Barış, uzlaşı ve kardeşlik çağrısı

Abone Ol

KARDEŞLER! Türkiye’nin güney ve kuzeyden kuşatılmaya çalışıldığını hepimiz görüyoruz. ABD, Rusya, Çin, dünyadaki siyasi varlıklarını artırmaya çalışıyorlar. ABD ve Rusya arasında Ukrayna ve Belarus krizi üzerinden bir restleşme var. Rusya, 10 bin km. menzilli balistik Yars füzeleriyle NATO’ya karşı güç gösterisi yaptı. (30.11.2021) Çin, Tayvan’ı topraklarına katmaya çalışıyor. Tayvan’ın toprak bütünlüğünün bozulmasını istemeyen Japonya’ya, “Başınız kanlı bir şekilde ezilir” (02.12.2021) tehdidinde bulundu.

Bunlar, dünyanın elektrikli bir atmosfere girdiğini gösteriyor. Büyük devletlerin savaşları Türkiye’ye sıçrayabilir. 1. Dünya Savaşı’nda bunu acı sonuçlarıyla yaşadık. Öyleyse, aynı hataya düşmeyelim. İçte birliğimizi sağlayalım. Bunu yaparsak en çetin zorlukları yenebiliriz: “Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

Birlik olmak, “iç barış”ı sağlamaktan geçer. İslâm gibi “barışçıl” bir dinimiz var. Bu millet Müslüman. İslâm kelimesi “barış, esenlik” anlamında. Kur’an, “Barışta hayır vardır” (Nisa, 128) buyurur. Müslümanlara emir ise şöyle: “Ey iman edenler!  Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin.” (Bakara: 208)

Allah Resulü (S.A.V.), sahabenin aleyhlerinde gördüğü Hudeybiye Barışı’nı niçin imzaladı? İçeriğinde “barış” olduğu için. Barış sonrası İslâm davetinin yolu açıldı. Efendimiz (S.A.V.) dünyadaki bütün devlet başkanı ve kabile reislerine elçiler göndererek İslâm’a davet etti. Savaşta göz gözü görmez. Davet, ancak “barış” ve özgürlük atmosferinde iyi anlaşılır.

BARIŞ FEDAİLERİ

GELİNİZ, görüşümüz ne olursa olsun, hepimiz birer “barış fedaisi” olalım. Birbirimizi sevelim; birbirimiz için yaşayalım. 84 milyon insan bir yere gitmeyecek. Türkiye hepimizin vatanıdır. Tarih göstermiştir ki, düşman dışta, suçlu içtedir. Türkiye hukuk devletidir. Kim suç işlerse İçişleri Bakanlığı takip etsin. Yargı cezalandırsın. Suçlunun cezasını kişiler vermeye başlarsa, toplumda kaos oluşur. Cezayı kurumlar (mahkeme) vermeli.

Belki, Başkanlık Sistemi sebebiyle, Türkiye’nin bir yarısı, diğer yarısına “düşman” haline getirildi. Sistem, iktidar olmak için yüzde 50+1 oy alma şartını koydu. İhtiraslı siyasiler illâki bu oyu alıp iktidar olabilmek için; karşısındakilere baskı, hakaret, yakıştırma, itibarsızlaştırma, kavga gibi her yolu acımasızca kullanıyorlar. Türkiye’de iki ittifak oluştu. Birbirlerine “düşmanca” bir dil kullanıyorlar. Bunu anlamak için siyasi partilerin TBMM grup toplantılarını izlemek yeterli.

Hayır, kardeşlerim hayır! Kavgacı, dışlayıcı, ayrıştırırcı, ötekileştirici dil, tarihin en büyük milletine hiç yakışmıyor. Bunu yapanlar çoğunlukla 65 yaş ve üstü insanlar! Hani, halk arasında “Yaşından, başından…” denir ya! Sevmediğimiz bir partiye bile yapılsa; sert, kaba, baskıcı, hakaret ve yakıştırma dilini hiç kimse için kabul etmeyelim.

“Çirkin” söylemlerin sahipleri, dinimizden örnekler vererek bu salvolarını ortaya koyuyorlar. Ne olur, dinimizi; sert, baskıcı, insan onuruna yakışmayan davranışlarınıza alet etmeyin. Üslûb-u lisan, aynıyla insan! Söz, insanın kendisini anlatır. İçinde ne varsa, dışına o yansır!

EL ELE; GÖNÜL GÖNÜLE

GELİN, akl-ı selim davranalım. Türkiye’ye, topluma zarar veren insan, bizim görüşümüzde de olsa, suçunu saklamaya çalışmayalım. Kötülüğü kim yaparsa yapsın, kötüdür. Zulme rıza göstermeyelim. Zulme rıza göstermek, zulümdür. Kötülüğü ortadan kaldıramasak bile, iyilikleri çoğaltmaya çalışalım. Bu konuda kararlı ve birlik olursak, insanlar kötülükleri icra edemezler. Hele siyasiler!

Siyasiler de bizim içimizden çıkıyor. Onları biz seçiyoruz; biz kontrol edip denetleyelim. Çirkin sözlerini tasvip etmediğimizi gösterelim. Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakalım. Gelecek nesiller, atalarımız bunları mı yapmış; birbirlerine bu çirkin sözleri mi söylemişler, diyerek; onların bizden utanmalarına yol açmayalım. Siyasiler, çirkin sözlerinde bizden cesaret alıyorlar. Hakaret sözlerine, “Dur bakalım, seni oraya biz getirdik” diyebilmeliyiz.

Eğitimsiz, kültürsüz toplumlar “sürü” haline geliyorlar. Çobanın sürüyü düdükle yönettiği gibi; kimse Türkiye’yi hakaret içeren sözlerle yönetememeli. Biz sürü değiliz. Aklımızı kullanmalıyız. Okuyan, düşünen, inceleyen, araştıran, sözleri ve olayları sorgulayan “uyanık” bir toplum haline gelirsek, kimse bize “sürü” muamelesi yapamaz.

İktidar olsun, muhalefet olsun; ülkemizi yöneten siyasileri biz seçtik. İcraat için hükümete ne kadar ihtiyaç varsa; denetleme için de muhalefete o kadar ihtiyaç var. “Yapıcı” olanlar, milleti birleştirip kardeş yapanlar kıymetli. Millet adına barışçı, uzlaşmacı, problem çözücü olmak zorundalar. Ayrıştıran, ötekileştiren ve halkımızı kutuplaştıranlar, “kendilerini övseler” de milletten yüz bulamamalı.