Bataklığı kurutmak!..

Abone Ol

Terör gündemli her açıklamada, her konuşmada “bataklığı kurutmak” ifadesi mutlaka yer alır. Köklü çözüm arayışlarının göstergesidir “bataklığı kurutma” niyeti. Zira “bataklığı kurutmadıktan” sonra, saldırmakta olan, bilinen sivrisineklerin tamamını öldürseniz de bu illetin kökünü kazımış sayılmazsınız. Terörle yapılan “mevsimlik” mücadele, terörü yok etmez, aksine bir başka mevsime hazırlar. Elbette terörün beslendiği bataklıkta ıslah çalışması yapılıp; bataklık kurutulmadan terörün canını çıkarmak imkânsızdır. 

Öyleyse işe “bataklık” tahliliyle başlamak gerekiyor. Terörü besleyen bu bataklık nasıl bir bataklık Kimin bataklığı Türkiye bu bataklığı niçin bir türlü kurutamıyor Bütün dünyada, bölgemizde, hemen yanı başımızda ve ülkemizde terörü besleyen katran nehirleri neler Sömürüye, kaosa dayalı dünya düzeni… Zenginin daha zengin-fakirin daha fakir hale getirildiği küresel faiz sistemiyle halkların zenginliklerinin çalınması… Coğrafyaların işgal edilmesi, şehirlerin bombalanması, milyonların katledilmesi, milletlerin ülkelerini terk etmek zorunda bırakılması… Bu küresel hegemonyanın bütün varlıklarını hatta memleketlerini elinden çaldığı mültecilerin haksızlığa uğramış insanlar değil de “mesele” olarak görülmesi… İfsadın, bozgunculuğun, ahlaksızlığın ve manevi çöküşün “küresel politikalar” haline dönüşmesi… Ve madde madde daha onlarcasını yazabileceğimiz sebepler “bataklığın” bizzat kendisi değil midir

Yıllardır lafını ederiz de niye kurutmayı istemeyiz ya da isteriz de neden kurutamayız Veya niçin kurtulalım diye çırpındıkça daha da çok batarız bu bataklıkta Çünkü bataklık “Batı’nın”, “batılın” insanlığa dayadığı bu düzendir! Türkiye’de “egemen” olan erk Tanzimat Fermanı’ndan beri “Batının yörüngesine” girmek ve  “bu düzenin parçası olmak!” zorunluluğunu bu millete dayatmaktadır. Bu yörüngede olmak “bizi bizden çaldığı için” bataklığı kurutmakta elimiz kolumuz bağlı kalıyoruz. Namaz kılıyor olsak da, oruç tutuyor olsak da, tesbihatı eksik etmesek de bu yörüngede döndükçe, sadece başımız dönmekle kalmıyor; “Batıya/batıla uydu” oluyoruz. “Celladına aşık olmak” misali yörüngesinde hızla döndürüldüğümüz gücü de dost sanıyoruz…

***

Evet, doğru; batı medyası her biri eli kanlı birer terörist olan bölücü örgütün üyelerini aklamak, cici çocuklar olarak göstermek için adeta seferberlik halinde çalışmaktadır. Evet, doğru, dün PKK parlamentoları toplayan batılı ülkeler bugün de “Brüksel”de PKK’nın çadır kurmasına müsaade etmektedir. Evet, doğru, Batılılar ülkemizi terörizmle terbiye etmeye çalışmaktadır. Lakin acı ama başka doğrular da var:

