Başörtülü avukat kararı nasıl alındı?

Abone Ol

ANAYASA  Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Zühtü ARSLAN’ın Anayasa Mahkemesi’nin 54. Kuruluş Yıldönümü’nde yapmış olduğu açış konuşması oldukça dikkat çekiciydi. Sonuna kadar takip ettiğim Arslan’ın konuşması, her ne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile “tokalaşmaması” haberlerinin gölgesinde kalsa da, özellikle bireysel başvurular noktasında önem arz ediyor.

Zühtü Bey “bireysel başvurular” hususunda hayatın içinden iki somut örnek verdi. Kayıtlara geçmesi açısından, şu satırları sizlerle de paylaşmak istiyorum;

“Anayasa Mahkemesi’nin paradigma değişiminin ve ‘hak eksenli’ yaklaşımının tipik örneklerinden birini başörtüsüne ilişkin bireysel başvuru kararında görmek mümkündür.

Bir avukat olan başvurucu, duruşmaya günlük yaşamında olduğu gibi başörtülü olarak girmek istemiş; hâkimin, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin başörtüsüyle ilgili kararlarına atıf yaparak buna izin vermemesi üzerine, bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, bu başvuruya ilişkin kararında daha önce kamuoyunda ‘4+4+4’ olarak bilinen Kanun’un anayasallık denetiminde ortaya koyduğu dinin toplumsal ve kamusal alandaki görünürlüğüne imkân tanıyan ‘özgürlükçü’ laiklik anlayışını hatırlatmıştır. Kararda ‘toplumda farklı dinlerin, inançların ya da inançsızlıkların bulunduğu’ gerçeğinden hareketle devletin toplumsal çeşitliliği koruyarak bireylerin inançlarıyla birlikte bir arada yaşayabilecekleri bir siyasal ve hukuksal düzeni inşa etmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Anayasa Mahkemesi, avukatın başörtülü olarak duruşmaya katılmasının engellenmesine yönelik uygulamanın din ve vicdan özgürlüğü ile ayrımcılık yasağını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.”

***

Zühtü Arslan’ın verdiği bir başka örnek de yine hayatın içinden;

“Bir başvuruda başvurucunun eşi, içinde bulunduğu ticari taksiye başka bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir. Araç sürücüsünün ehliyetine alkollü araç kullandığı için daha önce el konulduğu, kaza sırasında da alkollü olduğu, hız limitinin çok üzerinde seyrederek ve kırmızı ışık ihlali yaparak kazaya neden olduğu anlaşılmıştır. Kazaya sebebiyet verenler hakkında açılan ceza davası 8 yıl 1 aylık süre sonunda zamanaşımından düşmüştür.

Anayasa Mahkemesi, davanın zamanaşımından düşmesinin ölenin eşi olan başvurucunun ve genel olarak toplumun hukukun üstünlüğüne olan inancını sarsacağına, hukuka aykırı davranışlara hoşgörü gösterildiği ve kayıtsız kalındığı izlenimi yaratabileceğine dikkat çekmiştir. Haksız biçimde yaşama son verdiği iddia edilen eylemin cezasız kalması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.”

***

Hayatın hengâmesi içinde gözden kaçırdığımız bu kararlar sizce de önemli değil mi

CAN DÜNDAR VE ERDEM GÜL’ÜN PERDE ARKASI NE

Tam yazımı tamamlamıştım ki telefonum çaldı. Arayan başkent kulislerini iyi koklayan dostum.

- “Bilmediğin bir şeyi anlatayım sana. Biliyorsun, Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararına özellikle Tayyip bey ve iktidara yakın kesimler büyük tepki gösterdi. Hatta bazı gazeteler Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ı ti’ye alan manşetlerle çıktı.”

- Buraya kadar olanını biliyoruz… Bilmediğimiz ne

- “O kararın o şekilde alınmasının başka sebepleri de var. Hukuksal bazı arka planlar…”

- Nedir onlar

- “Onları da yeri geldiğinde, bir başka zaman anlatırım…”

***

Telefonum kapandı. Aldı beni bir merak! Oldu mu peki, minicik kuşum!

ERGENEKON MU O DA NE

Yıllardır tartıştığımız Ergenekon davası buharlaştı...

Milli Gazete bu gelişmeyi manşetten, “Bir varmış bir yokmuş!” ironik başlığıyla duyurdu.

Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş da aynı gün konuyu geniş bir şekilde “Başyazı”sında ele aldı ve Erbakan Hocamızla şu diyalogunu aktardı; “…Tahran Büyükelçi’mizin 54. Hükümet’in Başbakanı Erbakan Hocamızın onuruna vermiş olduğu yemek vardı. Olur ya, bir gazeteci hocamıza bu konuyu sorabilirdi. Ya da bir sohbet sırasında bu mesele açılabilirdi. Hocamızın Türkiye’deki bu gelişmeden haberdar olması gerektiğini düşündük. Hocamızın sefarette yalnız başına kaldığı bir ‘an’ oluşunca, Hocamızın yanına vardık ve kendisini detaylarıyla bilgilendirdik. Hocamız yine sayfalarca makalelerle anlatılacak süreci tek cümleyle özetlemişti bize: ‘Anlaşıldı Mustafa’ demişti Hocamız; bunlar Amerika’nın aleyhine konuşacak kimseyi bırakmayacaklar…”

***

Hatırlayacaksınız, Ergenekon Davası’nın en hararetli günlerinde, Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün bir değerlendirmesi oldu. Bu vesile ile o cümleleri bir kez daha bilgilerinize sunuyorum. Şunları söylemişti, Oğuzhan bey; “Ergenekon, altını çizerek söylüyorum Türk ordusunda, TSK içinde Amerikan karşıtlarının tasfiyesidir. Nokta ve bir de ünlem koyuyorum. Başka bir şey değildir. Çünkü aynı olaylar içinde şu anda Silahlı Kuvvetler’in içinde şu anda bir kısım insanlar var. Amerikan karşıtları ortadan kaldırılmak isteniyor. Sebebi de Amerika’nın İran’a olası müdahalesinde orduyu kendi istedikleri hale getirmektir. Ama şerefli Türk ordusu bu oyuna gelmez diye düşünüyorum…”

 NOT

Bugün, 27 Nisan 2016, Çarşamba 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak!