Bu ifadenin ağır kaçtığını biliyorum. Fakat başörtülü bayanların tavırları, söylemleri, davranışları bu yaklaşımı doğrular nitelikte. Nedenine gelince: Sorun salt merkez-çevre yaklaşımında değil. Karşı tarafta yer almaları ve oradan salvolar savurmaları en belirgin özellikleri.
Başörtülü eli kalem tutan bayanlar artık karşı tarafın gazetelerinde yazıyorlar. Durdukları evlerin konforuna kapılarak geçmişlerine ve geleceklerine bir çizgi çekiyorlar.
Başörtülü bayanlar eli kalem tuttukça kimi kurumlarda akademik çalışmalara başladılar. Bunlar, batı düşüncesinin, felsefesinin içinde yoğrularak geçmişlerini ve geleceklerini çiziyorlar. Batının bakış açısıyla yargılıyorlar. Öncelenmesi gereken kendi kaynaklarından yola çıkmaları olması gerekirken, batıcıların emperyal amaçlı kavramlarına sığınıyorlar. Merkez-çevre kavramında olduğu gibi, Siyasal İslâm kavramı da bunlardan biridir. Bunun gibi hayatımıza giren onlarca kavram var. Sorunlar bu kavramların bakış açılarıyla ele alınmakta.
Bir süredir Stevan Runcinman ı okuyorum. Bir tarihçi. Üç ciltlik Haçlı Seferleri Tarihini okumuştum daha önce. Şimdi ise Konstantin Düştü adlı eserini okudum. Kimi zaman bu yazarın nesnelliği, ciddiyeti dikkatimi çekmişti. İyi bir araştırmacı. Fakat ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar, onlar kendi ruhlarından akan bir duygu ile bakıyorlar. Kendi kavramları ve düşünüş biçimleri egemen.
Bir web sitesinde tartışılan, bize de gelen iletiler bu anlamda dikkatimi çekti. Konya Selçuk Üniversitesi nde bir başörtülü bayan akademisyenin çıkışı oldukça dikkat çekici. Kullanılan kavramlar bu anlamda da ürkütücü. "Siyasal İslâm" kavramı gibi. Bunda kasıt nedir, niçin bu kavramlar kullanılıyor. Günümüz siyasal mücadelesinde Müslümanların Batı düşüncesine karşı olan mücadelesini küçümsemek, dışlamak ve yadsımak ne gibi anlamlar içerir. Kullanılan bu kavramlar bu kadar masum mudurlar
Bu, ne alma geliyor dersiniz. Bu başörtülü bayan akademisyen erkeklere sesleniyor diyor ki, siz elinizi bizden çekiniz. Bize karışmayın. Biz istediğimiz gibi yaşayalım. Bu kavramın bir karşılığı da budur. Bir diğeri de İslâm ın siyasa ile hiçbir ilgisi yoktur. Yani geçmiş zamanı reddediş. İslâm medeniyetini, kültürünü, tarihini, devlet anlayışını reddediş. Medine şehir devletini, Abbasileri, Endülüs ü, Selçukluları, Osmanlıları reddediş. İslâm kültür ve düşünce tarihini reddediş. Bu reddedişin bir diğer anlamı ise Efendimizin Mekke den hicretine de bir karşı çıkıştır. Efendimizin hicreti salt insani bir göç değil. Sıradan bir mekân değişikliği ve canını kurtarış değil. Sıkışılan yerde yeni bir mekana geçerek yeni bir başlangıç yapma da değil. Siyasal putperestlerin Hakka karşı verdikleri bir savaşta, mekân değişikliğine giderek yeni bir hamle yapma sürecidir bu hicret. Bir büyük İslâm medeniyet ve düşüncesini oluşturmadır. Bütün bunlar onların tanımı ve ifadesiyle Siyasal İslâm ın bir çıkışıdır.
İslâm tarihine ve kültürüne toplu bakılmadıkça bu tür yanılgılar süregelecek. Medine şehir devleti kurulunca Putperest Mekke şehir devleti bir kuşatma ile yüz yüze kaldı. Kuzey yolları kapandı. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları Siyasal İslâm ın devlet oluş sürecinin savaşlarıdır. Putperestlerin bir lideri olan Ebu Süfyan a Peygamber Efendimizin hurma sattırarak deri aldırması, ticaret yaptırtması siyasal ve ekonomik bir olaydır. Mekkeli fakirlere yardımda bulunması hem insanî hem de siyasal bir olaydır. Mekke nin fethi anındaki bütün tavırları siyasaldır. Mekkeli bir putperestin Mekke nin fethi anındaki iki ayrı tavrı ve sonra da iman edişi ve o anda vali tayin edilmesi de bunun bir sonucudur. Şöyle ki: Bilâl ı Habeşi yi kastederek: "Eğer babam bu kara eşeğin sesini duysaydı kahrından ölürdü." Diyen adamın Mekke ye vali tayin edilişi gibi.
Batı düşüncesi ısrarla Müslümanlar veya sömürdüğü toplumlar üzerinde ciddi bir laiklik ile sekülerlik psikolojisini egemen kılmakta. Bunda da başarılı olduğu iyice belirginleşiyor. Şimdiye kadar, salt batıcılar bu konuda bütün ruhlarıyla teslim olmuşlardı. Şimdi ise Müslüman taban sekülerleştirme sürecine sokulduktan sonra başörtülü bayanlar hızlı bir değişim yaşıyorlar. Bay Müslümanlar ise zaten bu akışın anaforuna çoktan kapılmışlar. Onlar müteahhit ve tüccar Müslümanlar olarak yakayı çoktan kaptırmışlar.
Eli kalem tutan yazarlar artık kendilerine başka gazetelerde yer de bulabiliyorlar. Orada başörtülü olarak düşüncelerini yazarken, düşüncelerinin orada yittiğinin farkına bile varamazlar. Zaman içinde bulundukları evin odasının ruhundan ve ortamından bakmaya başlarlar. Hangi taraf a kaydıklarını bile bilemezler.
Bayan akademisyenin "Siyasal İslâmcılar ellerini bizden çeksinler" anlamına gelen çıkışları bu anlamda oldukça anlamlı ve dikkat çekici. "Siyasal İslâm" vurgusu başlı başına seküler bir tavırdır. Din ile dünya işlerinin birbirinden ayrılması duygusudur. Artık başörtülü seküler bayanlar bu tavırlarını çok daha açık ortaya koyuyorlar.