Millî Görüş ün muhterem lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan a karşı gösterilen tutum, geleceğin araştırmacılarını hayrete düşürecek niteliktedir. Bu konudaki tarih hükmü, çeşitli seviyedeki nice insanın ibretlik tavırlarını ortaya koyacaktır.
1969 da başlayan zorluklarla dolu siyasi mücadele, nice badirelerden geçti. İğneyle kuyu kazarcasına yürütülen mücadele meyvesini verdi. Üç kere koalisyon ortaklığı ve Başbakan Yardımcılığı 1995 te yüzde 22 lik oy oranı ile Türkiye nin en büyük siyasi partisi haline gelme ve Refah-Yol Hükümetinin Başbakanlığı... Her biri başarılarla dolu görevler...
Refah-Yol Hükümeti, Türkiye ye öyle bir vizyon, cesaret ve güven kazandırdı ki, muhterem Erbakan a "Efsane Başbakan" denilmeye başlandı. Bu gerçeği, o günlerin basına yansımış yazılarıyla örneklendirmek istiyorum.
"Yıllardır körü körüne göbekten bağlandığımız, her isteğine tereddütsüz "olur Sam Amca, siz nasıl emrederseniz" dediğimiz ABD, nihayet gerçek yüzünü gösteriyor. ABD nin bu çirkin yüzünü görmemizi de sağ olsun Erbakan Hoca ya borçluyuz." Yeni Günaydın, Gürsel Doğan, 21 Ağustos 1996
"Refah Partisi ve yanındakileri alkışlıyor ve şapka çıkarıyorum. RP ve onun yanındakiler ileriye birlik içinde gidiyorlar." Sakıp Sabancı, 18 Kasım 1996 tarihli gazeteler
"Erbakan ın serinkanlı taktiği en belirgin meyvelerini ekonomide verdi. Bugünlerde pek çok kişi Hoca ya paralel ekonominin olumlu sinyaller verdiğini açık seçik ilan ediyor." Milliyet, Doğan Heper, 18 Mayıs 1997
"Gerçek millet iktidarının başı Necmeddin Erbakan. Kimisi laf üretir, kimisi iş... Bugünün kıymetini bilelim ve başarılarına dua edelim" Türkiye, Ayhan Songar, 18 Mayıs 1997
Türkiye yi layık olduğu büyük hedeflere koşturan bu güzel başarılar, içte ve dışta bazılarını rahatsız etti. Türkiye, 28 Şubat gibi normal olmayan bir sürece sokuldu. Refah Partisi nin yıpratılması ve gözden düşürülmesi için nice yöntemler denendi. Andıç belgeleri basının gündemi haline geldi. Gerçekle alakası olmayan iddialarla RP yi kapatma davası açıldı. Cumhuriyet Başsavcısı RP için "habis ur" gibi hukuk dilinde olmayan tabirler kullandı. Basında bu gelişmelere tepki olarak "İddialar asılsız", "Başsavcı mı, politikacı mı", "Eşi görülmemiş hukuk rezaleti", "Savcı Anayasa nın dışına çıktı" gibi başlıklar kullanıldı. Bazı yazarlar da "Bırakın bu hezeyanları." (Mehmet Barlas), "Nerede kaldı sandığa saygı " (Rauf Tamer), "Ya kötü niyetli, ya cahil. (Hasan Celal Güzel), "Kapatılmak istenen RP mi, demokrasi mi " (Ferhat Koç) gibi ifadelerle olaya tepki göstermişlerdi.
Haksızlığın sınırları...
Bütün bu gelişmelere rağmen, olağanüstü 28 Şubat sürecinde Refah Partisi kapatıldı. Erbakan siyasi yasaklı haline getirildi. Haksızlığın sınırsızlığına bakın ki, Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, emekli olduktan sonra, kapatma davasıyla ilgili olarak "Bu dâvâyı açmak istemiyordum. Gaza gelip açtım" diyecekti.
