Kimilerinin gözünden kaçmış olabilir, Viyana da bir parka, Başörtülü çıplak bir kadın heykeli dikilmiş. Bu saygısızlığı yapanların maksadı belli. Dinimizi tezyif ve tahkir etmek. Alaya almak... Yapılan kötülük, aslında saygısızlığın da ötesinde...
Bilindiği gibi Danimarka da ve bazı AB ülkelerinde Peygamber Efendimize karşı çirkin karikatürler yayınlanmıştı. Bütün İslâm âlemi ayağa kalkmıştı. Duyarlı çevreler galeyâne gelmişti.
Ama bu heykel olayında beklenen olmadı. Bu olayı kanıksayanlar veya kanıksanmasını isteyenlerin istediği istikâmette suskunluk hâkim oldu.
Bu konu, güncelleştiği için bizler yine de uyarı vazifemizi yapacağız.
Şimdi meseleyi derinden derine, inceden inceye ele alalım:
Millî ve mânevî değerlerimizi tahkir edenler mi, zararlıdır, yoksa tahrib edenler mi zararlıdır
Elbetteki tahrib edenler daha zararlıdır. Böyle olduğu için millî, manevi ve ahlâkî yapımızı fiilen tahrib edenlerin işledikleri suç ve günah, yaptıkları tecavüz, bu konuda sadece sözde kalanlardan, daha ağırdır.
Birkaç misal verelim: AKP ileri gelenleri kalkıyor resmen ZİNAYI SUÇ OLMAKTAN ÇIKARTIYOR. Bu tahribat milletimizin âile yapısına indirilen bir darbe niteliğindedir. Ama bütün diğer ölçülerini, paraya endekslemiş olan AKP ileri gelenleri indinde, bu yapılan tahribatın hiçbir önemi yoktur.
Türk toplumu zinâya açık korumasız bir toplum haline gelmiş, ya da gelmemiş oların umurunda değil, zira faiz, kambiyo, borsa, enflasyon vesaire hesapları onlara göre her işin başıdır.
Daha önce de yazdım. Yahu yapmayın, etmeyin bu gafletten uyanın dedim. Bir hadisi şerife göre ZİNA YASAĞININ kaldırılması dinimize göre kıyamet alametlerinden sayılmıştır. Yaptığınız iş bu derece vahimdir dedim, aldırış eden olmadı.
Üstelik daha da ileri gittiler. Arkasından başbakan HOMOSEKSÜELLİĞİN DE BİR HUKUKU VARDIR, diye onu da normalleştirdi. Suç olmaktan çıkardı.
Arkasından LEZBİYENLİK benimsendi, DOMUZ ETİ pazarlamak mübah oldu.
Çıplaklık zâten ekranlarda ahvâli adiyeden sayılıyor.
Neymiş Efendim medenileşiyormuşuz. Batı medeniyetinin ilkeleri böyleymiş. Biz de ayak uydurmalıymışız.
Oysa bize, ilkokullarda, hem de cumhuriyet devrinde, çıplaklık taş devrinin âdetidir. Usûlüne göre giyinmek medeniliktir," diye ders vermişlerdi.
Ahlâkiyatla uğraşan bilginlerimiz, âilenin korunması nesebin korunması demektir. Sağlığa, aile hayatı daha elverişlidir. DOMUZLAR hariç, çoğu memeli hayvanlarda ve kuşlarda bile, aile hayatı insiyaki olarak korunmaktadır diye nasihat etmişlerdi.
Ama bu ve buna benzer kutsallaştırılmış olan değerlerin, şimdi yerinde yeller esiyor, estiriliyor. Millî ve mânevi haslet ve değerler, para ile ölçülür, elle tutulur, terâzide tartılır cinsten olmadığı için, bunların esamesi bile okunmaz. Meselâ yeni Anayasa da bu hasletlerimizi korumak ve yaşatmak için yaptırımlar öngörülmez, gidişat her kişinin kendi keyfine, şehevî hissiyâtına, insani veya hayvâni iç ve dış güdülerine bırakılır. Yeni medeniyet sentezimizin gereği budur denilmiştir, denilecektir.
Eskiden Türk Ceza Kanununda hiç olmazsa, zinânın, livatanın, fuhşun engellenmesi ve cezalandırılması için maddeler ve cezalar vardı.
Tekrar ediyorum: Dimimizi ve millî ahlâkımızı tahkir edenlerden bunları tahrip edenler, edilmesine göz yumanlar daha tehlikelidir.
Bilindiği gibi, siyasi liderlerin ve onlara yön veren sözde bilginlerin, fesadı yani bozulması, topyekûn toplumun bozulmasına kapı açar.
Bu gidiş tehlikeli bir gidiştir, önümüz uçurumdur. Zararın neresinden dönerseniz kârdır. Yeni Anayasaya ve yasalara, ahlâkımızı, seciyemizi koruyacak, düzeltecek, yüceltecek hükümler ve yaptırımlar konulmalıdır. İSTİKLAL MARŞI ŞAİRİMİZ daha önceden bizleri bu tehlikelere karşı uyarmıştır.
"Mefâhir kaynasın gitsin de vicdanlar kesilsin lâl,
Bu izmihlâli ahlâki yürürken DURMAZ İSTİKLAL" diye haykırmıştır.
Zirâ mânevi değerleri tahrib edenlerin verdikleri zarar, tahkir edenlerin verdikleri zararlardan daha büyüktür.