Bilindiği gibi her ay başta TÜİK ve ENAG olmak üzere bazı kurumlarca enflasyon rakamları açıklanıyor. Elbette bir konuda farklı araştırmaların yapılmasının yadırganacak bir yanı yok. Ancak, yapıldığı belirtilen ve kamuoyuna açıklanan araştırma sonuçları arasında insan havsalasının almayacağı farklar ortaya çıkınca ister istemez yapılan açıklamalar sadece en yüksek çıkanı değil, düşük çıkan sonuçlar da kafalarda tereddüde yol açıyor. Bunun ötesinde ayrıca bir emek ve masraf sonucu elde edilen rakamlara karşı bir güvensizlik oluşuyor. Hâlbuki ülkemizdeki enflasyon son zamanlarda toplumun dar ve sabit gelirli kesimlerini inim inim inletiyorsa o zaman söz konusu araştırmaların gelişigüzel yapılması ve bunların da doğru olarak takdim edilmemesi faydadan çok zarar veriyor.
Bu konuda derdimi örnek aldığım TÜİK ve ENAG tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon rakamları üzerinde birlikte düşünelim diyorum. Çünkü TÜİK’in araştırmasına göre Eylül ayı enflasyonu yüzde 4.75, ENAG’a göre yüzde 6.24, ENAG’a göre yıllık enflasyon rakamı yüzde 130.13, TÜİK’e göre yüzde 61.53. İki açıklama arasında aylık bazda da, yıllık bazda da ciddi fark var. Özellikle TÜİK yıllık enflasyon rakamı yüzde 61.53 iken ANAG’a göre yüzde 130.13. Sanıyorum sadece iki rakam arasındaki yıllık fark yüzde 100’ün üzerinde. Böyle olunca bu rakamlar doğru olarak kabul edilerek çalışanlar ve emeklilerin ücretlerinde artışın temel taşı haline getiriliyorsa sanıyorum dar ve sabit gelirliler söz konusu enflasyon altında sürekli eziliyorlar. Söz gelimi TÜİK’e göre yıllık enflasyon rakamı yüzde 61 iken ve iktidar sahipleri ücret artışında bu rakamı esas aldıklarında çalışanlar ve emekliler ekonominin bütün yükünü çekmeye mahkûm edilmiş oluyorlar. Hemen belirteyim ki ücret ve emekli aylıklarında artışa ölçü olarak yüzde 61.53 kullanıldığında bundan sonra da enflasyon karşısında ezilmeye devam edilecekler demektir. Bu ise zulümdür. Özellikle emeklilerin uzun yıllar hizmet verdikten sonra yokluğa itilmelerine mutlaka son verilmesi gerekiyor. Bunun ise TÜİK’in aylık ve yıllık olarak açıkladığı enflasyon rakamları ölçü alınarak sağlanması mümkün değil.
Bu noktada üzerinde durmak, dikkat çekmek istediğim esas konuya geçmek istiyorum. Bu ise söz konusu araştırmaların hazırlanmasını sağlayan kuruluşlara düşüyor. Olayın bir tarafında TÜİK, yani devletin bir kuruluşu var. Öbür tarafta ise işin uzmanlarının oluşturduğu bir kuruluş var. Böyle olunca yaptıkları araştırmaların toplumun bir kesiminin ezilmesine sebep olmaması için bir araya gelerek açıkladıkları rakamlar arasındaki büyük farkın sebeplerini konuşmaları, tartışmaları, bu farkın nereden oluştuğunu belirleyip topluma açıklamaları gerekir. Çünkü mesele biz araştırdık böyle bir sonuç bulduk diyerek işin sorumluluğundan kurtulmaları mümkün olmayacaktır.
İster istemez siyasette oluşturulan ayrışma ve kamplaşma ekonomi ile ilgili bir araştırmanın tespitinde de etkili hale gelmiş ise böyle bir ülke bu tür araştırmaların yapılması ne de açıklanması doğru olmaz. Bu bakımdan öncelikli olarak toplumun tüm kesimleri ve tarafları yaptıkları araştırmayı aralarında tartışamayacak durumda iseler bunlara gerek yok. Çünkü toplumun zaten ezilmekte olan dar ve sabit gelirli kesimleri daha da ekonomik olarak sıkıntılı günlere mahkûm ediliyor demektir. Böyle bir sonucun bilerek ya da bilmeyerek ortaya çıkması hiç önemli değil. Ancak, ülkenin bir gerçeğini tespit konusunda yeterli beceriye sahip değilse o zaman bu alandan çekilmek gerekmez mi?
Son söz, her ay açıklanan aylık ve yıllık enflasyon rakamları arasındaki ister istemez, bu iki araştırma farklı iki ülkeye mi ait sorusunu akla getiriyor.