Vural Savaş, Erbakan ın meziyetleri hakkında şunları söylüyordu: "Erbakan daha ulusalcı, daha milli menfaatimize uygun politikalar savunuyor. Erbakan ın antiemperyalist tutumunu devam ettirdiğini görüyorum. Samimi olduğuna da inanıyorum." Millî Gazete, 14 Mart 2004.
Bugün, 28 Şubat ın provokatif olayları, haksızlıkları, maksatlı yayınları, oynanan senaryolar TV dizilerine konu olmuş durumdadır. Muhterem Erbakan, Refah Partisi nin kapatılmasından sonra beş sene siyasi yasaklı duruma düştü. Bununla da yetinilmedi; RP nin mali hesaplarını incelemek adına, Erbakan Hoca yeni bir tuzağa daha düşürülmek istendi. Maksat, Erbakan ı ömür boyu kabuğuna çekilen bir duruma getirmekti.
Hukuken "Siyasî partilerin mali denetimi sadece Anayasa Mahkemesince yapılır" kuralına rağmen RP nin mali denetimi Maliye Bakanlığı na bırakılmıştı. Basında, konu ile ilgili 940 çuval evrak bulunduğu ve bu evrakların ciddi bir incelemeden geçirilmeden Muhterem Erbakan ın suçlu bulunduğu yazılıp çizildi.
Peki, Erbakan Hoca dan ne istiyordu O, her elde ettiğini bileğinin hakkıyla kazanmış, önündeki bütün engelleri aşa aşa bugünlere gelmiş bir liderdi. Kesinlikle lütuf istemiyordu. Diğer siyasi partilere uygulanan neyse, kendisine de aynısının uygulanmasından yanaydı. Nitekim SHP hakkında mali usulsüzlük gerekçesiyle savcılığa müracaat edilmişti de, savcılık "Bu bizim işimiz değil" diyerek Anayasa Mahkemesi ne göndermişti. Erbakan ın istediği de bundan başkası değildi. Yani ihkâk-ı hak.
Bugün Türkiye de büyük bir facia yaşanmaktadır. Türkiye kamuoyu bu bilmecenin çözümünü beklemektedir. Hükümet, bir hukuk ayıbının ortadan kalkması ve bir facianın yaralarının sarılması adına gayret etmek yerine, kendi geleceği için hesaplar yapmaktadır. Hükümetten beklenen maksatlı ve yanlış bir yöntemle yapılan uygulamadan doğan zararın ortadan kaldırılmasıdır. Yoksa usulsüz bir uygulama sonucu verilen kararı dikkate alarak "Erbakan ı hapishaneye mi koyalım, yoksa evine mi hapsedelim" kararını vermek değil.
Erbakan Hoca nın yetiştirip adam ettiği pek çok kişi bugün icraya hükümet etmektedir. Maliye Bakanlığı, alet edilerek yapılan bu yanlışlığı düzeltmek yetkisi ellerindedir. Gecikmeli de olsa, bir hakkın yerini bulması, gelecekte de aynı hatalara düşülmemesi açısından anlamlı olacaktır. Konu ile ilgili olarak siyasi partilere, hukukçulara ve medyaya da büyük görevler düştüğüne inanıyorum.
Türkiye, insanlar öldükten sonra itibarlarını iade etme geleneğini geride bırakmalıdır. Bunun, daha insanlar hayatta iken yapılması daha büyük anlam ifade edecektir.
Erbakan ın mesajı ortadadır. "Bütün insanlığın saadet ve barış içinde yaşaması" söylemini duymayan kalmamıştır. Ömrünü Türkiye nin maddi ve manevi her alanda kalkınması için harcamıştır. İnsan haklarını ve özgürlükleri savunmuştur. Ülkemizi "lider ülke" yapmak için çalışmıştır. Böyle bir lidere karşı kadirşinaslık ve vefakarlık göstermek bir insanlık görevidir. Türkiye ciddi bir sınavdan geçmekte, tarihe not düşülmektedir. Bu görev yapılmazsa, tarih, bu dönemin Brütüs kontenjanının çok yüksek olduğunu kaydedecektir, diye düşünüyorum.