AİHM, Alevi bir vatandaşın başvurusu üzerine Türkiye‘de nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kalkması yönünde karar verirken, Milli Eğitim Bakanlığı da felsefe dersinden "hikmet" kavramını çıkardı.
Her iki konuya da, Laikçi bağnazlıkla yaklaşanların çıkardığı gürültü, bir kez daha kamuoyunun dini aidiyetinin ve kimliğinin hiçe sayıldığını gösterdi. Aynı şekilde, eğitim hakkını gasp eden başörtüsü yasağı da milletin talepleri görmezden gelinerek yıllardır bekleme moduna sokulmuş durumda!
Din hanesi boş bırakılabiliyor
AİHM, daha önce zorunlu din dersi konusunda olduğu gibi, Türkiye‘de kimliklerdeki din hanesine "İslam" yazılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin ihlali olduğuna hükmetti. Hükümet bu karara üç ay içinde bir itirazda bulunmazsa karar, Türkiye tarafından da kabul edilmiş sayılacak ve din hanesi kimliklerden kaldırılacak. Zaten hükümetin aldığı kararla 2006 yılından bu yana İsteyenler, kimliklerindeki din hanesini "boş" bıraktırabiliyor.
Geçen haftanın kalabalık gündemi arasında unutulup giden önemli bir gelişme yaşandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Alevi bir vatandaşın başvurusu üzerine Türkiye aleyhinde açılan davada, nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kalkması yönünde karar verdi.
Alevi bir vatandaşın, 2005 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne (AİHM) başvurarak nüfus cüzdanının din hanesine "İslam" yerine "Alevi" yazılması yönündeki talebine izin verilmemesi üzerine, AİHM, Türkiye‘de kimliklerdeki din hanesine "İslam" yerine "Alevi" yazılmamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne ilişkin 9. maddesinin ihlali olduğuna hükmetti.
Aynı şekilde geçtiğimiz haftanın tartışma gündemlerinden birini de Milli Eğitim‘in felsefe müfredatından "hikmet" kavramının çıkarılması konusu teşkil ediyordu. Ders kitaplarında felsefeyle "hikmet" arasında ilişki kurulması ve Allah inancının ispatı ile ilgili konuların ders kitaplarında yer almasına şiddetle karşı çıkan bağnaz ve laikçi bir anlayışın sert tepkisi, kitaplardan "hikmet" kavramının çıkarılması ile sonuçlandı. Yıllardır çocuklara Darwin‘in Evrim Terosi‘nin bilimsel bir doğrulukla anlatılmasına karşı çıkılmazken, Felsefe ile direkt bağlantılı ve dini orijinli "hikmet" kavramına büyük şiddetle karşı çıkılması kelimenin tam anlamıyla bağnazlık. Hükümetin de bu tepki üzerine geri adım atarak "hikmet" gibi felsefi bir kavramdan çabucak vazgeçmesi aynı derecede bir acizliktir.
Hikmet‘ten çabuk çarkettiler
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), felsefe müfredatında yer verdiği ‘hikmet tartışması‘nı gelen laikçi tepkiler üzerine geri çekti. Bakanlık, 27 Ocak 2010‘da hikmet tartışmasını müfredattan çıkarırken, Ali Öztürk imzalı ‘İmajoloji, Felsefe ve Hikmet‘ metnine de yer vermedi. Talim Terbiye Kurulu‘nca değiştirilen programda, ilk ünitedeki ‘Felsefe ve Hikmet‘ başlıklı konu ve konu çerçevesinde amaçlanan ‘Hikmet kavramını fark eder‘ kazanımına yer verilmedi. Müfredattan çıkarılan bazı kelimeler ise şöyle: "Tevhidi Kozmik Holizm anlayışı‘, ‘akıl emaneti‘, ‘akıl emanetinin taşınması ve kullanımı‘. "Bu süreçte Harezmi, Biruni, İbni Sina, İbni Heysem, Cezeri, Kopernik, Kepler, Newton, Galile, Bruno, vb. bilim insanlarının katkılarına da vurgu yapılır" cümlesi de müfredattan çıkarıldı. Yeni müfredatta, din felsefesinin oranı yüzde 9‘dan yüzde 7‘ye düşürülürken; varlık felsefesinin etkisi yüzde 12‘den yüzde 17‘ye yükseltildi. Kamu eğitiminin müfredatından geleneksel değerlerin ve dinin tamamen dışlanmasını isteyenlere karşı çabuk havlu atan hükümetin bu tavrı eleştiri toplarken, başörtüsü gibi birinci dereceden insan ve eğitim hakkını ilgilendiren bir konuda gelinen nokta, acizlik ve milletin istekleri karşısında başarısızlık olarak değerlendiriliyor.
Laikliğe aykırı mı?
