Ülkemizde oluşturulan bahar havası ile sanki her şey
güllük gülistanlıkmış gibi görülüyor ya da gösteriliyor. Oysa sadece başörtüsü
meselesinde bile hesap edilemeyen, dile getirilmeyen birçok sıkıntı yaşanmakta.
Bugün siyasi idarenin korkusundan dolayı ya da oluşan
ılıman havadan etkilenerek başörtülü hanımlara ses çıkarmayanlar ilk fırsatta
mazilerine dönmek için fırsat kollamaktalar. Anayasada ve yasalarda başörtüsüne
engel yok denilerek geçiştirilen bu olay sanki geçmişte de bu yasalar yokmuş
gibi o yasayı uygulayacakların insafına bırakılmakta ve ipe un serilmektedir.
Yüzde elli çoğunluğun oyuyla iktidara geldikleri için
övünenler bu güce rağmen anayasa değişikliği konusunda ağırdan almaktalar.
İslami konularda sürekli zamana ve tribünlere oynadıklarından insanımız hep ha
şimdi oldu olacak ümidiyle beklemekte ve bu arada çekilen çileleri de sineye
çekmekte.
Oysa yapılacak bir iki değişiklikle hem konu yasa ile
güvence altına alınır hem de kendilerinden sonra yönetime gelecek olanların da
bu konuda keyfe keder davranmalarının önüne geçilmiş olunur.
İdareciler de isteseler de istemeseler de o yasaya uygun
davranmak zorunda kalırlar. Nasıl ki şimdi kılık kıyafet yönetmeliği var
diyorlarsa o zaman da anayasada madde var diyebilmeliler.
Hükümet pek çok şeyi akışına bırakıyor olabilir ama bu
konuda gerekeni ivedilikle yapmalıdır kanaatindeyim.
Çocuğumun bakıcısı iki dil biliyor
Kadının çalışma hayatına atılmasıyla birlikte çocuklar
için zor bir dönem başlamış oldu. Anne sevgisine hasret kalan çocukları hep
bakıcıları büyüttü. Yıllardır bakıcıların büyük kısmı ya eski Doğu bloku
ülkelerinden ya da Türki cumhuriyetlerden temin edilmekte. Kendilerini
muhafazakâr olarak tanımlayan aileler bile Moldovalı bakıcı çalıştırmakta bir
sakınca görmemekteler.
Kendileri çocuklarına dini eğitim vermedikleri gibi
bakıcıların da bırakın dindarını Müslüman olanını bile tercih etmemekteler.
Peki, böyle bir bakıcının yetiştirdiği çocuk sizce nasıl bir inanç sistemiyle
büyümekte ya da okul böyle yetişen bir çocuğa ne kadar dinini anlatabilecektir.
Aileler bir iki dil öğrensinler diye çocuklarını
tehlikeye atmakta sakınca göremezken devlet ne yapsın ki!
Minik bir tebessüm
Şeker hesabı
Annesiyle beraber bir bakkaldan alış veriş yapan küçük
çocuğa dükkân sahibi şeker kutusunu açıp, İstediğin kadar al yavrum der.
Çocuk el uzatıp almaz, çekingen davranır.
Bakkal, bir avuç şekeri kendi uzatır, verir.
Dışarı çıktıklarında annesi:
Yavrum, bakkal amca al dediğinde niye almadın der.
Çocuk:
Anneciğim, benim ellerim ufak, bakkal amcanınkiler daha
büyüktü.
Onun vermesini bekledim, der.
Kıssadan hisse: Bir konuda fikir alışverişinde bulunurken
çocuklara pek danışmayız oysa çocukların zekâsı bazen biz büyükleri bile
şaşırtır ve hiç umulmadık konularda bize yol gösterir.
İlgilisine notlar:
Dostlarını tanımak mı istiyorsun hata yap!..
Akıllı bir erkek dünyanın en güzel kadınını sevmez;
dünyasını güzelleştirecek kadını sever!..
Annelerin öpeyim de geçsin cümlesi kadar etkili başka
bir tedavi çeşidi yoktur.
Yönetmeni olduğumuz hayallerin figüranı bile olamayacak
insanlara başrol vermişiz.