18 Mart’ta devletin en zirvesinden Brüksel’e “çadır” tepkisinde bulunulurken, Hükümetin Başbakanı da Brüksel’de bataklığın hamileriyle “Kayseri pazarlığı” yapıyordu. Tam da Çanakkale zaferimizin 101’inci yılında 7 düvelin başkenti Brüksel’de Başbakanımız; “Türkiye ile Avrupa Birliği’nin kaderi ortaktır” ifadeleriyle büyük bir gaflete daha imza atıyordu. Ne acıdır ki, bunlar da doğrumuz! Amerika’sıyla, Avrupa’sıyla ve de İsrail’iyle batı; PKK ve PYD’ye tam destek verirken biz İncirlik Üssünü kullanıma açıyorduk, AB Bakanlığı kuruyorduk, çocukları öldürmesini çok iyi bilen katil İsrail ile İsviçre Mutabakatları imzalıyorduk. Ne acıdır ki, bunlar da bu millete yaşatılmış doğrularımız! Batılıların eli kanlı terörizmi desteklemesinin doğruluğu kadar, bizim de batıya uyduluğumuz acı gerçeğimiz! Dün 1 Mart tezkere sürecinde ABD ile 8 milyar dolarlık “tezkere pazarlığı” yapan Türkiye, bugün de Avrupa ile 3 milyar avroluk “mülteci pazarlığı” yapmaktadır. Bataklık “Müslümanların kanı” üzerinden, “Müslümanların mülteciliği” üzerinden “milyar dolarlık” ya da “milyar avroluk” pazarlıklarla kurutulmaz!

***

Teşhis gibi tedavi de bellidir: Batı, Türkiye’de işbirlikçi her iktidarın beden ölçülerine göre “modellik” elbiseleri dikmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı içinde dikilmiş bir elbise vardır… İktidar önce bu “modellik” elbisesini sırtından çıkarıp atmalıdır. Batının yörüngesinden çıkıp; tarihimizin, ceddimizin, tam ve eksiksiz bir olarak inancımızın yörüngesine girmemiz gerekiyor. Nasıl ki, aymazlık içerisinde hareket etmekte olan Avrupa ülkeleri mayın tarlasında dans etmekteyse, Türkiye de batıya sonsuz güven ve sadakatiyle mayın tarlasında gezinmektedir. Batı nasıl kendi içerisinde yılan beslemekteyse, Türkiye de Batı’yı ve batıyı temsil eden bütün değerleri içerisinde büyütmekle son bir asırdır kendisini sokmakta olan yılanı beslemektedir. Neyi riske attığımız, neye değer verdiğimizi gösteriyorsa; Türkiye batıyla olan bu işbirliğiyle kendisini ve ümmeti riske atmaktadır. Batıya ve batının dostluğuna değer verdikçe, olan hep bu millete ve ümmete olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle Batı asla dürüst ve samimi davranmamaktadır. Tecrübeyle sabittir: İnsan düşmanının her faziletine inanabilir, fakat samimiyetine asla! Yüz yıllık, bin yıllık tecrübeyle de sabittir ki, bu batının samimiyetine inanmaz saflık, aldatılmak olur. 

Ezcümle: Batının değerlerini, batının siyasi nüfuzunu, batının askeri gücünü, batının emellerini benimseyip, ülkemize ve bölgemize taşımaya devam ettiğimiz müddetçe biz bu terör bataklığını kurutamayız. Batının gerçek yüzünü görüp, teşhisi koyuyorsak tedaviyi de ona göre yapmamız gerekir. Hem Avrupa’ya kızıp hem de onların dediğinden çıkmamak, efelik değil, kölelik olur bu millet için. Şanlı tarihimizin, ceddimizin bize emanet ettiği sorumluluk Batıya modellik değil, İslam alemine liderlik yapmaktır. Zira sadece ülkemizdeki ve bölgemizdeki terörün değil, yeryüzündeki terörün ilacı İslam Birliği’nin kurulmasıdır. Batının yörüngesinde İslam Birliği kurulamaz! Batının yörüngesinde terör bataklığı kurutulamaz! Avrupa vizesi için batının Müslüman ülkelere sıkı vize politikası dayatmasını kabul etmekle değil, AB Bakanlığı’nı lağvetmekle terör bataklığını kurutma noktasına ilk samimi adım atılmış olur…