Kimliklerdeki din hanesinin kaldırılmasını isteyenlerin savundukları argümanın başında, "devletin bireyleri inançlarını açıklamak zorunda bırakması ve resmi bir belgede tescil etmesinin, inanç özürlüğüne ve laikliğe aykırı" olduğu yönündeki iddia geliyor. Ancak bu itiraza karşın, insanların ölünce hangi mezarlığa gömüleceğinin veya hangi dinî merasimlerle ebediyete intikal ettirileceğinin bilinmesi için kimliklerdeki din hanesinin kaldırılmamasının pratik faydalarından bahsedenler de var. Ayrıca, özellikle Din kimliğinin insanların inancından ziyade, ait oldukları kültür ve gelenekleri de ifade ettiği biliniyor.
Avrupa dini ‘arkaik‘ görüyor
Başörtüsü yasağı ve zorunlu din dersi konularında da AİHM yargıçlarının, Türkiye‘nin dini kimliği ile ilgili konularda jakoben-tepeden bakan bir yargıç edası ile bunları "dava konusu" olarak masaya yatırması eleştirilirken, Avrupa‘nın din konusunu, eski çağlara ait arkaik bir konu olarak gördüğü ve bunun da AİHM‘in kararlarına yansıdığı vurgulanıyor.
Yazıcıoğlu: Din hanesi kaldırılabilir
Diyanet‘ten Sorumlu eski Bakan Said Yazıcıoğlu, AİHM‘in kararını eleştirerek, "AİHM, Türkiye‘deki koşulları ve mezhepler konusundaki yaklaşımları tam olarak bilemeyebilir veya yanlış bilgilendirilmiş olabilir. Alevilik ayrı bir din olmayıp İslam‘ın farklı bir anlayışıdır ve Alevilerin büyük kısmı da böyle düşünüyor" dedi. Ancak Yazıcıoğlu, Din hanesinin nüfus cüzdanlarından tamamen kaldırılmasına karşı olmadığını da şu sözlerle vurguladı: "ateist veya İslam dışı bir dini benimseyen bir kişinin din hanesine yasa gereği ‘İslam‘ yazılsa bu ne kadar doğru olur. İnanç, insanın gönlünde ve beynindedir, bir yere yazılıp yazılmaması önem taşımaz.
Star Gazetesi Yazarı İbrahim Kiras:
İslam yazması suç mu?
Osmanlı vatandaşları arasında eşitlik öngören Tanzimat Fermanı özetle "Gâvura gâvur demek yasak" diye halk diline tercüme edilmişti. Neredeyse iki asır sonra şimdi de "Müslüman‘a Müslüman demek yasak" diye tercüme edilebilecek bir gelişme karşısındayız. Dini aynı zamanda bir sosyal kurum olarak kabul edenler de var. Oysa bu insanlara fikrini soran yok. Sanki bir suç işlemiş gibi günün birinde bir mahkeme tarafından kimliğinden din hanesinin çıkarılması cezasına çarptırılmış insanlar bunlar. Bu insanların haleti ruhiyesini önemsemeyenler sonra pişman olabilirler.
Habertürk yazarı Umur Talu:
Vicdanınızın buzları erisin!
Başbakan olunca da "şekil" değişmiyor. Başörtülü eş veya evladını kimi yere sokamamış, kaçırmış bile oluyorsun. Hem başbakan olup bunu değiştir(e)meyeceksin, hem (kimi haklı) acını, maruz kaldığın aşağılamayı çıtlatacaksın; "Yaşadıklarımı anlatsam ülkem bunları kaldıramaz" diyecek, "Eşimin gözyaşına mahkûm kaldık" diye içimizi acıtacaksın... Hem de... İtiraz eden vatandaş, direnen işçi, hak isteyen "alttaki asker", ses duyurmak isteyen memur görünce, "en üstün" sen olacaksın. Sopa olacak, cop olacaksın; ceza olacak, azar olacaksın; tensikat, tazyikli su, tehdit, hiddet, şiddet, aşağılama, dayatma olacaksın. Eşini haksızlıkla ağlatmış kim varsa; her fırsatta onlara dönüşeceksin, onların ceberut "öteki" sureti olacaksın!.. O gözyaşlarınız, yüreğinizi herkes için ısıtsın, vicdanınızın buzlarını eritsin azıcık!
İsteyen din hanesini boş bırakabiliyor
Davacı Sinan Işık‘ın talebinin reddedildiği dönemde Türkiye‘de dinin kimliklere yazılması zorunluluğu vardı. Ancak bu mecburiyet, 2006 yılı itibariyle ortadan kalktı. Zaten hükümetin aldığı kararla 2006 yılından bu yana, İsteyenler, kimliklerindeki din hanesini "boş" bıraktırabiliyor.
AKP itiraz edecek mi?
Türkiye‘nin AİHM‘in kararına itiraz hakkı bulunuyor fakat AKP hükümetin bu konuda ne yapacağı şimdilik belirsiz. Hükümet bu karara üç ay içinde bir itirazda bulunmazsa bu karar Türkiye tarafından da kabul edilmiş sayılacak ve din hanesinin nüfus kağıtlarından kaldırılması için işlemler başlayacak.