Kendimi bildim bileli başörtüsü yasağı gündemde oldu. Öğrenciler okullarından atıldı, memurlar ya başlarını açmak ya da işlerini bırakmak zorunda kaldılar. Kısacası bu zulüm birileri tarafından sürdürüldü. İşin garip tarafı bu zulmü insanıma reva görenler toplumun küçük bir kesimini oluşturuyorlardı ama bu küçük kesim çoğunluğa kendi zihniyetlerini dayatmayı başardılar. Olay ne laikliğin korunması ne de Cumhuriyet’in elden gitme korkusuydu. Sadece kendi inanç anlayışlarını topluma dayatma, toplumun tümünü bu anlayış ile boyama çabasıydı. Bir diğer ifadeyle toplumun yüzde 20’lik kesimi oluşturduğu mahalle baskısı ile yetinmeyip kendilerini keyfi yasa koyucu olarak gördüler.
Lafı uzatmaya gerek yok, özel ve kamusal alanda hiçbir zaman başörtüsünü yasaklayan bir hüküm yoktu. Yani, bu ülkede darbeye izin veren yasalar dün de yoktu bugün de yok. Başörtüsünü yasaklayan dün de bir hüküm yoktu bugün de bulunmuyor. Ama darbeler ve onların koyduğu yasaklar hâlâ sürüyor. Bazı alanlarda nispeten kalkmış olsa da yasak gündemimizden sökülüp atılabilmiş değil.
Bu noktada son günlerde Başbakan Erdoğan başta olmak üzere bazı yetkililer başörtüsünü yasaklayan bir hüküm bulunmadığını söylüyorlar ama yasağın tam olarak kalktığını söylemek mümkün değil. Yaklaşık 12 yıldır tek başına iktidarda olan AK Parti bile bu yasağa köklü bir çözüm bulamadı. Kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması hususunda kılık kıyafet yönetmeliğinde bir cümlelik değişiklik yapılmış olmakla birlikte onda da üniforma giyenler ile hâkim ve savcılar bu yasağın dışında tutuldu. Bunun mantığını ve sebebini anlayabilmiş değilim. Belli ki bu ülkede azınlıkta olan bir kesimin toplumun tümü üzerinde oluşturduğu mahalle baskısı hâlâ sürüyor.
Son günlerde başörtülü milletvekillerinin de Meclis’e girebilmesi ve görevlerini yapabilmesi gerektiği hususunda yoğun bir kampanya yürütülüyor. Bu arada Meclis Başkanı Çiçek de her fırsatta baş örtmeyi engelleyen içtüzükte bir hüküm olmadığını belirtiyor. Bugün olmadığı gibi içtüzükte baş örtmeyi engelleyen dün de bir hüküm yoktu. Bu bakımdan yasal düzenlemeler kadar kafa yapılarının da toplumdaki bir takım yasaklara zemin hazırladığını söylemek yanlış olmasa gerek. Hukuk fakültelerinde daha birinci sınıflarda öğrencilerin öğrendikleri ilk husus iyi bir yasanın kötü uygulayıcı elinde kötü sonuçlar verebileceği, kötü ya da eksik bir yasanın iyi bir uygulayıcı elinde daha iyi bir sonuç verebileceğidir.
Denebilir ki, toplumsal huzur barışın ilk şartı kafalarda gizlidir. İstediğiniz yasayı çıkartın eğer bir takım insanlar başkalarının hak ve özgürlüklerine saygı duymayı içselleştirememişlerse o toplumda barış ve huzurun temini oldukça zordur. Merve Kavakçı’ya yemin ettirmeyenler bir yasal düzenleme ve TBMM İçtüzüğü’ndeki bir hükme mi dayanıyorlardı Böyle bir hüküm var mıydı Dün de yoktu bugün de yok. Buna rağmen AK Parti 12 yıllık tek başına iktidar döneminde bile bugüne kadar meseleye bir çözüm bulamadı. Yani, halkın çoğunluğunun oyları ile iktidar olmak bile azınlığın mahalle baskısı karşısında en azından 10 yıl anlamsız kaldı.
Bu bakımdan önümüzdeki günlerde ve yeni dönemde başörtülü hanım milletvekillerinin Meclis’te görev yapabilmelerinin önü açılacaksa bunun için var olan yasaklayıcı bir hükmün kaldırılmasına değil, kafalardaki değişikliğe ya da azınlığın çoğunluk üzerindeki mahalle baskısının son bulmasına ihtiyaç var. İşin garip tarafı toplumun inançlarını bile gerektiği gibi yaşamasını engelleyen bu azınlığın mahalle baskısı iken bu ülkede mahalle baskısından en çok şikâyet edenler de yine bu azınlık oluyor. Yani baskıyı yapanlar da baskıdan şikâyet edenler de onlar. Bu çelişkiye son vermek ülkenin öncelikli sorunudur diye düşünüyorum.