Baskıyla erkeğin şiddet dürtüsü kontrol altına alınabilir mi?

Abone Ol

Bayram öncesinde, "erkeğin şiddet dürtüsü" ile ilgili yazdığım yazıdan dolayı epeyce mailler aldım.

Eleştirilerde "yapıcılık" yerine daha fazla "suçlayıcılık" yönü öne çıkıyor.

Zaten genelde yaptığımız savunmaların büyük bir çoğunluğu hep suçlayıcılık üzerinde kurgulanıyor.

Suçlamak kolay, suçlayarak "ego tatmini" yapmak, bu işin en kolay yönü.

"Alternatif düşünce" diye bir şey yok.

Sadece "suçlamak,"

Sadece "dışlamak,"

Sadece "ötekileştirmek."

Bu tavrımızı yaygın halde, istemediğimiz ve sevmediğimiz kişiler ve kurumlar için çekinmeden yapıyoruz.

Bu yaklaşım tarzı bizde maalesef bir "kültür haline" dönüştü.

Yahu arkadaş, "benim düşünceme karşı senin düşüncen nedir

Sen ne öneriyorsun

Sosyal yönden, insanı yönden ve dini yönden bunun açıklaması ile ilgili hiçbir fikrin yok mu

Yani olması gereken nedir

Suçladığın konu ile ilgili bir şeyler söyle de, ondan sonra suçlayacaksan yine suçla!..

Konuyla ilgili gelen mailler, bizim camianın dışından geldiği belli.

Yazılar, internet ortamında yayınlandığından her kesimden de okunabiliyor

Kadının "özgürlüğü," kadının "hak ve hukuku," kadının "şiddet karşısındaki mağduriyeti" gibi konular, bu işin başında geliyor.

Tabidir ki bunların hepsi haklı gerekçeler.

Ancak, ben kadının mağduriyeti karşısında yapılması gerekenleri

savunurken, "erkeğin şiddet uygulamasını savunuyorum" ithamı nereden

çıkıyor bunu anlayamıyorum

Bizim iddiamız, kadının bu durumu; "kanunlarla, cezalarla ve baskılarla" önlenemez.

Erkeğin genetik yapısında var olan "şiddet içgüdüsü," tahrikler ve

baskılar karşısında kontrol altına alınamadığı gibi, bilakis daha "fazla

şiddete ve saldırganlığa" yol açar.

Sonuçlar ortadadır.

Bununla ilgili yüzlerde örnekler verilebilir.

Taşkınlık yapan bir erkeğin "şiddet dürtüsünü" iyice tespit yapmak gerekiyor.

"Psiko-sosyal ve insani " yönüyle ilgili hiçbir girişimde bulunmadan hemen ceza yoluna gidilirse, "sonu felaket olur."

Erkeğin şiddet dürtüsü ile ilgili "ceza yönü," elbette olacaktır.

Ancak ön hazırlıklar ve ön tedbirler alındıktan sonra olmalıdır.

Bu yapılmadığı takdirde, "kadın-erkek düşmanlığı ve aile içi şiddet" alır başına gider.

Bu bir "süreç ve kültür" işidir.

Sevgi, merhamet, yardımseverlik, fedakârlık, paylaşmak, ikram, sohbet

ve saygı gibi kavramlardan yola çıkarak "kalıcı projelerin yapılması"

ve hayata geçirilmesi gerekiyor.

Nihayetinde, "kadın-erkek birlikte yaşamak zorundadır."

Bu kuralı yıkmaya kimsenin gücü yetmez.

Bu fıtrattan gelen bir ihtiyaçtır.

Birleştirici ve kalıcı evliliklerin, yuvaların kurulması noktasında "devletin bir politikası" olması lazım.

Bütün devletlerin alt yapısı buradan geçiyor.

İnsanlık bunun üzerine kurulmuştur.

Aileyi, evlilikleri, kadın ve erkek ilişkilerini önemsemeyen ülkelerin durumları meydandadır.

Onların durumuna düşmeden, kadın-erek rekabeti oluşturmadan

"birleştirici ve kaynaştırıcı" projelerin hemen hayata geçirilmesi

zorunlu bir ihtiyaç haline geldi.

"Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı"nın bu yaklaşımı kadının

hakkını koruma yerine, aksine kadını daha fazla tehlikeye sokuyor.

Çünkü kadın burada "canlı hedef" yapılıyor.

Şiddete şiddetle karşılık vermek, hiçbir zaman çözüm değildir.

Bu yaklaşım tarzı; Önce kadın-erkek arasında "gerginliklere," daha

sonra aileler arasında "kavgalara," sonunda da akrabalar arasında

"çatışmalara ve kan davalarına" dönüşür.

Bu konu yalnız "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı"nın sorunu değildir.

Herkesimi ilgilendiriyor.

Gönüllü kuruluşlardan tutun da, bütün partilere kadar her kesim bu konuyla ilgilenmeli.

Bu bir ülke meselesidir.

Şimdiden tedbirler alınmazsa, gelecekte telafisi mümkün olamayacak sorunlarla uğraşmak zorunda kalırız.