Barışın adı anne

Abone Ol

Barış başkalarına değil bize lazım.

Dışarıdakinin aferinleri, sırtımızı sıvazlaması için değil, vicdanımıza iyi gelip ilaç olduğu için lazım.

Başkalarına şirin görünmek için değil, kendimize şifa olduğu için gerek.

Fakat gelin görün ki bizde yanlış bir gelenek vardır.

El ne der.

Bu yüzden insanlar evladının onurunu önce “el ne der” dürbünü ile değerlendirir.

Çocuğu biraz geç kalsa etrafın dedikodusundan daha fazla çekinir de, evladının başına ne geldi onu daha sonra düşünme dairesine alır.

Evimizi temizlerken de, “aman misafirler, yabancılar etrafın pisliğini görmesin” diye telaşlanırız.

Oysa o evde kaliteli, sağlıklı, huzurlu, mutlu hayat geçirmek önce o evin sakinlerinin hakkıdır.

Tıpkı bir misafir gelince anne ekstra hazırlanır, çok süslü sofralarla konuğa verdiği değeri gösterir.

Fakat kendi ev halkına iki tabak atıp kurduğu sofralarla fazla itibar vermediğini mi anlatmak istemektedir.

Son günlerde taziyenin yorumlanması da böyle algılandı ne yazık ki.

Dışarıdan puan beklentisi ile bir işe girişmek tenakuz oluşturdu.

Tarihimizle yüzleşmek, bize acı veren olayları yüreklice konuşabilmek, gerektiğinde şu hususta yanlış yapıldı diyebilmek.

Ulusça barışı yeşil tutabilmek hepimize iyi gelmekte.

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde bir haber vardı.

Oğlunu öldüren katilin ipini çekme hakkı olan İranlı annenin davranışı hepimizi allak bullak etti.

Aile fotoğrafından eksilen yavrusunun yokluğu ile her gün ölen, yaşama sevincini yitiren anne.

O gün, evladını öldüren kişi karşısındadır.

Elleri arkasından bağlı, gözleri bandajlı, boynunda idam ipi.

Katilin hayatı, kendi ellerine teslim edilmiştir.

Hemen karşısında bir diğer anne.

Katilin annesi, tir tir titremektedir; ayakları üzerinde duramamaktadır, bir mucize olsun diye gözyaşları arasında dua etmektedir.

Oğlu öldürülen anne, bundan daha büyük felaket görmemiştir, derin hicrandadır, her gün kan kusmakta, bağıra bağıra ağlamaktadır.

Çocuğunu kendisinden çalan işte karşısındadır, korkudan debelenmektedir.

Herkes bu sona kilitlenmişken, nefesler tutulmuş, o birkaç dakika içinde gerçekleşecek katilin idamına odaklanmışlardır.

Fakat evladı öldürülen anne, dizleri üzerine çöken katilin ehval içindeki annesini gördüğünde evlat acısını ona yaşatmaya hakkı olmadığını düşündü.

Kendisi yanmıştı.

Velev ki çocuğunu yakan da olsa.

Başkası neden yansındı.

Kararını zaten çoktan vermişti.

Affetmek büyüklüktü.

Tuttuğu ipi bıraktı, katile sadece bir

tokat attı.

İki anne birbirlerine sarılıp katıla katıla ağladılar.

Barış böyle bir şeydi.

Ağlayarak, canınız yanarak, kızarak ama affederek ele geçen kıymetli bir değerdi.

Çıdamlı anne, katili öldürseydi, acıları dinecek miydi

Hayır.

Bu kez katilin hayatına son verdiği için hep içi titreyecek, hayatı kâbusa dönecek, acılarına bir başka canın acısı eklenecekti.

Bitterazi barış.

Yakın geçmişimizde elbet canımız yandı, savaşların bilançosu sivil halka yansıdı, çok masumlar harbin ateşinde tutuştu.

Hem kendi canlarımız hem bu topraklarda yaşayan diğer canlar birlikte zarar gördük.

Hiç gerek yokken İttihat ve Terakki nin şımarık paşaları, tehcir gibi bir yanlışa imza attılar.

Pek çok masum insan yüzlerce yıllık topraklarından, evlerinden, anılarından koparıldı.

Şimdi kalkıp bu yapılanlar yanlıştı demek, dışarısının aferinleri için değil kendi vicdanımıza iyi geleceği için olmalı.