Basiretsiz Hırsın Sonuçları

Abone Ol

Bazen olur ki, bir insanın ancak bu kadar basireti bağlı

olabilir,  bu kadar ferasetsiz olabilir,

bu kadar gerçekleri görmezden gelebilir. Tabii ki İç Güvenlik Yasa

Tasarısı ndan bahsediyorum.

En son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim. Günlerdir

büyük gürültü patırtı koparılarak TBMM de görüşülen ve kısmen yasalaşan İç

Güvenlik Yasası ndan zamanla en fazla zarar görecek kesim, inançlı insanlar

olacaktır.

Ne acı ki, iktidar muhipleri, kim bilir ne beklentilerle

ve sırf siyasi hırs uğruna bu yasayı da diğer hatalarda (Irak tezkeresi, zina

serbestisi, domuz eti, füze kalkanları, 12 yıllık kesintisiz eğitim, BOP eş

başkanlığı, Libya katliamı, yabancılara toprak satışı, İsrail e OPEC üyeliği,

Suriye kışkırtıcılığı, Mısır öngörüsüzlüğü, vs.) olduğu gibi

savunabiliyor.  Yasayı o çıkarttığına

göre,  bir bildiği vardır muhakkak!

***

Şu anda bile bu kısıtlı yasalarla, bu kadar çok

hukuksuzluk ortada iken, eli coplulara verilecek çok geniş yetkiyle, nelerle

karşılaşılabileceğini kestirmek hayli güçtür. Toplumun bir yansıması olarak,

içinde her meşrepten insanın bulunduğu kitleye bu kadar yetki verirseniz

perişan olursunuz. Bu yasa çıktıktan sonra gece sohbetten, zikirden gelenleri

makul şüpheli olarak görüp haydi karakola deyip götürüldüklerini ve gözaltına

alındıklarını duyarsanız şaşmayın. Gün gelecek herkes ciyak ciyak ötecek,

seslerini kimse duymayacak. Yandaşlar saraydan talep geldi diye savunuyorlar.

İktidarların gelip geçici olduğu, yasaların her devre göre yorumlandığı hesaba

katılmıyor.

Bu kanun, kaldırılan 163 ve 312. Maddeleri rahmetle

aratacak türden bir yasa.  O yasalarda

hiç olmazsa suçun tanımı vardı. Bunda ise kişilere ve iktidarlara göre farklı

yorumlanabilecek özellikte her şey muğlak. Yargının siyasallaşmasının

daniskasını göreceğiz. İktidarı ele geçiren herkes,  kendi menfaati için yasayı demoklesin kılıcı

gibi kullanabilecek. Bundan sonra savcı talimatı olmadan, amirden gelecek sözlü

emirle istedikleri kişiyi gözaltına alacaklar. Haber vermeden 40 saat

gözaltında tutacaklar. Neymiş, tutanak tutulup bir nüshası kodese tıkılan

kişiye verilecekmiş. Verseniz ne fayda ki! Yeni yasaya göre  saldıran

değil; saldırı hazırlığında olan, saldırıya teşebbüs edenler gözaltına

alınacak. Caddede yürürken mimiklerinizden sizin eylem yapmaya gittiğinizi

tahmin edip tutuklayacaklar. Gösteri yürüyüşlerinde kendini gizlemek amacıyla,

yüzünün tamamı veya bir kısmını örtenlere üç ile beş yıl arasında hapis cezası

verilecek. Sizce bu tanıma en çok kim uyuyor Gün gelecek toplantıya, mitinge

giden tesettürlü hanımlar bu kategoriye girecek! Başka bir madde daha var.

Diyor ki yasadışı topluluk kıyafeti giyenler hapisle cezalandırılacak. Kim

bunlar Allah aşkına, bunun ölçüsü nedir Hangi giysi hapis cezası getirecek

Kolluk kuvvetlerinin sahip olduğu silah kullanma yetkisi genişletilecek, ülke

polis devleti haline gelecek.

Yasayı savunanlar diyorlar ki  Efendim İngiltere de, Avusturya da polisin

daha fazla yetkisi var. Pes doğrusu, sende oradaki demokrasi ve insan hakları

mı var ki! Belirsizliklerle dolu kanun, anlaşılan çok can yakacak. Yüz küsur

maddelik yasanın sadece üç, dört maddesini özetledim,  gerisini düşünün.

***

  Acaba bu yasa da

AB nin şart koştuğu zina yasası, ya da ABD ye söz verilen İsrail i

koruma,  BOP a destek ve ılımlı İslam

üçgeninde muhtevaya uygun, mecburiyetten çıkarılan bir yasa mıdır   Yani birilerine söz verildi de o mu yerine

getiriliyor.  Yok, eğer tek adamlık

özlemiyle yapılan, birilerine gözdağı vermeyi amaçlayan bir yasaysa vay

memleketin haline! 

Allah a kafa tutmakla eş

değer faize sessiz kalanlar, büyük bir isyan olan zina yasası çıktığında tepki

vermeyen, hatta çeşitli kılıflarda yasayı savunanlara karşı büyük bir felaket

olarak bu yasa geliyor. Giderayak yeniden seçilmek ve göze girmek uğruna bu

tavizi veren kişiler olarak anılmayı kimse istemez.  Zaten bir tür savaş sayılabilecek Süleyman

Şah Operasyonu yapıldığı gece, yasa maddelerinin genel kuruldan geçmesi hayli

manidar. Ölümlü üniversite öğrenci olayları da ne hikmetse ilginç zamanlamayla

gerçekleşti. 28 Şubat ın yaraları sarmaya çalışılırken (!) başımıza yeni

çoraplar örülmesini anlamak mümkün değil.