Çünkü, bu millet
Batı denen kültürel değerler topluluğundan yediği kazıkları unutmuş değildir ve
bu topluma güveni yoktur. Böyle olunca da gelinen noktada giderek AB’ne
desteğini çekmektedir. Bu sebepledir ki, Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen
Batı dünyasının askeri ittifakı NATO’dan ülkemizi Suriye’den gelebilecek
muhtemel bir saldırıya karşı korumak için Patriotların istenmiş olmasına
toplumumuz yadırgıyor, güvenliğimizin düşmana bırakılması olarak algılıyor...