Ceviz kabuğu programında; "Türkiye nin bir hain kontenjanı var, bu nüfusun yüzde 10 udur."
- "Türk aydını dediğimiz kişi, Batı nın manevi ajanıdır."
- "Eğitim, savunma ve ekonomi milli olmalıdır, olmazsa Sevr gelir."
- "Batı diye bir şey yoktur. Bu hayâli bir kavramdır."
- "Türkiye de basın Türk değildir."
Gibi sözleriyle yarası olanları gocunduran ve 11 Ekim 2005 günü hayata gözlerini yuman sayın Atilla İlhan (15 Haziran1925-11 Ekim 2005) bir televizyon programında "Dünyanın en kirli kadınları Fransız kadınlarıdır. En sosyete kadının kulaklarının arkasına bir el atsanız eliniz kirlenir" dediğinde yukarıdaki sözlerini doğrulayacak şekilde bir hanımefendi ona karşı durmuştu.
12/10/2005 tarihli Akşam gazetesinin haberi:
"Fransızlar duş almıyor ve pis kokuyor
İNGİLİZ The Sun gazetesi, Fransızların koktuğunu iddia etti. Yapılan araştırmaya göre, Fransızlar banyoda her gün 48-56 dakika harcıyor ama bunu yıkanmak yerine makyaj yapmak için ayırıyor. 2,5 milyon Fransız hiç duş almazken 1,8 milyon da dişlerini hiç fırçalamıyor. 60,5 milyon nüfuslu Fransa nın onda dokuzunun yani 54 milyonunun su ve sabunla arası iyi değil. Banyoda yıkanmak yerine, gazete okuyup, telefonda görüşme yaparak, sigara içerek vakit geçiriyorlar."
Sanayileşen ama medenileşemeyen Fransa hakkında 30 Mayıs 2000 tarihli Milli Gazete de ben de şöyle bir makale yayınlamıştım:
"Paris Tıp Fakültesi profesörlerinden Dr. Besençon bir kitap yazmış. Dr. D. Bahar bu kitabı Fransızca dan Türkçe ye çevirmiş. Batı yayınevi, bilgi serisi 1 demiş ve kitabın adını "Hayat Yolu" diyerek yayınlamış. Kitap Sirkeci de Ebussuud caddesinde 5 numaradaki Sebat basımevinde basılmış. Tarih koymamışlar. Kitap 168 sahife ve fiyatı 125 kuruş.
Tıp profesörü, sağlığımızı korumamız için vücudumuzu sudan uzak tutmamız gerektiğini savunuyor. Fransa daki "Hıfzıssıhha"nın tavsiyelerine uymanın sakıncalı olduğunu söylüyor. Biz kitabın 107 nci sahifesini açalım ve okuyalım: "İşte bir asır vardır ki "hıfzıssıhha" dediğimiz bu kadın bizi parmağının ucunda oynatıyor. Şimdi ondan biraz yüz çevirmenin tam zamanıdır.
Cildi temizleyen ve açan bir tek şey vardır: Bir köylünün, bir duvarcının cildi daima sıhhatlidir.
Her Pazar günü bir banyo yapan bir bayan ise, tandırı üzerinde kapalı bir deri ile yaşar.
Birgün dağlık bir köyde yaşayan birisi için banyo tavsiye etmek gibi bir iş yaptım. Karısı: "Ne, bir banyo mu dediniz " diye hayret etti. "Tepeden tırnağa suya mı girecek "
Benim ihtiyarlarımdan bir çoğu vaftiz suyuyla yıkanalıdan beri tek bir banyo yapmamışlar. Ben de banyo taraftarı değilim.
Şimdi yıkanılmadığı zaman temizlenemeyecek derecede pis, murdar bir hale gelindi zannediliyor. Halbuki birkaç seneden beri memnuniyetle görüyorum ki yüksek muhite mensup Amerikalılar da banyodan tamamen vazgeçmişler. Ben de onlardan evvel tıpkı onlar gibi yaptım.
Sabah akşam Adem babamız gibi çırılçıplak açık pencere önünde bir kese ile ovduktan sonra 90 derecelik alkolle tepeden tırnağa kadar vücudun yağı alınır. Bu iş pek o kadar ucuza mal olmaz, ama insanın verdiği paraya değer. Cilt biraz nefes alır. Hava banyosu su banyosundan daha iyidir."
Profesör tavsiyelerine devam ederken evlerdeki banyolar için "Hiçbir işe yaramaz" der ve alkolle temizlenmeyi tavsiye eder.
Kitabın Fransızca adı "Les jours de l homme" kitabın ne zaman yazıldığını tercümeden anlamak mümkün değil ama profesör 1888 yılında Hotel-Dieu hastanesinde intern olarak çalıştığını, kitabının 25 inci sahifesinde söylüyor.
Mevdudi merhum "Tefhim-ül Kur an" ında "Hadid" suresinin 27 nci ayetinin tefsirinde (İnsan yayınları 6/143) ömür boyu vücuduna su değdirmeden ölen ermiş papazların ve rahibelerin isimlerini ve yaşadıkları yılları yazıverir.
"Hocam onlar eskidendi, çağdaş bir Avrupa var karşımızda" diyenler, Avrupa da yaşayan dört milyon işçimizden herhangi birine soruversinler. Kırk sene önce Avrupa daki evlerin yüzde sekseninde banyo yoktu.
1973 yılında ben Fransa da işçi olarak çalışırken yirmi işçi çalıştıran kırk yaşlarındaki Fransız patronla üç Türk işçi aynı evde oturuyorduk.
Patron, eşiyle birlikte üst katta, üç Türk alt katta otururduk. İki katta da banyo yoktu. Allah tan ki işyeri evin önündeydi. Atölyede banyo bulunması mecburi olduğundan yapılmıştı.
1965 den itibaren Hollanda ya giden işçilerimizin en büyük sorunlarından biri evlerde banyonun olmaması idi.
İşçi olarak gidip, patronuna banyo yapmayı öğreten insanlarımız, Sevgili peygamberimizin : "Temizlik imanın yarısıdır." (Müslim,Taharet 1) hadisinin uygulayıcılarıdırlar."
Batı, bizden daha çok şey öğrenecek.